ÖDÜLLÜ TYT SINAVI
TAMAMLANDI ESKİ SINAVLAR
İÇİN TIKLAYIN

Zekeriya Say

Zekeriya Say

Tencere Yuvarlanmış Kapağını Bulmuş Partisi!

-

15 Temmuz Fetullahçı Terör Örgütü’nün alçak darbe girişimi sırasında Şehitler Köprüsü’nde sivillere ölüm yağdıran ve 34 vatandaşımızı oracıkta şehit eden darbeciler arasında bulunan ve o dönem Kuleli Askeri Lisesi'nde şoför olarak görev yapan er Ahmet Buruk, ilk kez katıldığı duruşmada darbecilerden bazılarının; 

“Sabaha kadar adam vurdum, teslim olmam diye bağırdıklarını… 

FETÖ’cü Yarbay Turgay Ödemiş'in ise "Eğer siz silah sıkmazsanız, ben size sıkarım" diyerek askerleri ateş etmeye icbar ettiğini… 

Darbecilerin başında bulunan ve “vur emri”ni veren Binbaşı Ahmet Taştan’ın ise emrine karşı gelen askerlerden Hüseyin Kaya'yı vurduğunu itiraf etmişti. 

*  

O duruşmanın üzerinden tam iki yıl geçtikten sonra geçtiğimiz hafta, yani 3 Aralık’ta nihayet karar çıktı. 

Fetullahçı teröristlere “vur emri”ni veren eski Binbaşı Ahmet Taştan35 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 3 bin 343 yıl hapis cezasına çarptırılarak, layığını buldu. İnşallah bir daha güneş yüzü görmez de cezaevinde geberip gider 

* 

Tabii!.. 

Türk yargısı adaletli kararlar verip acılı yüreklerimize su serperken, diğer yandan canımızı acıtan gelişmeler de yaşanmıyor değil hani… 

2017 yılında, 780 kişilik salonda görülen ilk duruşmaya katılan ve “Ben bu davalardan vazgeçmem" diyen şehit Erol Olçok’un eski eşi ve şehit Abdullah Tayyip Olçok'un annesi Nihal Olçok, darbecilerin itiraflarına ve yargının verdiği kararlara rağmen, bugün geldiğimiz noktada maalesef “davasından taviz vermiş” görünüyor. 

Zira!.. 

Nihal Olçok geçtiğimiz hafta DW Türkçe'deNevşin Mengü'nün sorularını cevaplarken; 

15 Temmuz gecesinin hemen ardından köprünün ve yolların temizlenerek delillerin ortadan kaldırıldığını iddia etti ve artık FETÖ'cülerle “delil yetersizliği” konusunda “ortak bir paydasının olduğunu” söyledi. 

Halbuki Nihal Hanım, canlı yayınlar sayesinde tüm Türkiye’nin gözleri önünde gerçekleşen darbe girişiminden hemen sonra yurt genelinde verdiği konferanslarda; 

“Eşim ve oğlum, rastgele bir kurşunla şehit edilmedi” diyor… 

"Erol Bey’in, köprünün ayağında keskin nişancı kurşunu ile vurulduğunu… 

Oğlu Abdullah’ın ise babasından 200 metre ileride, babasının vurulduğunu görünce 'Baba' diye koşarken tankın üzerinden sıkılan iki kurşunla şehit edildiğini” anlatıyordu. 

O günlerde delil yetersizliği gibi bir derdi olmayan ve elinden gelse bütün FETÖ’cülerin üzerinden tankla geçerek onları ezebileceğini söyleyen Nihal Hanımzamanla yalpalamaya… 

FETÖ ile mücadele eden savcıları, para karşılığında karar verdikleri şeklinde asılsız iddialarla karalamaya… 

“Kaça sattınız 250 şehidi? Değdi mi aldığınız verdiklerinize?” sözleriyle töhmet altında bırakmaya başladı. 

* 

Tabii!.. 

Nihal Olçok’taki bu tenakuz halini görünce, geçmişte neler söylediği, kendisiyle çelişip-çelişmediği hususunda bende bir merak uyandı. 

Nihal Hanım’ın, henüz darbenin acısının taze olduğu o günlerde söylediği sözlere, yaptığı açıklamalara baktığımda ne görsem beğenirsiniz… 

Meğer Nihal Hanım’ın hiçbir zaman bir dediği bir dediğini tutmuyormuş. 

Ve ısrarla gerçekleri olduğundan farklı gösteriyormuş. 

Örneğin… 

Nihal Olçok, Hürriyet muhabiri Fatma Aksu ile Mekke’de yaptığı ve 11 Eylül 2016 tarihli Hürriyet gazetesinde manşetten yayımlanan röportajındameş’um gecede yaşadıklarını şöyle anlatıyor: 

“Herkes beni arıyordu o gece… 

Kardeşim, ‘Eniştem rahatsızlanmış’ diye mesaj attı.  

Arabaya fırladım. 

Kalp krizi geçirdiğini düşünüp hastaneye koştum.  

5 dakika sonra Numune’nin bahçesindeydim.  

Koşarak Acil’e girdim.  

Her yerde kan kokusu ve yanık et.  

Kopmuş bacaklar, kasığından kurşun yemiş, kan fışkıranlar...  

Kanın sesinin ve kokusunun olduğunu ben unutmamak üzere orada öğrendim. 

(...) 

Bir tane kırmızı kapı gördüm. Üzerinde personel yazıyordu. Meğer ikisi o odada yan yana yatıyormuş. 

Ben o kapının önüne kadar gitmiştim ve personel yazdığı için girmemiştim. İyi ki de girmemiştim. Ölürdüm onları orada görseydim.  

Kullanamayacağımı, çalıştırsam da durduramayacağımı bile bilsem (tankları kastediyor) ölümü göze alır, onları o hale getirenlerin üzerine sürerdim.  

Tıpkı onların yaptıkları gibi.  

( Eğer “deliller yetersiz”se, “tıpkı onların yaptıkları gibi” demek de neyin nesi?) 

*** 

Nihal Hanım devam ediyor;  

“Ve işte şu an Kâbe’deyim.  

Şuna yürekten inanıyorum ki, cennet kapısından girerken sağda ben, solda Olçak, ortada çocuklarla beraber gireceğiz. Onunla yine buluşacağız.”  

 

*** 

Hürriyet muhabiri Fatma Aksu’nun aktardığına göre ikili Kâbe’yi tavaf ettikten sonra Nihal Hanım, Aksu’ya; 

“Hadi seni kahve içmeye götüreyim” diyor. 

Birlikte Zemzem Tower’ın asansörüne biniyorlar ve dev gökdelene tırmanmaya başlıyorlar. 

Asansörden indikten sonra bir teras kafeye giderek Nihal Hanım’ın gözüne kestirdiği bir masaya oturuyorlar. 

Hürriyet muhabiri sohbet edeceklerini sanırken, Nihal Hanım çantasından telefonunu çıkararak; “Bak bu fotoğrafa” dedikten sonra, Erol Olçok ile aynı masada çektirdikleri bir fotoğrafı gösteriyor. 

Sonra da 3 kahve söylüyorlar. 

Üçüncü kahveyi merak eden muhabir;  

Bu kime, biri daha mı gelecek? diye sorunca… 

Nihal Olçok; 

Kahveyi merhum Erol Olçok için ısmarladığını söylüyor. 

 

*** 

 

Çok değil, sadece sekiz ay sonra Nihal Olçok yine Hürriyet gazetesine fakat bu kez de Ayşe Arman’a konuşuyor… 

“Ben ayakta gömülüyüm, sadece başım dışarıda” diyen Nihal Hanım, 

yaşadığı acının büyüklüğünü “insan aklını yitirir” cümlesiyle özetledikten sonra bir kez daha o gece yaşadıklarını anlatıyor. 

İkinci senaryo ise şöyle: 

“Çocuklar Olçok’la dışarıdaydılar. Baba ve üç oğlu. Ben de arkadaşlarımla Üsküdar Salacak’taydım. Abdullah telefon açtı, “Anne eve gitsen iyi olacak. Ortalık biraz karışmış!”  

“Tamam” dedim, arkadaşlarımı evlerine bıraktım, ben eve geçtim… 

Sonra Şamil ve Emir eve geldi.  

“Abim, babamla gidiyor” dediler. 

Ben, balkondan Abdullah’a seslendim. Babasıyla arabaya bindiğini gördüm. Abdullah’la birbirimize el salladık. Olçok da camdan şöyle bir baktı, iki parmağıyla, “Hadi eyvallah” işareti yaptı. O kadar. 

***  

Röportajın devamında Ayşe Arman can alıcı soruyu soruyor: 

“Bu arada, hâlâ evlisiniz değil mi, boşanmış olduğunuza dair dedikodular var ortalıkta, doğru değildir herhalde…” 

Röportaj boyunca aynı evde yaşadıkları izlenimi veren Nihal Olçok başlıyor lafı gevelemeye: 

“Evlilikten kastettiğiniz ne bilmiyorum, sosyal evlilik olduğu zaman, kağıt üzerinde olduğu zaman boşanma eyvallah… Ama evlilik, insanların tarif ettiği gibi bir şey mi ki? Boşandı, boşanmadı… Ben Erol Olçok’un dünyada ve ahirette çocuklarının annesi ve eşiyim!” 

*** 

Ve!.. 

Geçtiğimiz hafta gerçek tüm netliğiyle ortaya çıktı. 

“Soyadlarının istismar edilmesine” daha fazla tahammül edemeyen Olçok Ailesi, yazılı bir açıklama yaparak;  

“Şehit Erol Olçok ile Nihal Hanım’ın evlilik akdinin darbe girişiminden üç yıl önce, 04.09.2013 tarihinde anlaşmalı olarak sona erdiğini tüm Türkiye’ye ilan ettiler… 

Üstelik çocukların vekaleti de Nihal Hanım’da değildi. 

Öte yandan Nihal Hanım; 

30.11.2016 tarihinde kendi kızlık soyadı olan Süleymanoğlunu mahkeme kararıyla değiştirerek tekrar Olçok soyadını alarak kendini ailenin bir ferdiymiş gibi göstermişti. 

* 

Evet… 

Örneklerden de anlaşılacağı üzere Nihal Olçok, 2013 yılında boşandığı halde ısrarla Erol Olçok ile “evli oldukları” yönünde bir algı oluşturmaya çalışmış. 

Bununla da yetinmeyerek, eski eşiyle birlikte cennete gideceklerini iddia etmekten de imtina etmemiş… 

Olçok ailesinin yazılı açıklamasıyla gerçekler ortaya çıkınca da hiç sıkılmadan; 

“Boşandığım, sakladığım bir konu değildi” demiş. 

Hemen ardından ise; 

“Çocuklarım boşandığımızı 15 Temmuz’dan sonra öğrendi.” diyerek bir kez daha kendi kendini yalanlamış. 

* 

Hasılı… 

Nihal Olçok, bir dediği bir dediğini tutmayan, sürekli kendisiyle çelişen klinik bir vakadır 

Bir diğer klinik vaka ise, Ak Parti Genel Başkanı iken; 

"Umudunu AK Parti'ye bağlayan milyonlar merak etmesin. Nefsimi ayaklar altına alırım, bir faninin terk etmeyeceği düşünülen her makamı elimin tersiyle iterim ama asla bu kutlu hareketteki hiçbir dava arkadaşımın kalbini kırmam" diyerek, bol kepçeden salladıktan sonra, toplumda neredeyse hiçbir karşılığı olmadığı halde sırf Ak Parti’nin oylarını parçalamak için “Gelecek Partisi”ni kuran Ahmet Davutoğlu’nun ta kendisidir… 

* 

Önceki gün, Ankara Bilkent Otel’de partisinin kuruluşunu açıklayan Ahmet Davutoğlu ile partinin “Kurucular Kurulu” listesine 136. sıradan giren Nihal Olçok Hanımefendi’yi “Gelecek Partisi” çatısı altında birlikte siyaset yapar halde gördüğümde, aklımdan geçen tek şey; 

Tencerenin yuvarlanıp nasıl da kapağını bulduğuydu!..   

 


YORUMLARA GÖZAT (14)

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.