ÖDÜLLÜ TYT SINAVI
TAMAMLANDI ESKİ SINAVLAR
İÇİN TIKLAYIN

Sabri Balaman

Sabri Balaman

Türkiye sahada ve masada, muhalefet nerede?

-

Libya, 2011 yılında Kaddafi’nin devrilmesiyle istikrarın sağlanamadığı ülke, ikiye bölünmüş durumda. Batı’da yönetimi elinde tutan Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti‘ni(UMH) BM, bazı AB ülkeleri, Türkiye, Katar ve birçok üye ülke tarafından destekleniyor.

Doğu’da yani Mısır sınırında Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi ise Rusya, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Fransa tarafından destek görüyor. Meclis ve ‘Libya Ulusal Ordusu‘ Türkiye karşıtı General Hafter’in darbesinden sonra kuruldu.

Bu iki ayrı kutup içerisinde ABD her iki tarafı da destekliyor. Her iki tarafın da kaybetmesinden yana. Dolayısıyla kim ayakta kalırsa, onunla birlikte çalışacaktır.

Bu bağlamda para ve silah desteğine sahip Hafter, Batı’daki UMH’ye ciddi bir üstünlük kurmuştu. Ancak Türkiye’nin sahaya girmesiyle General Hafter ciddi mağlubiyetler almaya başladı. Özellikle Türkiye desteğiyle UMH, stratejik Giryan şehrini Hafter güçlerinden geri almasının ardından psikolojik üstünlüğü dengeledi.

Üstüne28 Kasım 2019 tarihinde Türkiye ile Libya, Akdeniz’de “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası” imzaladı. Bu mutabakat ile Yunanistan gaspı engellendi. Libya ile Türkiye’nin deniz komşusu olduğu resmedildi.

Bu bağlamda bölge orduları Mısır ve Suud gibi aktörler Libya’da kolayca Türk askeriyle karşı karşıya gelmek istemeyecektir. Belki yöneticiler açısından Türkiye nefreti yüksek olsa da; bunun tabanda karşılığı yok. BAE, Libya’ya komşu değil ama finans noktasından ana lokomotif ülke durumunda. Bu düşmanlığı uzun süre açıktan götürmesini bedelini bir şekilde ödeyecekler.

17 Aralık 2015’te Fas’ın Suheyrat kentinde varılan “Libya Siyasi Anlaşması” uyarınca UMH Başkanlık Konseyi kuruldu. BM Güvenlik Konseyi, UMH Başkanlık Konseyi’nin Libya’nın tek meşru temsilcisi olarak tanıdı. General Hafter’in baskıları ve saldırgan tutumu nedeniyle süreç tıkandı.

Şimdi yeni bir süreç başladı. Çünkü Türkiye sahada ve uluslararası hukuk açısından meşru durumda. Türkiye’nin Libya ile yaptığı askeri anlaşma, Akdeniz’de daha fazla tansiyonu yükselteceği aşikâr. Tabi TSK ve MİT gibi bir bileşenin karşısına da çıkamayacaktır.

Ankara, Türkiye’nin silah transferi yapmasına, askerlerin konuşlandırılması, askeri eğitim, teknik destek, ortak tatbikatlar yapmasına ve Trablus merkezli hükümetle istihbarat paylaşmasına olanak sağlayan askeri ve güvenlik anlaşmasının ayrıntılarını yayınladı.

Elbette bu durumdan en çok General Hafter ve Fransa rahatsız oldu. Fransızlar, Kaddafi’nin öldürülmesinden sonra Libya petrol ve doğalgazını kaybetmek istemiyor. Bu bağlamda zaten İtalya ile bir rekabet halindeydi. Üzerine Türkiye’nin askeri ve istihbari varlığı Macron Fransa’sının canını epey sıkmış durumda.

CIA’nın yetiştirdiği General Hafter, zaten tepeden inme gelmişti. Türkiye’nin sahada ve masada elde ettiği üstünlük, psikolojik ve askeri açıdan otoritesinin sürdürebilir olmadığını gösteriyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 10 Aralık’ta yayınlanan bir televizyon röportajında, “Libya, Türkiye’yi davet ederse, elbette, Türkiye, anlaşmaya göre Libya’ya gitme hakkına sahip olacak” dedi. “Libya’ya her türlü desteği vermeye hazırız” şeklinde açıkladı.

Türkiye’nin Akdeniz’deki Libya deniz sınırlarını yeniden tanımlayan UMH ile ilgili bir başka mutabakat anlaşması imzaladı.

Anlaşma, bölünmüş Kıbrıs adası çevresindeki karasuları görmezlikten gelen ve bu sulardaki gazı Avrupa’ya taşıyan bir boru hattı inşa etmek isteyen Yunanistan, Kıbrıs, Mısır ve İsrail anlaşmaya itiraz ettiler. Türkiye’yi kınadılar. Türkiye bu hamlesiyle bir çevreleme politikasını delmiş oldu. Nitekim İsrail, bu anlamadan bağımsız bir şekilde Türkiye ile anlaşmak için masaya oturdu bile.

Sonuç olarak Türkiye, Libya’da ve Akdeniz’de sahada… Bundan sonraki süreç yeni bir savaş dahil her türlü senaryonun konuşulacağı yeni bir döneme girmiş oluyoruz. Bu bağlamda Türkiye’nin önünün açık olduğunu ifade ederek, 1. Dünya Savaşı cephelerinin halen aktif olduğunu vurgulamak gerekir. Dolayısıyla 105 yıl sonra güçlü bir Türkiye 21. YY’da çok daha etkili ve güçlü bir siyasetle yedi düvele meydan okuyor. Devletimizin ve güvenlik kurumlarımızın yanındayız.

Vesselam…

 


YORUMLARA GÖZAT (3)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.