ÖDÜLLÜ TYT SINAVI
TAMAMLANDI ESKİ SINAVLAR
İÇİN TIKLAYIN

ali 1 ay önce eklendi.

fira beyin tesbiti cok dogru

Fira 1 ay önce eklendi.

Yorumlar tam bir edebiyat resmigecidi gibi...

turgut ertav 1 ay önce eklendi.

“Dinin kaynağı nedir?” Söz konusu kişilerin bir soruya Kuran’dan, bir soruya bir hadis kay-nağından, bir soruya kendi dünya görüşlerinden, bir soruya bir mezhep-ten, başka bir soruya apayrı bir mezhepten cevap verdiklerini görüyoruz. Acaba dinin kaynağı sadece Kuran mıdır? Yoksa Kuran’ın yanında hadisler de dinin kaynağı mıdır? 

cesim 1 ay önce eklendi.

Edebiyat, bir milletin ruhî yapısı, düşünce dünyası ve irfan hayatının beliğ bir lisânıdır. Aynı ruhî yapı, aynı düşünce sistemi ve aynı irfan hayatını paylaşmayan fertler, aynı millete mensup olsalar da, birbirlerini anlamaları mümkün değildir. Söz, fikirlerin bir dimağdan diğer dimağa, bir ruhtan diğer ruha intikalinde en önemli vasıtalardandır. Bu vasıtayı başarıyla kullanabilen fikir erbâbı, ruhlarda mayaladıkları düşüncelere çok kısa zamanda yığın yığın temsilciler bulur ve fikirleriyle ölümsüzlüğe ererler. Bu imkâna sahip olamayanlar ise, bütün bir hayat boyu çektikleri fikir sancılarıyla beraber, iz bırakmadan silinir giderler. Her edebiyat türü, kullandığı malzemenin farklılığı ve maksadı edâ şeklindeki hususiyetleriyle, başlı başına bir anlatma yolu ve o türe mahsus bir dildir. Bu dilden herkes bir şeyler anlayabilse de, o dili hakikî mânâsıyla kullanan ve onunla konuşan, sadece şâir ve ediplerdir. Altın ve gümüşü sarraflar anladıkları gibi, söz cevherini de ancak söz sarrafları anlar. Yere düşmüş bir çiçeği hayvan ağzına alır çiğner; kadir bilmezler, ona basar geçer; insanlar ise, onu koklar ve göğüslerine takarlar.

mustafa 1 ay önce eklendi.

San'at, terakkinin ruhu ve duyguları inkişaf ettiren yolların en önemlilerindendir. Bu yolu kullanma fırsatını kaçıran bahtsız istidâtlar, bütün bir hayat boyu, tıpkı meflûç insanlar gibi, bir yanları hep ölü olarak yaşarlar. San'at, gizli hazineleri keşfedip açan sihirli bir anahtar gibidir. Onunla açılan kapıların arkasında fikirler sûret urbası giyer; hayaller de âdeta cisimleşir. İnsanları denizlerin sonsuzluk ve derinliklerinde, semâların yükseklik ve maviliklerinde dolaştırıp seyahat ettiren bir düşünce üveyki varsa o da san'attır. San'at sayesinde insan, yerlerin ve göklerin enginliklerine yelken açar, zaman ve mekân üstü duyuşlara ve sezişlere ulaşır. Beşer hissiyatını muhafaza ile, her lâhza o hissiyata hedeflerin en yükseklerini gösterip, hassas ruhları derinlikten derinliğe sevkeden âmillerin başında san'at gelir. San'at olmasaydı, insanın müdahale ve ihtırâ dünyasında hâlihazırdaki mevcut güzelliklerin hiçbirini göremeyecektik. Ve o âteşîn san'atkâr ruhlar da, bütün tasarı, plân ve tasavvurlarıyla toprağa gömülüp gideceklerdi... İnsanoğlunun iç derinliklerini tasvir eden en birinci levha san'attır. Evet, san'at sayesindedir ki, en derin duygu ve düşünceler, en çarpıcı tespitler, en içli arzular, bir plâğa kaydediliyor gibi kaydedilmiş ve âdeta ölümsüzleştirilmişlerdir. San'atın imana refâkati sayesinde değil miydi ki, bu muhteşem dünya şaha kalkmış mâbetleri, şehâdet parmakları gibi öteleri gösteren minareleri, her biri başlı başına birer mesaj sayılan, mermerlerin alınlarındaki mübarek desen ve motifleri, çeşit çeşit hat san'atları, pırıl pırıl tezhipleri, solmayan işlemeleri ve kelebek kanatları kadar güzel nakışlarıyla, seyrine doyulmayan bir güzellikler galerisi hâline gelmişti. Gerçek ilim, san'atla kendini gösterir. San'at adına ortaya herhangi bir eser koyamamış birinin, öyle çok fazla şey bileceği de söylenemez. İnsan melekelerinin canlılığı, san'at ruhuyla çok alâkalıdır. San'atsız bir insan, ölü olmasa da, diri de sayılmaz. San'atkâr ruhlarca geçerli olmayan, itibar ve revaç bulmayan bütün san'at gayretleri, şekille ruhu birbirinden tefrik edememeden kaynaklanmaktadır. San'at adına bir esere itibar ve teveccühün, onun zâtından ziyâde, ruhundaki san'at ve maharete ait olduğunda şüphe yoktur. Demiri altından, bakırı bronzdan daha kıymetli yapan san'attır. Evet, san'at sayesinde en kıymetsiz madenler, altın, gümüş ve elmastan daha kıymetli hâle gelirler. Düşünce çizgimizdeki bütün güzel san'atlar, mübarek san'atkâr ruhların insanlığa ölümsüz armağanları olduğu gibi, vaktimizi bize bildiren saatten, güçsüzleştiği zaman gözlerimize güç kazandıran gözlüklere; uzak mesafeleri yaklaştıran telsiz ve telefonlardan, dünyanın dört bir yanındaki sesleri, sûretleri celbedip oturduğumuz odaya aksettiren televizyonlara; bizleri bir yerden bir yere taşıyan tren, otobüs ve tayyarelerden, mekik ve fezâ gemilerine kadar insanlık için huzur ve refah vesilesi sayılan bütün vasıtalar da, yine san'ata açık bu ince ruhların eserleridir. San'ata kapalı bütün ruhlar, varlıkları-yoklukları birbirine denk; kendilerine, ailelerine, milletlerine yararlı olmayan, hatta zararlı olabilen bir kısım kuru kalabalıklardan ibarettirler.

cemal 1 ay önce eklendi.

İnsan, yüksek duygularla donanmış, fazilete istidatlı, ebediyete meftun bir varlıktır. En sefil görünen bir insan ruhunda dahi ebediyet düşüncesi, güzellik aşkı ve fazilet hissinden meydana gelen gök kuşağı gibi bir iklim mevcuttur ki, onun yükselip ölümsüzlüğe ermesi de, mahiyetindeki bu istidatların geliştirilip ortaya çıkarılmasına bağlıdır. İnsanın insanlığı, fânî olan hayvânî cesedinde değil, ebediyete meftun ve âşık olan ruhunda aranmalıdır. Bu itibarladır ki o, ruhuyla ihmale uğrayıp, sadece bedeniyle ele alındığı zamanlarda, kat'iyen doyma noktasına ulaşamamış ve hiçbir zaman tatmin edilememiştir. En talihli ve mesut insan, vicdanı hep ötelerin aşk ve iştiyakıyla sermest olan insandır. Bedenin sınırlı, dar ve boğucu zindanında ömürlerini geçirenler, saraylarda dahi olsalar, zindanda sayılırlar. Her insanın ilk ve en birinci vazifesi, kendini keşfedip tanıması ve bu sayede aydınlanan mahiyet adesesiyle dönüp Rabbine yönelmesidir. Kendi mahiyetini tanıyıp bilmeyen ve Yüce Yaratıcısıyla münasebet kuramayan bahtsızlar, sırtlarında nasıl bir hazine taşıdıklarını bilemeyen hamallar gibi yaşar ve hamallar gibi göçer-geçer giderler. İnsan, zâtında âciz bir varlıktır ama, Kudreti Sonsuz'a dayanması sayesinde, fevkalâde bir iktidara malik olduğu da bir gerçektir. Evet o, Kudreti Sonsuz'a dayandığı içindir ki, damla iken çağlayan, zerre iken güneş ve bir dilenci iken sultan olur. İnsan, varlık ve hâdiseler kitabıyla içli dışlı olup, onunla bütünleştiği ölçüde gönül dünyasında hikmet parıltıları belirir. Bu sayede o, özünü tanır; mârifetullaha erer; sonra da gider, Allah'a vâsıl olur. Elverir ki, düşünce planında gerçekleştirilmek istenen bu seyr ü seyahat, ilhad ve inkâra bağlanmış olmasın. Hakikî insanlar, diğer canlılarla aralarındaki müşterek hareketleri, nesil ve türlerini devam ettirme istikametinde, bir vazife şuuruyla ve zaruret sınırları içinde yerine getirirler. Ölçüsüzce bedenî hazlarına kapılıp gidenler ise, başka varlıklarla aralarındaki mesafeyi daraltmış ve insanî sınırları zorlamış olurlar.