Zekeriya Say

Zekeriya Say

Başörtüsü testinden ilk kez çaktık!..

-

Hz. Hatice validemiz, İslam’la müşerref olmadan önce “Hanif” dinine mensuptu.

Meleklerden ve geçmiş ümmetlerden haberdardı.

Kadınların alınıp satıldığı, kız çocuklarının diri diri toprağa verildiği cahiliye döneminde dahi kendisi örtülüydü.

Öyle ki;

İffeti ve edebinden dolayı ona “Hatice-tül Mutahhara”, yani “Temiz Hatice” deniliyordu.

Peygamberimize “risalet” görevi verilir verilmez de, ilk Müslüman olan yine o oldu.

Vahyi ve Cebrail’i çok merak ediyordu.

Peygamberimize;

“Ya Resûlallah, Cebrail’i çok merak ediyorum, geldiğinde bana da haber verir misin?” diyordu.

Bir gün Peygamber Efendimiz evdeyken, Cebrail (a.s) vahiy getirmişti.

Hz. Muhammed (s.a.s) de, eşi Hz. Hatice’ye Cebral’in geldiğini haber verdi.

Hayretler içerisinde kalan Hz. Hatice Validemiz;

“O şimdi evimizde mi?” diye sordu.

Peygamberimiz “Evet” deyince, Hz. Hatice ansınız başından örtüsünü çıkarttı.

Aynı soruyu bu kez başı açık bir halde sordu.

Peygamberimizin cevabı bu kez “Hayır”dı.

Hz. Hatice, bir kadının mahrem yeri açık olduğunda meleklerin o ortamda durmayacaklarını bildiğinden, kendince “küçük” bir test yapmıştı.

Sonuç beklediği gibi çıkınca da, eşine dönerek:

“Allah’a yemin ederim ki, o melektir, şeytan değildir” demişti.

Bu kıssa dahi, tek başına;

“İslam’da başörtüsü vardır-yoktur” tartışmalarını bitirmeye yeter de artar..

Lakin…

Günümüzde bırakın kıssaları, hadisleri, sünnetleri, hatta ayetleri bile inkâr eden sözde Müslümanlar olduğu için, onlara bir de somut örnek verelim:

Peygamberimiz, ilk savaşını kimlere karşı ilan etti?

Kaynuka Yahudilerine…

Peki, gerekçesi neydi?

Başörtüsü!..

Evet, doğru duydunuz.

Hemen her Müslüman’ın bildiği bu hadiseyi, bilmeyenler ve unutanlar için yeniden hatırlatalım:

Hicretin ikinci yılında, Medine'de, Yahudi bir kuyumcunun dükkânına giden Müslüman bir kadının başörtüsü, Yahudi kuyumcu ve arkadaşları tarafından zorla başından alınmak istenmişti.

Bu bir avuç azgın Yahudi, yalnız bir kadının başörtüsüne el uzatarak bir anlamda Müslümanları test etmek istemişlerdi.

O sırada orada bulunan bir mümin, Yahudi kuyumcunun üzerine atılarak onu oracıkta gebertmişti.

Yahudiler de o Müslüman’ı şehit ettiler.

Hz. Muhammed (s.a.s) meseleyi duyar duymaz Kaynuka Yahudileri’ne savaş açtı ve onların kalesini kuşattı. Kuşatmaya 15 gün dayanabilen Yahudiler sununda teslim oldular ve bir daha geri dönmemek üzere Medine'den sürüldüler.

*

Bir örnek de, 31 Ekim 1919’dan.

O gün, günlerden Cuma’ydı ve vakit akşamüzeriydi.

Bir gün önce Maraş’ı işgal eden Fransız askerleri Uzunoluk Caddesi'nde üçer-dörder kişilik gruplar halinde şehri çarşı pazar dolaşıyorlar, Müslümanlara hakaretler edip onlara sataşıyorlardı.

Derken!...

Fransızların gözüne caddeden geçen birkaç tesettürlü hanım ilişti.

Zafer sarhoşu bu arsız köpeklerden biri kadınlara yaklaşarak;

"Burası artık sizin değildir. Fransız memleketinde peçe, çarşafla gezilmez" diyerek Müslüman hanımların peçelerini çekip yırttı.

Eh!...

“Başörtüsü”ne el uzatan Kaynuka Yahudilerine haddini bildiren bir peygamberin ümmeti olan ve bu saldırıyı gören Sütçü İmam da öylece duracak değildi tabii…

Belinden çıkardığı tabancasındaki tüm mermileri bu başörtüsü düşmanlarının üzerine boşaltmıştı…

*

Türkiye’deki Müslümanlar;

1968’de, Ankara İlahiyat’ta okuyan Hatice Babacan’ın “başörtüsü taktığı” gerekçesiyle fakülteden atılmasıyla başlayan…

28 Şubat sürecinde ayyuka çıkan…

Ve!..

Sağ olsun, Cumhurbaşkanımız Recep Tayip Erdoğan’ın dik duruşuyla, “bin yıl” sürmeden hitama eren süreçle, tabii tutuldukları ikinci “başörtüsü testi”nden de alınlarının akıyla çıkmayı başardılar.

*

Malumunuz!..

Başörtüsüyle son imtihanımızı geçtiğimiz hafta geride bıraktık.

Artık başörtüsüne el uzatmaya cüret edemedikleri için, eski Türkiye artıkları dilleriyle saldırmışlardı bacılarımızın başörtüsüne.

Ağızlarının payını da ziyadesiyle verdik.

Böylece!

Maruz kaldığımız bir “başörtüsü testi”nden daha başarılı bir şekilde ayrılıyorduk ki;

Kızlarımızın, içkili bir mekânda saldırıya uğradıklarını öğrendik.

İşte bu son test, hiç çalışmadığımız yerden çıktı karşımıza.

Hiç kıvırmadan kabul etmeliyiz;

Bu kez sınavı biz kaybettik!..

 

Not:
Bu yazıda, Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma’ın “İslamî Tebliğin Mekke Dönemi ve İşkence” adlı kitabından faydalanılmıştır.


YORUMLARA GÖZAT (42)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.