Sedat Yılmaz

Sedat Yılmaz

“Madenleri olan” değil verimli işleyen kazanır!

-

Madencilik sektörünün önündeki en büyük engelin yasal düzenlemeler ve finansman sorunu olduğu ortada. Konuya yaklaşım; sâdece “olayı anlama ve palyatif tedbirler” safhasında. Söz konusu yaklaşımın en gerçekçi tarafı ise sorunların çözümünde kamu/özel herkesin elini taşın altına koymasının istenmesi.

Hükümet madencilikteki eksikliklerin farkında... Maden arama, işletme ve finansman gibi çok sayıda etabın bir araya getirildiği “e-maden” uygulaması geçen yıl hayata geçti. Bekleyen izinler, onaylar ve ruhsatlandırmalara kapılar açıldı ancak soruna ne kadar çâre olduğu tartışılıyor. Hâlen bürokraside durum ne, ne kadar ruhsat, izin ve onay çıktı, söz konusu işlemler daha çok hangi madenler üzerinde yoğunlaştı, yatırımcılar yerli mi, yabancı mı, ne kadar yatırım geldi?.. Henüz bu konularda bilgi sahibi değiliz.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olduğu dönemde söylediği “İç piyasa için değil, bölge piyasaları için de çok önemli birer oyuncu olan kurumlarımızı dönüştürmemiz lâzım” sözleri acaba bürokrasiyi gerçekten harekete geçirebildi mi?

Enerji Piyasaları İşletme AŞ (EPİAŞ) ve Maden İşleri Genel Müdürlüğü’ndeki (MİGEM) yeniden yapılandırmalar hâlâ konuşuluyor. MİGEM’in yalnızca izin veren değil denetleyen bir kurum olarak da çalıştığı, maden haritasına yönelik Karot Bilgi Bankası’nın hızlandırıldığı, petrol ve doğalgaz aramalarının artan sondaj faaliyetleriyle sürdüğü belirtiliyor.

Spor kulüplerinin borç yükünden kurtarılmasının dâhi gündeme geldiği günümüzde toplam kredi miktarında sâdece yüzde 2’lik payın madencilik sektörüne gittiğinin farkındayız!.. Maalesef finans dünyası madenciliğe yönelmiyor… Zâten sorun da burada!.. Ulusal Maden Kaynak ve Rezerv Raporlama Komisyonu’nun (UMREK) yeni modellerle sektörü finansla buluşturma çalışmaları ne kadar faydalı olacak, orasını da merak ediyoruz!

Dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Albayrak“Madencilikteki altyapı açısından çok önemli bir yere sahip olacak raporlama sistemini hayata geçiriyoruz. Çünkü bizim sermaye olarak bir kuruşu dahi sokağa atma lüksümüz yok” sözünü buradan hatırlatmakta fayda var! İşlerin askıda kalmayacağını umuyoruz!..

Son yazılarımda madenciliğin kalkınmanın temeli olduğuna dâir tespitlerime okuyucularımdan tepki gelmedi değil… Meselâ kıymetli bir okuyucumun “Güney Kore ve Japonya’da yeterli maden çıkmaz ama ekonomileri çok güçlü. Yani güçlü ekonomi için illâ maden gerekmez” mesajı çok doğru ve yerinde! Ancak ben, “Topraklarında madeni olanlar kalkınır, zenginleşir” demek istemedim. “Madenleri katma değerli işletip ekonomisinin temeli yapanlar kalkınır ve zenginleşir” dedim.

Konuyu madeni bol olan Kuzey Kore’yi de ekleyerek daha netleştireyim… Güney Kore 1953 yılında savaştan çıktığında açlık ve yoksullukla mücadele ediyordu. Bugün gayri safi milli hasılası (GSYİH) 1,6 trilyon doları aşmış ve dünyanın 11’inci ekonomisi. Kişi başı 36 bin dolar milli geliri var. Başarısındaki sır; “Yüksek eğitim, çalışkanlık, dünyayı iyi okuma, teknoloji ve istikrarlı büyüme”

Evet, Güney Kore’nin petrolü ve madenleri yok… Ama bu ülke ithal petrolü rafine edip, petrol ürünleri ihraç eden bir ülke hâline dönüşmüş. Güney Kore ayrıca cevher ithal edip dünyaya çelik ürünleri satıyor. Hatta gemi sanayinde Çin’i bile solladı, dünya liderliğine oturdu. Zengin madenlere sahip Kuzey Kore’de ise ekonomik durum belli!..

Güney Kore örneğiyle söylemek istediğim şu: Kuzey Kore’nin yeterince madeni var ama dünya ekonomisinde yeri yok. Güney Kore’nin hiç madeni yok fakat dünya ekonomisinde 11’inci sırada.

Japonya’nın da GSYİH’i 4,9 trilyon dolar… Kişi başı milli gelir 39 bin dolar… Dünyanın 3’üncü büyük ekonomisi… Depremde riskli bir ülke. Çok kısıtlı altın, magnezyum, kömür, petrol ve gümüş rezervlerine sahip Japonya yer altı kaynakları olarak ithalata bağımlı. Ancak cevher ithal eden Japonya, çelik, kâğıt ve ileri teknoloji ürünleriyle büyük bir ihracatçı… Ayrıca otomobilrobotik, biyoteknoloji, nanoteknoloji ve yenilenebilir enerji sektörlerinde oldukça güçlü. Ülke dünyanın en büyük üçüncü binek araç ve gemi üreticisi.

Diğer taraftan ülkenin yüzde 90’ı tarıma uygun değil ancak dünyanın en büyük deniz ürünleri üreticilerinden. Hizmet sektörünün de GSYİH içindeki payı yüzde 70… Japonya son yaptığı araştırmalarla sanayi ve yüksek teknolojide uzun yıllar kendine yetecek itriyum, disprozyum, evropiyum ve terbiyum kaynaklarına sahip olduğunu gördü. Bu madenlerin işletilmesi durumunda Japonya dünya liderliğine yürüyebilir.

Dolayısıyla Türkiye de özellikle Güney Kore ve Japonya örnekleriyle hareket etmek zorunda… Ya mevcut yer üstü, yer altı kaynaklarımızı ve madenlerimizi en rantabıl ve katma değerli şekilde işleyeceğiz ya da ithal ettiğimiz hammaddeleri yüksek teknolojiyle rafine ederek, işleyerek yüksek ihracatçı olacağız… Değerli madenlerimizi, zenginliklerimizi taşı/toprağıyla üç kuruşa satıp dünyaya sermaye yaptırmayacağız!

Bir üçüncü yol ise büyük zenginliklerimiz arasında olan tarım ve su ürünleri sektörü… Su ürünleri sektörünü uzun uzun yazmıştım… Dördüncüsü ise turizmin de içinde olduğu hizmet sektörü… Ekonominin yüzde 50’den fazlasını kapsayan hizmet sektörü de markalarıyla Türkiye’nin zenginleşmede başvuracağı en başlıca alanlardan.

Gelecek yazımda hizmet sektörünün en büyük ihracatçısı Türk Hava Yolları’nın (THY) başarısındaki iksiri THY Yönetim Kurulu Başkanı Sayın İlker Aycı’nın ders niteliğindeki veciz sözleriyle açıklayacağım...

 


YORUMLARA GÖZAT (6)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.