Rasim Bolbol

Rasim Bolbol

M. Kemal’den İmamoğlu Ekrem’e... Basına sansür CHP’nin genlerinde var

-

İstanbul’da seçim sonuçlarına ilişkin belirsizlik hâlâ devam ediyor. Son olarak, AK Parti’nin İstanbul’da tüm oyların yeniden sayılması talebi Yüksek Seçim Kurulu tarafından reddedildi. Bunun üzerine AK Parti kurmayları da olağanüstü itiraz yolunu kullanarak seçimin yenilenmesini isteyeceklerini açıkladı.

Yani süreç henüz bitmiş değil. Tüm dilekçeler, talepler ve itirazlar tek tek inceleniyor. 

¥

Böylesi zamanlarda herkesin soğukkanlı olması beklenir değil mi? Bütün taraflardan söylemlerine dikkat etmesi umulur... Ancak, CHP’lilerin gerekli sağduyuyu -maalesef- bir türlü ortaya koyamadığını müşahede ediyoruz. 

Baksanıza, ısrarla, zaten gergin olan ortamı daha da gerecek açıklamalar yapıyorlar.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Ekrem İmamoğlu’nun bir kısım medyayı tehdit etmesi, bahsettiğimiz provokatif açıklamalara yalnızca basit bir örnek.

Gördünüz, adam açık açık bazı TV kanalları ve gazetelere gözdağı vermeye çalışıyor, onların sahiplerini sorumsuz bir şekilde hedef gösteriyor.  

Aslında, CHP’nin ifade ve basın özgürlüğünden ne anladığı kamuoyu tarafından çok yakından bilinen bir husus.

Öyle ya, her defasında “Türkiye, dünyanın en büyük açık hava hapishanesi haline getirildi. Basına akıl almaz sansürler uygulanıyor. AK Parti’ye muhalif isimler susturulmak isteniyor. İktidar karşıtı medya mensuplarının çoğu cezaevlerinde. Haksız gözaltılar ve tutuklamaların ardı arkası kesilmiyor” yalanlarını savuranların gerçek yüzlerine daha önce pek çok defa şahit olduk.

Sürekli basın özgürlüğünden dem vuran CHP’nin eski Genel Sekreteri, yani o dönemki iki numarası Gürsel Tekin’in 7 Haziran 2015’teki genel seçimlerin hemen öncesindeki itiraflarını hatırlayın... Bu eleman, 7 Haziran’da iktidara gelmeleri halinde, ilk işlerinin CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu’nu eleştiren gazetelerin tamamına el koymak olacağını söylememiş miydi? Üstelik, “Sadece el mi koyacağız, buna bulaşmış bütün iş adamlarından hesap soracağız” diyerek işaret parmağını basın mensuplarına sallamamış mıydı?

Peki ya, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu?.. 

O da 2017 yılında, üstelik partisinin grup toplantısında, iktidara yakın iki yayın organını “boyunlarına ip takmakla” tehdit etmemiş miydi?  

Örnekleri çoğaltmanın lüzumu yok. Zira ikiyüzlülükleri kabak gibi ortada. 

¥

CHP, hiçbir zaman gerçekten basın özgürlüğü isteyen bir parti olmamıştır. Sadece ve sadece kendisine yandaş basının özgürlüğü için çaba harcamıştır. 

Bu, geçmişte de hep böyleydi.

Tek partili diktatörlük yıllarını anımsayın lütfen. 

O yıllarda, gazeteler Ankara’dan ne emredilirse onları yazmıyor muydu? 

Biz mi yanlış biliyoruz; “Devrimlerin etrafında çelikten kale olmayan basını susturun” talimatı bizzat Mustafa Kemal tarafından verilmemiş miydi? 

CHP’nin en güçlü üç adamından biri olan Recep Peker’e bakın... Hazret, “yılan yuvası” olarak nitelendirdiği muhalif basının imha edilerek susturulması hususunda esip gürlemiyor muydu? 

Söyleyin hele, 4 Mart 1925’te Takrir-i Sükun Kanunu’nun çıkarılmasının hemen ertesi günü 5 gazete ile 3 dergiyi kapatan kimdi? Söz konusu gazete ve dergilerin sahiplerini idamla yargılatan CHP değil miydi?

O yüzden kimse bize hikâye anlatmasın. CHP dün neyse bugün de odur. Basına sansür bu partinin genlerinde vardır.

Nokta.

 


YORUMLARA GÖZAT (27)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.