Rasim Bolbol

Rasim Bolbol

“Gül-İmamoğlu-Demirtaş üçgeni”nde neler oluyor?

-

“Al gülüm ver gülüm” prensibi, pek çok alanda olduğu gibi, siyaset dünyasında da oldukça revaçta olan bir prensiptir. Son zamanlarda Abdullah Gül-Ekrem İmamoğlu-Selahattin Demirtaş üçgeninde yaşanan gelişmeler de bunu teyit ediyor doğrusu.

Baksanıza, zikrettiğimiz her üç isim de bugünlerde birbirlerine övgüler düzmekle meşgul. Açıklama üstüne açıklama yapıyor, demeç üstüne demeç veriyorlar. Birbirlerini parlatmak için adeta sıraya girmiş vaziyetteler.

Çok uzağa gitmeye gerek yok, bu “trio”nun sadece 31 Mart’tan sonraki açıklamalarını dikkate aldığımızda bile, “çarpık ilişkiler”i görmüş ve çözmüş oluyoruz.

Hatırlayın, neler yaşadık bu süreçte?

Önce, Abdullah Gül’ün, AK Parti’nin 31 Mart’taki usulsüzlüklere yönelik iddialarını bütünüyle görmezden gelip İmamoğlu’na bir nevi arka çıkışına şahit olduk değil mi? 

Anımsayın, eski cumhurbaşkanı (zımni bir şekilde), seçimlerin AK Parti tarafından tartışmalı hale getirilmek istendiğini söyleyerek “Türkiye’nin itibarına zarar verilmeye çalışılıyor” demedi mi?

Dedi.

Peki sonra? Sonra ne oldu? 

Abdullah Gül’ün ardından bu defa da Ekrem İmamoğlu sazı eline almadı mı? 

O da bir yandan AK Parti’yi eleştiren Gül’e diyet borcunu ödeyip “Bu şekilde yorum yapması sevindirici, ama eleştirileri böyle yumuşak tonda olmamalı. Sesini daha gür çıkarmalı” tavsiyesinde bulunurken, diğer yandan da Selahattin Demirtaş’a övgüler düzmedi mi? “Demirtaş’ı Türkiye için fırsat olarak gördüğünü” belirtip “Siyasette aktif olduğu dönemde onun çizdiği çizgiyi beğenenlerden biriydim. Demirtaş’ın barışçıl, uzlaşmacı ve evrensel değerleri öne çıkaran bir dili vardı” ifadelerini kullanmadı mı? 

Bunların hepsini gördük. Ve işte nihayetinde de Demirtaş’ın Abdullah Gül’ü yere-göğe koyamayışına tanıklık ettik.

¥

Gerçekten de kimin eli kimin cebinde belli değil.

Önce İmamoğlu, Gül’e “Sesini daha fazla yükselt” çağrısı yapıyor, hemen arkasından ise Demirtaş, “Cumhurbaşkanlığı döneminde saygın bir yönetim anlayışı vardı” dediği Gül’ün “ülkedeki dehşet boyutlarına ulaşan hukuksuzluklara karşı daha açık bir tutum sergilemesinin Türkiye demokrasisinin hayrına olacağını” söylüyor. 

Aslında HDP çizgisi ile Abdullah Gül arasındaki iyi niyet beyanlarına çok fazla şaşırmadık diyebiliriz.

Zira, bu tür iyi niyet beyanlarının benzerlerini evvelce de görmüştük.

Mesela, Selahattin Demirtaş’ın, 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri’nin hemen öncesindeki “Sayın Abdullah Gül, bize oy verecek. Ben inanıyorum, Sayın Abdullah Gül’ün gönlü bizden yanadır” sözleri...

Buna karşılık, 10 Ekim 2015’te Ankara’da 100’ü aşkın kişinin hayatını kaybettiği terör saldırısının ardından, bütün dünya Tayyip Erdoğan’a taziyelerini iletirken, Gül’ün, “Katil devlet” diyen Demirtaş’a başsağlığında bulunması...

Selahattin Demirtaş’ın PKK’lı abisi Nurettin Demirtaş’ın, “Başkanlık sistemine geçilse bile, ilk başkan Erdoğan değil, Gül olabilir” herzesini de es geçmemek lazım.

HDP’li Ziya Pir’in, geçtiğimiz yıl yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin arifesindeki “Aday olması ve ikinci tura kalması halinde, elbette kendi seçmenimizi Abdullah Gül’e oy vermesi için ikna etmeye çalışacağız” itirafı mı?.. 

Onu da unutmuş değiliz.

Zaten biz unutsak da arşiv unutmaz. Kirli ittifakların belgeleri eninde sonunda herkesin önüne gelir.

 


YORUMLARA GÖZAT (15)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.