Yaşar Değirmenci

Yaşar Değirmenci

Milletimizi ihmal etmeyelim!

-

En çok konuştukları slogan haline getirdikleri iki kelime ‘demokrasi, laiklik’ kurdukları her cümlede var. Peki biz kimiz, nasıl bir milletiz, bizi biz yapan değerlerimizi nereden alıyoruz? Senelerce milli çizgide durduğunu söyleyen, hukuk bilgisi taslayanlar da ‘İslâm ve Demokrasi’ diyerek telif etmeye çalışıyorlar. Söylenenlere bakın! 

15 Temmuz’da ‘Yüz binler demokrasi için buluşmuş, Kadın şehitlerimizi unutmayacağız, denmiş.’ (Sanki demokrasi için buluşulmuş gibi, şehitlerde kadın erkek ayrımı varmış gibi) 15 Temmuz, Demokrasi savunması mı, vatan/millet/devlet/Dava savunması mı? 

Demokrasi gibi beşeri rejimler/sistemler uğruna canını, kanını veren var mı/olur mu? Canın bedeli ancak Allah Rızası için verilir, şahadet payesiyle. Bu şahadet kelimesi, manasıyla, zarfıyla, mazrufuyla dinîdir, manevidir.

15 Temmuz, demokrasinin zaferi değil, canını Allah için ortaya koyanların zaferi. Abdest alıp çıkanlar, Allah rızası için vatanını, kâfir ve hainlerden kurtarmaya giden, din/iman gayreti ile mermilere, tanklara karşı koşan, çevrilen silahlara göğsünü siper edenlere ‘demokrasi şehidi’ demek hakarettir. Önce kavramları öğrenin. 

15 Temmuz, bir din/iman gayreti/hareketidir. Zaten niyetini ‘demokrasi için ölmeye gidiyorum’ diyen hiç kimse yoktur/olmaz. Bir kişi bile bu niyetle yola çıkmaz. Sadece Allah rızası için ölenlere şehid denir. 15 Temmuz, darbeci generallerle milletin savaşıdır.

Mahiyetleri itibarıyla birbirinden ayrı düşünülmesi gereken İslâm ve demokrasinin birbiriyle karıştırılması, karşılaştırılması, kıyaslanması. 

Her zaman fırsat kollanır sahte, yapay kutsallara sekülerizme, paganizme gidilerek…

Bir kere İslâm bütüncül bir inanç sistemidir ve kaynağı ilahidir. İslâmi bilgi sistemi, meşruiyetini vahiyden alır. Demokrasi ise en yaygın ve makul tanımları dikkate alırsak bir siyasal rejim, bir yönetme tarzı ve üslubudur. Dolayısıyla kaynağı açısından beşeri, dünyevi ve değişkendir. Hz. Ömer’in şu tevhidî duruşu önemli bir örnektir: Hz. Ömer, Peygamberimizin ashabından beyat aldığı ağaçtan, insanların yarar ve zarar umduğunu görünce kökten kestirmiştir. Ağaç, gelişigüzel bir ormanın ağacı değil, Fetih sûresinin 18. âyetinde bahsedilen ve tarihi öneme sahip olan bir ağaçtır. Buna rağmen Hz. Ömer, insanların onu kutsadığını görünce onun vasıtasıyla işlenebilecek günahların önüne geçmek için kestirmişti. Oğlu Abdullah da aynı faaliyeti devam ettirdi. Abdurrahman b. Avf’ın kabri üzerinde bir çadır görünce kaldırılmasını emretti ve şunu söyledi: “Çadırı bırakın, ameli onu gölgelendirsin.” Ölüleri ebedileştirmeye, kabri anıt yapmaya varıncaya kadar…

İslâm ‘bana ne!’ anlayışını reddederek devleti/vatanı gemiye benzetir. Gemide gedik açmak toplumu helake götürür. Yahudilik ve Hıristiyanlık ilahî öğretilerin dengesini bozan iki ucu temsil ederken, İslâm itidal anlamında gelen istikametten ibaret olup ifrat ve tefrit arasında dengeyi muhafaza eder. ‘Ölçü ve denge’ olmazsa olmazımızdır. Boşuna mı söylenmiş şu güzel söz: ‘İnandığın gibi yaşamazsan, yaşadığın gibi inanmaya başlarsın.’ Allah yolunda gayret, herkesin imkânına ve istidadına göredir. Herkes aynı şeyden sorumlu değildir. Kimi malıyla, kimi canıyla, kimi ilmiyle, kimi konuşmasıyla, kimi de beden kuvvetiyle, elinden geldiğince Allah yolunda çalışır ve O’nun rızasını kazanmaya gayret eder. Mü’min niyetiyle yaptığı her işin, Allah yolunda olmasını sağlayabilir. Samimi bir niyetle yaşarken, yemesi, içmesi, çalışması, hatta uyuması bile Allah yolunda sayılır. Helâlinden kazanmak için çalışması, evlâtlarını İslâmî bir terbiye ile yetiştirmek için gayret göstermesi, güzelce ibadet edebilmek için yiyip içmesi ve uyuması bile ibadet sayılır. Bu esnada, imkânı nisbetinde Allah’ın dinine yardımcı olması veya bu gaye ile çalışanlara destek vermesi de Allah yolundaki gayretler cümlesindendir. 

Düşünerek Kur’an-ı Kerim okuyalım! Örnek mi? Buyrun seçtiğimiz âyet meallerine; 

“Allah’a ve Rasulü’ne yürekten güvenin ve O’nun sizi kendisine emanetçi kıldığı şeylerden infak edin! Artık sizden iman ve infak eden kimseler için büyük ecir vardır.” (57 Hadîd 7) 

(Verilen mal mülkiyet olarak verilmiyor, emanet olarak veriliyor. Müslümanlara hitab eden bir âyette “iman edin” denilmesinin, infakla-harcama ile doğrudan bir münasebeti vardır. Zira iman edip infak etmemek, Allah’a inanıp da ona güvenmemek gibidir. Kur’an üç şeyi “Allah yolu”na nisbet eder. İnfak-cihad ve hicret. Müslüman tasavvurunda infak 3 temele dayanır. 1) Mülk Allah’ındır. 2) İman Allah’a güvendir. 3) Servet insana emanettir. Servet ata benzetilmiştir. Sırtına binersen sen ona sahip olursun, sırtına binerse o sana sahip olur. Kur’an’ın infak konusunda tavsiyesi; 1) Bollukta ve darlıkta infak et! (3:134) 2) Sevdiğinden ver! (2:177) 3) Gizlice de, açıktan da ver! (13:22) İnfakın âdâbı da şöyle: 1) Allah için verdiğini çok görmemek, 2) Hadisin ifadesiyle “kusmuğunu yalayan köpek” durumuna düşmemek. 3) Başa kakmamak. Bunların ışığında şu soruları soralım:

Gündemimizi düşmanın belirlemesine müsaade edecek miyiz? Ağır sınavlardan geçerek Peygamberî çizginin temsilcisi olanların verdiği mücadeleyi unutacak mıyız? Zulme ve katliamlara karşı sonu şahadetle biten direnmeler üzerine kafa yormayacak mıyız? Ailelerinin çektiği ızdırabı hissetmeyecek miyiz? Dünya nimetlerini elde etmek için sınır tanımayanlara tavır koymayacak mıyız? Lüks-israf ve debdebe içindeki hayat tarzlarının ‘dünyevîleşme hastalığı’ olduğunu söylemeyecek miyiz? Ümmetin bugünkü halinin sancısını taşımayacak mıyız? Çeşitli makam-mevki vaadleriyle kandırılan, konumlarını kaybetme korkusuyla, iman-amel-ihlas istikametini kaybedenlere, bugünkü ‘saltanat sarhoşları’na söyleyecek sözümüz yok mu? Ahlaksız ve manasız ‘cinnet uygarlığı’nın krizden krize sürüklediği insanlığı bu krizden kurtaracak dâveti yapmayacak mıyız? Teknolojinin, paranın, şehvetin insanlığın dengesini bozduğu asrımızda yerinden koparılan değerleri yerine koymayacak mıyız? Usul ve üslup hatası yapmayalım. Mazhar kılındığımız nimetlerin farkında olup mü’min şahsiyet ve tavrı içinde olup mazeretlere sığınmayalım. Vazife ve mesuliyetimizin idraki ve şuuru içinde olalım. Umut ümmeti olduğumuzu, evrensel sorumluluk taşıdığımızı unutmayalım. İslam’la insanı buluşturmak ve İslam ile insan arasına giren her türlü engeli kaldırmakla mükellefiz. Rabbimiz: “Hayra çağıran, meşru ve iyi olanı teklif ve tavsiye eden, kötü ve yanlış olandan da sakındıran, insanlık adına çıkarılmış en hayırlı ümmet olduğumuz”u Âli İmran suresinde (3/104, 110) beyan buyuruyor. Keza Fussilet suresinde de “Allah’a davet eden, dürüst ve faziletli davranan ve ‘elbette ben kayıtsız şartsız Allah’a teslim olanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?” (41/33) buyurarak da bizlere vazifemizi hatırlatıyor. Şu âyetler bizler için bir şey ifade etmiyor mu? “Mü’minleri bırakıp da kâfirlerin dostluğu ile onur duyanlar, onların yanında izzet, şeref mi arıyorlar? Bilsinler ki, bütün izzet ve şeref yalnızca Allah’a aittir.” (Nisa 139) Ya Nisa suresinin 105. âyetindeki ‘Sakın hainlere taraftar olma!’ ikazı... Allah Kur’anda mü’min kullarını, kafirleri dost ve velî edinmemeleri konusunda uyarıyor. Kâfirleri dost ve veli edinenler gafildir, bilerek yapıyorlarsa haindir. Kâfirleri dost ve veli edinmek haramdır. Mü’minler İslam düşmanlarıyla işbirliği yapamaz. Hiçbir mü’minin Allah’ın ve Resulünün sevmediği kimseleri sevmeye ve benimsemeye hakkı yoktur. Allah’ın sevmediği, buğz ettiği kâfirlerle, onları dost ve veli edinerek işbirliği yapanlar, bazı dünyevî menfaat ve faydalar edinseler bile, aslında büyük zarara ve hüsrana uğrayanlardan olur.

Mü’min Allah için sever ve Allah için buğz eder. Mü’minleri birbirine düşürmek, İslam’a ve ümmete yapılacak en büyük hıyanettir. Doğudaki mü’minin ayağına diken batsa, onun acısını Batıdaki mü’minin yüreğinde hissetmesi gerekir.

Ümmet birliğini zedelemek, mü’minler arasında fitne ve fesat çıkarmak, iman kardeşlerini birbirine düşürmek şeytanın yapacağı iştir. Mü’minlerin birbirlerini sevmeleri, bütün hayırlı işlerde birbirlerini desteklemeleri, keder ve sevinçlerine ortak olmaları, yardımlaşmaları, sahip oldukları nimetleri paylaşmaları, karşılıklı dua etmeleri, camilerde birlikte namaz kılmaları Allah’ın ve Resulünün emridir. Bildiklerimizle amel etmeden olmaz!

 


YORUMLARA GÖZAT (12)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.