Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

Korsan devletin askerleri

-

Eskiden Sirkeci’deki Siyasi Şube’nin (galiba İkinci Şube) zindanlarında “Burada Allah yok” yazılı olduğunu anlatırlardı.

Araştırdığımda, böyle bir yazının Siyasi Şube’de değil, Saint Jean Şövalyeleri’nin Bodrum zindanlarında olduğunu, “Allah’ın olmadığı yer” (hâşâ) anlamında “Inde Deus (ya da “Devs”) Abest” yazdığını öğrendim.

Vaktiyle bunun tercümesi şimdi müze olan zindanın kapısından kaldırılmıştı da az kızılca kıyamet kopmamıştı. Bizim “laikçi” kesim “tarihi yok ediyorlar” diye maraza çıkarmıştı. Oysa yok edilen, tarihi hiçbir kıymeti haiz olmayan yeni konmuş bir levha idi.

Kutsal Emanetler Dairesi yıllar yılı kapalı tutulurken, bu zevat nerede idi diye insan sormak istiyor.

Aynı dairede hilâfetin Osmanlılara geçişinden bu yana kesintisiz okutulan Kur’an-ı Kerim susturulurken, acaba neden tepki vermediler?..

“Neden tarihi miras üzerine ideoloji olmaz!..” diye ortaya atılmadılar?

Bu tavır, gerçek niyetin “üzüm yemek değil, bağcı dövmek” olduğunu düşündürüyor.

Neyse, biz Saint Jean Şövalyeleri’ne gelelim…

Haçlı ordularının en acımasızı, en vahşisi, en zalimi onlardı. Pelerinlerinin ön ve arka kısımlarına çizdikleri koskoca haçları savurarak Osmanlı köylerini yakıp yıkıyor, taş üstüne taş, omuz üstüne baş bırakmıyorlardı.

Yine de kadere bakın ki, Cem Sultan, kardeşi Sultan İkinci Bayezid’e yenilip, “Mülkü bölüşelim” teklifi de şiddetle reddedilince, çareyi Saint Jean Şövalyeleri’ne sığınmakta bulmuştu.

Doğrusu sonuna kadar, en acımasız şekilde kullandılar…

“Şehzâde Cem’in ve maiyetinin masraflarına karşılık olarak”, Sultan İkinci Bayezid’den yıllarca haraç aldılar.

Sultan Bayezid nihayet usanıp vermekten vaz geçince de, Şehzâde Cem’e karşı tüm yükümlülüklerini unuttular. Vaktiyle yemin üstüne yemin ederek verdikleri sözleri çiğnediler. O kadar alçaldılar ki, “misafir” saydıklarını söyledikleri Cem Sultan’ı, bir miktar para karşılığında Papa’ya satmakta zerre tereddüt göstermediler…

İşlerine yaramaz olunca da, zehirleyip öldürdüler.

1291’de Selâhaddin-i Eyyûbi’nin Filistin’den kovduğu bir grup katı Katolik tarafından, Rodos merkez olmak üzere on iki ada ve Bodrum’da “din devleti” görüntülü bir “Korsan Cumhuriyeti” (Republique de Corsaires) kuruldu. 

Devletin amacı Müslümanlarla savaşmaktı. Sözde Müslümanları yok ederek Hıristiyanlığın önünü açacaklardı.

Bu amaçla asker toplamak için herkese kapılarını açtılar. Açılan kapıdan, Hıristiyanlığa hizmet etmek isteyenlerin yanı sıra, başka ülkelerde barınamayan maceraperestler, çapulcular, eski mahkûmlar ve korsanlar da girdi. Böylece Fransız, İngiliz, Alman ve İtalyan asilzadeleri yönetiminde bir “Korsan Cumhuriyeti” oluştu. Bir azize dayanma ihtiyacıyla da kendilerini “Saint Jean Şövalyeleri” ilân ettiler. Başlarında ÜstadÂzam dedikleri bir “önder” vardı..

Yabancı bandıralı ticaret gemilerine nefes aldırmıyorlardı. Hollanda bile onların şerrinden “İllallah” demiş, çareyi Kanuni’ye şikâyette bulmuştu. Kanuni’nin sözü şu şekilde oldu:

“Akdeniz’e çıkardığınız gemilere Osmanlı bayrağı çekin, Osmanlı bayrağı taşıyan bir gemiye saldırsınlar da görelim.”

O sıra saldırmadılarsa bile, farklı zamanlarda farklı yerlerden daima vurdular. Geçim kaynakları yağma idi. Vuruyor, yağmalıyor, kasıp kavuruyorlardı.

Bir ara hacı adaylarını taşıyan Osmanlı gemilerine de saldırınca, sabırtaşı çatladı. “Hac yolunu emniyete alamadığı” gerekçesiyle İstanbul’un en meşhur kürsü vaizleri tarafından eleştirilen Kanuni Sultan Süleyman, o yüzden ileri yaşında Rodos Seferi’ne çıktı. Fatih Sultan Mehmed döneminde kuşatıldığı halde feth edilemeyen Rodos’u feth etti. (1522).

Dünya bir belâdan yine Türkler sayesinde kurtuldu.

 


YORUMLARA GÖZAT (5)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.