Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

Dün, bugün ve yarın (2)

-

Dün: Kızınca, “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh” der, daha fazla kızarsak “Hasbünallah” diyerek Allah’ı vekil ederdik. Öfkemiz bile zikir kokardı… 

Bugün: En basit gerekçelerle hakaretler savuruyor, karakter zaafımızı sosyal medyaya gömüp sağa-sola ayar veriyoruz!

***

Dün: “Neuzibillah” çekerek her türlü şerden Allah’a sığınırdık…

Bugün: Belânın üzerine yürüyor, en küçük meseleyi kavga sebebi yapıyor, sürekli bir birimizle dalaşıyoruz.

***

Dün: Haddimizi bilir, “Haddini bilmek gibi irfan olmaz” derdik…

Bugün: Başkalarına hadlerini bildirmeye çalışıyoruz.

***

Dün: Abdestli yatağa girer, kalkar kalkmaz yine abdest alır, yere abdestsiz basmayı toprak anaya saygısızlık olarak görürdük…

Bugün: Bırakınız toprağa abdestli basmayı, elimizi-yüzümüzü yıkamaya bile üşeniyoruz.

***

Dün: Her namazda masivadan sıyrılır, “iftitah tekbiri”yle birlikte özgürleşirdik…

Bugün: Namazı ihmal ediyoruz. Kılsak bile dünyayı sırtımızdan indiremiyor, kapitalizmin ve modernitenin dayatmalarını arkaya atıp kendimizi özgürleştiremiyoruz.

***

Dün: “Selamı yayınız” diyen Resulüllah hürmetine selam verir,  “tebessüm ediniz” tavsiyesi ışığında bir birimize gülümserdik…

Bugün: Rahmet duası içeren Müslümanca selam yerine, “günaydın-tünaydın-iyi günler-iyi geceler” gibi anlamsız kelimeler kekeliyor, surat asıyoruz.

Ayrılırken “Allah’a emanet” ettiğimiz insanları “esen kal” diyerek esintiye savuruyoruz!

Ölüye “rahmet-mağfiret” dileyeceğimize, yakınlarına “başsağlığı” diliyoruz.

“Nur içinde yatsın” duasını unuttuk, “ışıklar içinde” yatmasını temenni ediyoruz!  “Uhrevi” kavramlar yerine dünyevi kelimeler uydurup kullanıyoruz.

***

Dün: Yüz yüze görüşür, uzun uzun muhabbet eder, rastlaştığımızda bir birimize hal-hatır sorar, münasebetlerimizi sıcak tutardık…

Bugün: “Whatsap”tan, “facebook”tan, “twitter”den attığımız soğuk mesajlarla bir birimizi kaybediyoruz.

***

Dün: Beğendiğimiz şeyleri “mübarek”, “muhterem”, “muhteşem”, “mükemmel”, “muazzam”, “müthiş”, “fevkalâde”, “âlâ”, “âliyy-ül âlâ” diye nitelerdik. Kelime dağarcığımız doluydu…

Bugün: Hepsine birden yamuk ağızla “süppeeerrr” deyip geçiyoruz!

***

Dün: Her taşa besmele katar, yüzyıllara meydan okuyan âbideler (Sinan eserleri misal) yapardık…

Bugün: Harca hile-hurda katıyoruz. Bu yüzden, modern teknoloji kullanmamıza rağmen, inşa ettiğimiz binalar başımıza çöküyor.

***

Dün: Edepliydik. “İlla edeb” der, evlerimizin duvarlarına “Edeb yahu!” levhaları asardık…

Bugün: “Edeb”in yanı sıra “hayâ”yı, “ar”ı, “namus”u da unuttuk!

***

Dün: Nezakette zirvede idik: Muhatabımıza asla “sen” demez, bizden yaşça ve mevkice büyük olanlara, “zatiâliniz” diye hitap ederdik…

Bugün: Yaşlılara, mevki-makam sahiplerine bile “sen” diyor, bizden büyüklere (kızlar dâhil) “oğlum” diye hitap ediyoruz: Ortalığı kaba-sabalık götürüyor. 

 


YORUMLARA GÖZAT (7)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.