Süleyman Önsay

Süleyman Önsay

Alemlere rahmet, Hz. Muhammed (s.a.v.)!

-

Biliyoruz ki Yüce Rabbimiz; Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) için, Enbiyâ sûresinin 107. âyetinde, 

“(Resûlüm!) biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik” buyurarak O’nun doğumunun tüm varlıklar için ne anlama geldiğinin, hangi işleve sahip olduğunun ve ne derece bir önem ifade ettiğinin altını çizmiştir. 

Şairin;

 “Sen, fikir kadar güzel;

Ve tek, birden daha tek!

Itrını süzmüş ezel;

Bal sensin, varlık petek...

Sensin ölüme hisar;

Bâkisi hep inkisar...

Sar bizi, çepçevre sar,

Rahmet rüzgârı etek!..” (N.F.Kısakürek, Çile, s.192)

Vasfetmeye çalıştığı Peygamberimiz; tüm varlıklar için gökten sunulan kıyamete değin sürecek biricik rahmet vesîlesidir.

Evet O’nun gönderilişi; her şeyi ile, her hususta ve herkes için “rahmet”ten başka bir mana ifade etmiyordu.

O, öyle bir rahmetti ki;

“..Kâbe’yi, Allah Evini putlardan temizleyendi...

Kalplerdeki ve düşüncelerdeki, hayallerdeki ve hülyalardaki putları kırandı...

İnsanı insana ve insanların sembolleşmiş gölgelerine tapmaktan, kölelik etmekten kurtarandı...

Allah inancını en saf haliyle getirendi...

İnsanlığa bu dünyada ebedîliğin yemişleri olan namazı, orucu, haccı, zekâtı bir armağan gibi getirendi...

Şehitlik ve gazilik bağışlarını inananlara armağan edendi...

Müslümanları tükenmez ilâhi kudretler olan imanla, sabırla, tevekkülle, iyilikle ve doğrulukla, cihad şuuruyla donatan ve İslâm şanıyla bezeyendi...

Sulh ve selâmetin, ebedî barış dininin sadık habercisiydi...

Bir tek kelimesine dünyanın denk gelemeyeceği Kur’an’ı, bir ilâhî çağlayan halinde insanlığın ruhuna boşaltandı...

Bir mucizeydi gelişi, varoluşu.  Getirdiği yaşayan ve hep yaşayacak olan bir mucizeydi...”  (Sezai Karakoç, Sütun II, s. 536-538)

Hal böyleyken, bugün bizler; 

“Bir yurt ki bu, diriler ölü, ölüler diri;

Raflarda toza batmış Peygamberden bildiri”tablosunu yansıtan bir hayatın ve O’nun rahmetine tüm zamanlardan daha da muhtaç bir dünyanın tanıklarıyız. 

Yapılması gereken ise şu veciz tesbit ve ifadelerde:

“..Yakın zamanlara kadar, bir gelenek halinde, Peygamberimizin ve bütün peygamberlerin hayatları, mucizeleri, sözleri; evlerde, camilerde, okullarda nesillerden nesillere nakledilirdi. Her çocuk, aklı ermeye başlar başlamaz, işte bu büyüklerin dünyasında yetişirdi ve yetiştirilirdi. Her çocuğun ruhunda, Bedir savaşının zafer sevinci, Uhud savaşının yenilgi hüznü, Hendek savaşının çetin saniyeleri, Mekke fethinin bütün bir zaferler zincirine ilk halka olan tarih açıcı soluğu bir kere daha canlanırdı. Peygamberlerin etrafında sahabeler, daha sonra imamlar, veliler, bilginler, kahramanlar, çocuğun ruhunu bir destan havasına bürürdü. Bizzat babası, annesi ve kardeşleri de aynı hava içinde yetişmiş olan çocuk, şahsiyetinin bir tohum gibi yavaş yavaş açılan katlarını açarken bu örnekleri gün gün ruhuna sindirirdi. Anadolu’nun ücra bir köşesinden gelmiş bir Mehmetçiğin aklı aşan kahramanlıklarının işte asıl kaynağı, bu örnekleri bütün bir yetişme çağında en tabiî bir şekilde yaşamasıdır...

Gençliğimize, Peygamberimizi her durumda, her şartta örnek olarak göstermemiz, kalbleri peygamber sevgisiyle doldurmamız en büyük ödevlerimizdendir. Biz bunu yaparsak sonra onlar kendiliklerinden öbür örnekleri de bulacak ve seçeceklerdir.

Kalbleri silinmez peygamber aşkıyla dolu, örnekleri Peygamber olan bir nesil, zamanın fatihi bir nesil demektir.” (a.e.  s. 543)

Bu nedenle “Gül Efendim” diyerek Peygamberimize seslenilen şu duygu ve temenni nidâlarına bizler de katılıyor ve diyoruz ki;

Yine karanlıklar bastı, ışıklar kesildi, ipler gerildi,

Bulutlar üstümüze karargah kurdu, çıkmaz sokaklar çoğaldı,

Yollar çatallandı, insanlar yoruldu, daraldı, bunaldı,

Varlık içinde yokluk çektiriliyor can taşıyanlara, 

İmdat çığlıkları dağlar boyunca dalgalandı,

Kara çizgiler belirdi kara bahtımızda,

Yitirdik kendimizi, senin aşkını yitirdik.

Tuzakların esaretinde inlemekte kulaklarımız.

Feri kesildi gözlerimizin, tesiri kalmadı sözlerimizin,

Divanelere döndüğümüz muhakkak, yaya kaldığımız muhakkak.

Kendimizi unuttuğumuz muhakkak, Seni bilmez olduğumuz muhakkak.

Gül Efendim.

Sana her zamankinden daha muhtacız Efendim,

Uyandır gaflet uykularından bizleri Efendim,

Yeniden içime, gönlüme, metafiziğime doğ Sen

Ey Sevgili.

Gül Efendim.

• 

Öyle bir doğuşla doğ ki, öyle bir gelişle gel ki,

Öyle bir sarışla sar ki; dünyam başkalaşsın, gönlüm yenilensin,

Ufkumda ısı ve ışık yüklü güneşler doğsun.

Gecelere renk veren aylar semalarımı kaplasın,

Yıldızlar saf saf etrafımda dizilsin, hakikatler sezilsin.

Bilinmesi gerekenler bilinsin, derilmesi gereken güller derilsin.

Gül Efendim.

• 

Gel ey aşk ikliminin Sultanı,

Gel ey güzellik şahikalarımın dolunayı,

Gel ey vefa ve safa göklerinin hilali, cemali,

Gel ey güzellikler ordusunun hakanı, varlık aleminin özü, kemali.

Gel, gel de dağıt şu zulmeti. İkram et, yitirdiğimiz cenneti.

Deriver içimize layık gülleri, sünbülleri,

İtiverme ne olur elinin tersiyle bizleri.

Aklımıza sun akılları, basiretleri,

Gül Efendim.

• 

Gel, kine kilitlenenlerin kilidini kırmak için,

Nefrete odaklananların nefretini ortadan kaldırmak için,

Düşmanlığa sadık kalanların, zavallı ruhların,

Boyunlarındaki zincirleri çözüp açmak için,

Gül Efendim.

• 

Gel, Senin sevginle sevgilerimizi, Senin merhametinle merhametimizi,

Senin şefkatinle şefkatimizi, Senin sinenle sinelerimizi,

Senin muhabbetinle muhabbetimizi,

Senin hoşgörünle hoşgörümüzü

Coştur Efendim, bizleri koştur Efendim

Gül Efendim.

• 

İçimize bir gül, gönlümüze bir gül, özümüze bir gül,

Gül Efendim.

 •

Sonsuz selam, sonsuz salat, sonsuz muhabbet ve ihtiram sana

Gül Efendim.  

(Ahmet Yüter-http://www.muhammedmustafa.net/tr/altsayfa.php?sayfa=siirler/gulefendim)

Sözlerimizi şu vecîz ifadelerle noktalayalım:

“Bizi iman ve İslâm nimetine kavuşturan O’na selâm olsun.

Ona uyan ve O’nun bütün vazife çilelerini paylaşanlara da selâm.

Selâm ki O’nun getirdiği bin bir ilâhî bağıştan biridir, birbirine tam bir şuurla ‘selâm!’ diyenlere selâm olsun.

Ne mutlu O’nun ümmetinden olana.

Ne mutlu ‘Onun ümmetindenim’ diyene.” (S. Karakoç, a.g.e..)

 


YORUMLARA GÖZAT (9)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.