Sedat Yılmaz

Sedat Yılmaz

Onun bunun paşa gönlüne göre fiyat belirlenmez!

-

Anlaşılan şu ki, işin kaynağına inemezsek; (enflasyon / faiz… faiz / enflasyon)’un sebep ve sonuçlarını tartışıp duracağız. Genel kurallar belli… Serbest piyasanın şerâiti apaçık ortada… Düştüğümüz hatalar, uygulamak istediğimiz veya uygulamaya çalıştığımız karma veya karma karışık sistemden neş’et ediyor… Hani derler ya…“Ne Musa’ya, ne İsa’ya!...” İşte biz bu kertedeyiz…

Bir önceki “Türkiye’nin ihtiyacı yeniden yenilenme!” başlıklı yazımda, konuyu özet de olsa anlatmaya gayret etmiştim. Dolayısıyla değişimlere karşı renk değiştirmektense; başımızı belâya sokan düğümleri bir yerde çözüp, çözülmüyorsa kesip atıp, ana çizgiye gelmekte yani genel kabul görmüş esaslarda yürümekte fayda var.

Yolumuzu, yordamımızı, usul ve kâidelerimizi netleştirememişiz!  Dolayısıyla bizi ne dünya anlıyor, ne de yurtiçindekiler… Ne olduğumuzu, ne durumda bulunduğumuzu cümle âlem bilmeli ki bir an önce belirsizlikten kurtulmalıyız. Böylece karşımızdakilerin de bize karşı daha net olacağını tahmin ediyorum.

Bir okuyucum bir önceki yazımı değerlendirmiş ve bana şu mesajı göndermiş… “Faizsiz ekonomi nasıl olacak? Bankasız ekonomi nasıl olacak? Sermaye helâl yoldan nasıl temin edilecek? Kısaca helâl ticaret ve üretim nasıl olacak? Yazarsanız bilgilenelim… Yolumuzu ona göre çizelim. Hep eleştirmeyelim, yol gösterin…” demiş!

Okuyucumuzun mesajında dâhi, helâl ve meşru kazancın faizsiz olamayacağına dâir kanaat ne kadar baskın değil mi? Tabii bu normal… Yıllardır faiz üzerinde yürüyen ve faizsiz ticaretin mümkün olmadığını, olamayacağını zihinlere kazıyan bir yapılanma içinde yetişen insanlar, ekonominin de elbette faizsiz dönemeyeceğine inanıyor. Ya da inanmak zorunda bırakılıyor.

***

Katılım bankaları aktif de olsa genel anlamda uygulamanın olmadığı, ticari müeyyidelerde bile her şeyin faizle cezalandırıldığı bir ortamda elbette insanlara faizsiz ekonomiyi anlatmak güç. Bakınız, dini inançlardan bahsetmiyorum... Zirâ bugün Müslüman olmayan gelişmiş ülkelerin birçoğunda faizsiz ekonomi giderek revaç buluyor. Sebebi, faizsiz ekonominin hak, adalet ve hakkaniyetle ticaret imkânı sağlaması…

Nitekim mâlumunuz faizsiz finans sisteminin merkezi de İngiltere! Yıllık enflasyonunu en yüksek yüzde 3’lerin altında tutan, faizlerde yıllık yüzde 3’ü geçmeyen ülkeler artık finansal mânâda büyümenin, az borçluluğun ve yüksek üretimin yolunu faizsiz ekonomide bulmuş…  

Tabii faizden önce, onu doğuran ana etken olan enflasyondan bahsetmek lâzım! Evet enflasyon, (babasını bilmem ama) faizin anasıdır!

Her şeyden önce enflasyon; toplumun bir kesiminden diğer kesimine bir rant aktarım mekanizmasıdır... Yani enflasyon ne kadar yüksek olursa rant, toplumun diğer kesimine o kadar fazla akar. Sonuçta toplumun bir kesimi iyice fakirleşirken diğer kesim zenginleşir. Giderek gelir adaleti ortadan kalkar. Eğer rant devlet olursa, onun adı da enflasyon vergisi olur… Meselâ bugün devlet daha az borçlu, vatandaş ve özel kesim daha yüksek borçlu hâle geldiyse bunun sebebi; enflasyon ve enflasyonun ve kamu yapısının doğurduğu faiz sistemidir!

Nasıl mı? Anlatayım…

Enflasyonu yüksek ülkelerin piyasalarında üretim düşer… Kaynaklar israf edilir… Hatta insanların karar mekanizmaları bile sürekli değişiklik arz eder. Vatandaş ve yöneticiler dalgalı piyasalar karşısında ekonomik, sosyal ve psikolojik nedenlerle karar verme yetilerini kaybeder.  

Tabii böyle kaotik ortamlarda idareciler, toplumun geneline yönelik politikalar oluşturmakta zorlanır. Farklı uygulamalarla enflasyonun olumsuz etkileri azaltılmaya çalışılsa da aslında bu durum gelecek dönem enflasyonunun daha da yüksek olacağı mânâsına gelir.

***

Enflasyonun başka zararları var mı, diye sorarsanız… Say say bitmez!

Öncelikle enflasyonun en kötü tarafı ürünler üzerindeki fiyat tahrifatıdır… Enflasyonu yüksek olan ülkelerde fiyatlar yerinde hiçbir zaman durmaz. Bir zaman sonra, (vertigo hastalığına benzer) insan zihninde pazara yönelik fiyat skalası bozulur.

Enflasyonun hâkim olduğu yerlerde alıcı ve satıcılar zarar etmeme endişesiyle piyasaların dengesini altüst ederler. Ardından ekonomi, dar gelirlilerin beklentileri ile geniş imkânlara sahip spekülatörlerin yönlendirmeleri arasında kararsız seyir izler. Toplumda fiyat duruluğu ortadan kalkar.  Artık her şeyde spekülasyon bir numara olarak rant tahtına oturur. Meselâ bugün hamsinin geçen hafta 10 liradan bu hafta 30 liradan satılması gibi…

Dedim ya, fiyatlar konusunda bile ekonomi henüz netliğe kavuşmuş değil… Kısa adı Gıda Komitesi olan Gıda ve Tarımsal Ürün Piyasaları İzleme ve Değerlendirme Komitesi diye devletin bir organı var. 9 Aralık 2014 tarihinde kurulmuş… Komitenin sekretaryası da 27 Aralık 2016 tarihinde Merkez Bankası’na devredilmiş… Fakat gerçek şu ki, Gıda Komitesi kurulduğundan bu yana enflasyon daha fazla artıyor…

Peki Gıda Komitesi denetliyorsa enflasyonun göstergesi fiyatlar nasıl ve niçin yükseliyor? Şâyet fiyatlarda komitenin bir dahli yoksa o zaman bu fiyatları kim neye göre belirliyor?.. İşte sıkıntı burada! Serbest piyasa diye onun bunun paşa gönlüne göre fiyat selahiyeti verilirse ve fiyatlamalar tamamen nefis ile malûl insana bırakılırsa işte o zaman, yandı gülüm keten helva!

Ya hû, serbest piyasanın zirvesini yaşayan ülkelerde bile bizim gibi fiyat dalgalanmaları yok! Şimdi “Bu fiyat hareketleri nedir?” diye sormak hakkımız değil mi? 

 


YORUMLARA GÖZAT (14)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.