Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

Demokrasi mi, laiklik mi?

-

Daha dün denebilecek yakın geçmişe kadar “dindar camia” hem fakirdi, hem de sahipsizdi...

 Radyosu yok, televizyonu yok, yayını yok, “lahana yaprağı kadar” bir gazetesi bile yoktu...

Doğru düzgün siyasetçisi yok, yüksek bürokratı yok, etkili aydını yok, gazetecisi yok, yayıncısı yok, yazarı ve şairi yok (yok denecek kadar az), sinemacısı yok, tiyatrocusu yok, sanatçısı yoktu...

Sanayicisi (o tarihlerde fabrikatör derlerdi) yok, iş adamı yok, büyük tüccarı yok, büyük zengini yok, büyük şirketi yoktu...

Bir süreden beri ekstralarıyla birlikte var...

Uzun zamandır televizyonlarımızda, radyolarımızda günde beş kez ezan, saatlerce Kur’an okunuyor...

Ezana temelden karşı olan, sırf ezanı aslına döndürdü diye Menderes’i asan 27 Mayıs darbesi zihniyetliler, onlarca televizyon ve yüzlerce radyodan her gün beş vakit ezan okunmasına katlanmak zorunda kalıyorlar?..

Radyolar, televizyonlar, gazeteler, yayınevleri, kitaplar, şirketler...

Siyasi partiler, siyasetçiler, yazarlar, çizerler...

Düne kadar zindanlarda tüketilen inançlı insan, çoktan beridir meydanlarda meydan okuyor!

Üstelik de elinde her zaman geçerli, daima taze vahiy mesajı var... 

Oysa “ehl-i dünya”nın dünyası eskidi, pörsüdü, hükmünü tamamladı. Solcu, solculuğun bittiği yerde ondan vazgeçip “Kemalist laikçi” oldu, ama demokrasi ile bir türlü telif edemediği “Türk usulü laiklik” de elinde patladı! Yakın geçmişte “PKK’dan daha tehlikeli” (Hürriyet’in böyle bir manşetini hatırlıyorum) sayılan “irtica yaygarası” artık prim yapmıyor..

Öylece kalakaldılar.

Ne taze bir başlangıç yapacak hali, ne de yeni bir hamleye kalkacak morali var. Arkası da önü de karanlık!.. 

Şimdi kara kara düşünme sırası onlarda!

Demokrasi mi, laiklik mi? Önümüzdeki günlerin gündemini bu oluşturacak gibi gözüküyor. Şimdilik Atatürk’ün arkasına saklanıp, tartışma zeminine çekilmesi “yasak” olan bu kavramın siperinde nefes almaya çalışıyorlar, ama bu “suni teneffüs” daha ne kadar devam edebilir? 

2019 ve sonrasında seçimler var. Bu seçimleri kaybetmeleri halinde “yeni anayasa” gündeme gelecek. “Demokrasi” ile birlikte “yasaklar”ı nasıl savunacaklar?..

“Atatürk’ün kanunla korunmaya ihtiyacı var” tezini nasıl savunacaklar ve kitleleri bu saçmalığa nasıl inandıracaklar?

Peki, şu bizim laiklik, “Demokles’in kılıcı” gibi, kıyamete kadar kişisel hak ve özgürlüklerin üzerinde sallanacak mı?

Daha bir sürü avantajlarını kaybedecekler. Bütün bunlar “ehl-i dünya” açısından önemli handikaplardır.

Her şey çok büyük bir hızla değişiyor. Dindarlar bazı hatalar yapma pahasına değişime ayak uydurmaya çalışırken, statükocular olduğu gibi kaldı. Kuraldır: Değişim statükoyu yutar!..

Aslında tarihe şahitlik ediyoruz!

Ayrıca da sorgulama dönemine yaklaştık. Yeni tarih bunun ışığında yazılacak. Cumhuriyet tarihi boyunca bize öğretilen her şey bu dönemde yeniden ele alınacak... “Kahraman” olarak tanıtılanlarla “hain” olarak damgalananların “tarafsız tarih” zemininde hesaplaşmalarını izleyeceğiz.

Yakın zaman içinde pek çok şey değişecek: Anayasanın “değiştirilmesi teklif dahi edilemez” hükümleri dâhil.

Tabii o zamana kadar “dindar Müslümanlar” laikleşmezse...

Bunun ne demeye geldiğini yaşayıp göreceğiz!.. 

 


YORUMLARA GÖZAT (53)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.