Rasim Bolbol

Rasim Bolbol

Nihat Zeybekci, önce kendi gözündeki merteğe baksın!

-

Cumhur İttifakı’nın İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Nihat Zeybekci’nin 31 Mart’a yönelik seçim tahlili gerçekten ilginçti.

Mezkur tahlil, kendi gözündeki merteğe bakmayıp elin gözündeki çöpü görmenin tipik bir örneğini oluşturuyor. “Muhasebe”nin ya da “özeleştiri”nin nasıl yapılmaması gerektiğine dair eşsiz bir ipucu sunuyor.

Neden böyle söylüyoruz?

Çünkü sayın Zeybekci, başından sonuna kadar problemli bir propaganda süreci izlemesine rağmen, suçu kendisinde aramayıp, seçimlerde alınan başarısız sonucu yapılan ittifaklara bağlıyor. Yani bir nevi “cambaza bak” taktiği uygulayarak topu taca atıyor. 

¥

Nihat Bey’in, “İttifakın ruhuna ve yapısına diyecek bir şeyim yok. Fakat İzmir’de ittifaklar olmasaydı biz belediye başkanlığını kazanmıştık” bahanesini üretmesi, tam anlamıyla bir “züğürt tesellisi”dir.

Neymiş, CHP’ye İzmir’de İYİ Parti ve HDP önemli bir destek vermiş. Oysa ittifak yapılmasaymış tüm partiler kendi oylarıyla sandığa gidecekmiş. Bu gerçekleşseymiş, yani bütün partiler münferiden seçimlere katılsaymış, şu an belediye başkanlığı koltuğunda kendisi oturuyor olacakmış.

Klasik “halamın bıyıkları olsaydı amcam olurdu” durumu.

AK Parti’ye İzmir’de MHP kaybettiriyor, ancak her ne hikmetse CHP İYİ Parti ve HDP sayesinde seçim kazanıyor.

Tek kelimeyle tuhaf!

¥

Üretilen birtakım bahaneler gerçeklere perde yapılmaya çalışılsa da aslında hakikate hiçbir bahane perde olamaz.

Burada da hakikat tek ve gün gibi ortada: AK Parti, İzmir seçimlerinde başarısız olmuştur. Bu başarısızlığın faturası da bizzat Nihat Zeybekci’ye aittir. 

Kendisinin mağlubiyet karşısında ürettiği mazeretler mi? 

Yetersizliğinin itirafından başka bir şey değildir. 

Zira iyi mazeretler bulmayı başaranların, başka şeyler başarması nadirattandır.

¥

Söylesenize, Zeybekci, kendi tabiriyle “mahallenin en güzel kızı” olan İzmir’in, “kız tarafı”na mavi boncuk dağıtılarak alınamayacağını bilmiyor muydu?

Hiç bilmez olur mu?

Bal gibi de biliyordu.

Ama bile bile “lades” dedi. Her gün AK Parti’ye küfreden solak medyanın neredeyse tamamını tek tek gezerek karşı mahalleye şirin görünmeye çalıştı.

Halbuki biz, bu sütunlarda defalarca uyarıda bulunduk.

İzmir’de muhafazakâr bir ismin büyükşehir belediye başkanlığı koltuğuna oturması ihtimalinin sıfır olmadığını, bu şehirde AK Parti’nin ipi pekâlâ göğüsleyebileceğini, fakat bunun için birtakım gayri samimi hareketlere son verilmesi gerektiğini anlattık.

Lakin ilgililer kulaklarının üzerine yatmayı seçti. “AK Parti’deki arkadaşlarımız bugün içkisini içebilen, namazını da kılabilen, günü geldiğinde orucunu tutabilen bir hoşgörü alanına sahiptir” sözlerinin hangi seçmen kitlesinin oyunu hedeflediği hususuna bir türlü açıklık getirilmedi.

Sonunda ne oldu?

Ne olacak, malum son...

“Biz, iktidara yerli içki üretimini destekleyerek geldik” söylemlerinin ardından yerli içki müdavimlerinin akın akın AK Parti’ye koşacağını sananlar, ayyaşlardan hiçbir destek göremedi.

“İzmir şarabını uluslararası marka yapmak için” yola çıkanlar, hem kendilerini hem de partilerini yarı yolda bıraktı. 

¥

Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, bir yandan din, ezan, bayrak gibi mukaddes mefhumlar dillerden düşürülmezken, öbür yandan şarapçılara yaranma çabası AK Parti tabanı tarafından yadırganmıştır. Neticesinde de laik kesime göz kırpmak isteyenler, göz göre göre gerçek seçmenlerinin gözünden düşmüştür. 

Bizim tavsiyemiz, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olunmasına yol açanların şapkalarını önlerine koyup nerede hata yaptıklarını biraz olsun sorgulamaları.

Ne dersiniz, çok şey mi istiyoruz acaba?

 


YORUMLARA GÖZAT (25)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.