Gündem
Yalan haberler, ruh sağlığımızı bozuyor
Uzman Psikolog ve Aile Danışmanı Uğur Ceco, sosyal medyada, yazılı ve görsel basında son zamanlarda salgınla alakalı sürekli bir haber akışı olduğunu belirterek, kendimize resmi kurum ve kuruluşların açıklamalarının haricinde bir kaynak edinmemeli günde bir veya iki kez gündemi takip ederek, kendimizi bu toksikasyondan uzak tutmalıyız. Yani ruh sağlığımızı korumak için yalan yanlış haberlerden uzak durmalıyız” dedi.
“Sevgi dilini kullanmaya, özen göstermeliyiz"
-Salgın sürecinde ruh sağlığını korumak için neler yapılmalı?
Salgının kendi üzerimizde ne gibi bir etkisi olduğunu anlamaya çalışmak gerek. Yani farkındalık sağlamak. Stresli miyim? Kaygılarım mı arttı? Takıntılı davranışlarımı kontrol edebiliyor muyum? Belirsizlik içinde rotamı mı arıyorum? Hissizleştim mi? Olaylara sürekli karşı mı çıkıyorum? Uyku ve beslenme düzenim ne durumda? Sık sık duygusal dalgalanmalar mı yaşıyorum?.. Gibi soruları kendimize sorarak sürecin bizdeki etkisini anlama çabası önemli. Şu da bilinmelidir ki herkeste aynı etkiyi bekleyemeyiz. Bu süreç içerisinde kendimize sorduğumuz sorulara verdiğimiz cevaplar bize yol gösterici olacaktır. Tüm ilişkilerimiz, diyaloglarımız, çalışmalarımızın içerisinde sevgi dilini kullanmaya, şefkatli olmaya özen göstermeliyiz. Bunun yanı sıra günlük ritüelleri bozmadan devam ettirmeye çalışmak, iyi hissettiren aktivitelerin listesini çıkarıp bir program yapmak (kitap okumak, ailece yapılan aktiviteler, yakın çevre ile sosyal ağlar aracılığıyla etkinlikler yapmak, resim çizmek, yazı yazmak, nefes egzersizleri yapmak, spor yapmak vb.) ve bunları uygulamak iyi gelecektir. Çünkü belirlenmişlik belirsizliğin en doğal ilacıdır; kontrolü sağlamanızı destekler. Öz bakım, kıyafet seçimi gibi konularda daha önceden nasılsak aynı şekilde devam edilmeli.
“Yalan yanlış haberlerden uzak durmalıyız”
-Milletin psikolojisini bazı sorumsuz medya kuruluşları da altüst ediyor. Bu konuda ne dersiniz?
Tabii ki en önemli konulardan birisi de ruhsal toksikasyondan yani psikolojik zehirlenmeden uzak durmak. Sosyal medyada, yazılı ve görüntülü basında son zamanlarda salgınla alakalı sürekli bir haber akışı olmakta. Eksik, fazla, doğru, yanlış bakılmaksızın devam eden bu akışın yoğunluğu ruhsal sistemimizi tehlikeye karşı pozisyon alma haline daha sık getirmektedir. Bu da stres, kaygı, obsesyon gibi meselelerle önümüze gelmekte ve bizleri zorlamaktadır. Kendimize resmi kurum ve kuruluşların açıklamalarının haricinde bir kaynak edinmemeli günde bir veya iki kez gündemi takip ederek kendimizi bu toksikasyondan uzak tutmalıyız. Yani ruh sağlığımızı korumak için yalan yanlış haberlerden uzak durmalıyız.
-Bu süreçte size daha çok hangi şikayetler geliyor?
Çoğunlukla kaygı, takıntı ve çocuklarıyla alakalı nasıl doğru iletişim kurabilecekleri konularında danışma talepleri oluyor. Ayrıca sağlık çalışanları ve kolluk kuvvetleri görevlilerinin de yakın çevreleri için özel olarak endişelenmeleri gelen şikayetler arasında bulunmaktadır.
Sokağa çıkma kısıtlamasının çocuklara etkisi
-Özellikle çocukların bu süreci psikolojik olarak sağlıklı atlaması için ne öneriyorsunuz?
Çocuklar duygularını, tepkilerini tam olarak ifade etmekte güçlük çekebilirler. Bu duygularını, düşüncelerini ve davranışlarını ifade edebilecekleri uygun ortamların ebeveynler tarafından oluşturulması gerekir. Resim yapmak, oyun oynamak, hikâyeler okuyup belli kısımlarını çocukların hayali olarak devam ettirmelerini istemek gibi çalışmalar onların yaşayabileceği güçlüğü hafifletebilecektir. Örnek olarak bir hikaye metninin kahramanlarını, birlikte rol paylaşımı yaparak canlandırabilirler. Ebeveyn ya da bakıcının bu etkinliklere doğrudan katılımı çocuğun motivasyonunu da olumlu etkileyecektir. Çocuklardan yetişkinler gibi tepki vermelerini beklememeliyiz. Dışarı çıkılamayan bugünlerde buna en az alışkın olanlar belki de çocuklar. Dolayısıyla içerisinde bulunduğumuz salgın sürecinin neden ve sonuçlarının ebeveynler kendi duygularını işin içine sokmadan çocuğun yaşına uygun ve net ifadelerle anlatılması çocukların anlamasını kolaylaştıracaktır. Çocuk için güvenli olan alan birincil bakıcılarının yanıdır. Buna uygun davranabilmek oldukça önemlidir. Yetişkinler için olduğu gibi çocuklar için de rutin davranışların olabildiğince devam ettirilmeye çalışılması gerekmektedir. Çocuklar öğrenmek için birçok soru sorabilirler; bu sorulara kulak verip uygun bir dille cevaplamak onları iyi hissettirecektir.
-Mecburi evde kaldığımız bugünleri nasıl değerlendirmeli?
Evde kalınan bugünlerde kendimizle baş başa kalabileceğimiz zamanımız oldukça fazla. Bu zamanın değerlendirilmesini iki başlık altında ele alabiliriz. Birincisi, kendimizle alakalı olan iç dünyamız; ikincisi, çevremizle alakalı olan dış dünyamız. İç dünyamızı destekleyecek okumalar, dinlemeler yapmak, korku, üzüntü, mutluluk, pişmanlık, tiksinme gibi duyguları keşfetmek, davranış ve düşüncelerimizin temellerini, ilişkilerimizi, motivasyonlarımızı, iyi ve kötü taraflarımızı anlamaya çalışmak etkili olacaktır. Tüm bunları yazarak ifade etmek, dışsallaştırmak, anlamamızı kolaylaştıracaktır. Dış dünyamızı ele aldığımızda ise aile, iş, okul hayatı, sosyal hayat gibi alanlar karşımıza çıkmaktadır. Aile hayatı içerisinde kişiler, birbirlerini daha iyi tanıma fırsatlarını değerlendirebilirler. Birlikte fotoğraf albümlerine bakarak anılarını canlandırabilirler. Ortak konular belirleyip sohbet edebilirler. Filmler, diziler, kitaplar seçilip ortak bir zaman diliminde ortak etkinlikler yapılabilir. İş, okul hayatı açısından kariyer yönetimi, mesleki gelişim, akademik gelişim açısından yapılabilecekler, değişiklikler, yenilikler, planlamalar değerlendirilebilir. Birçok kurum online kaynak veri tabanlarını ücretsiz kullanıma açmış durumda. Bunlar kullanılarak bireysel ve mesleki gelişimleri destekleyici çalışmalar yapılabilir. Sosyal hayat açısından ise kişiler, özlediği ve salgından sonra yapabileceklerini planlayabilir, sosyal çevresiyle iletişimlerini uzaktan da olsa devam ettirmeye çabalayabilirler.
-Virüse yakalanmış hastalara ve bu virüs nedeniyle yakınlarını kaybeden vatandaşlarımıza nasıl bir psikolojik destek uygulanmalı?
Virüse yakalanmış kişilerin, yaşadıkları bu durumla mücadele eden hem dünya çapında hem de yerel oldukça kuvvetli bir sağlık ekibinin arkalarında bulunduğunu kendilerine sık sık hatırlatmaları gerekir. Bu kişiler mümkünse dış dünya ile bağlantılarını olabildiğince kesmemelidir. Sosyal ağlar vasıtasıyla iletişimlerini devam ettirebilirler. Hastane çatısı altındaki bireyler için ise, sunulan imkânların ve bakımın olabilen en iyi şartlarda olacağını unutmadan gerekenlerin yapıldığını sürekli kendilerine hatırlatabilirler. Virüs nedeniyle yakınlarını kaybeden bireyler, içerisinde bulundukları duygulanımı kabul çerçevesinde yaşamaya çalışabilirler. Durumun zorlayıcılığı oranında yukarda bahsettiğim kurum ve kuruluşlardan destek talebinde de bulunabilirler.
Sağlık Bakanlığı’nın şeffaflığı kaygıyı ve korkuyu azalttı
-Sağlık Bakanlığı’nın süreç yönetimini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bakanlığımız sürecin başından itibaren düzenli resmi açıklamalar yaparak vatandaşları bilgilendirmeyi ve şeffaflık ilkesi doğrultusunda hareket etmeyi tercih etti. Ayrıca, Pandemi Bilim Kurulunu oluşturarak alınan kararların ardında bilimin ışığı olduğu gerçeğine dikkat çekti. Buna ek olarak, ‘Toplum Bilimleri Kurulu’ adında içerisinde psikolog, sosyolog, istatistik uzmanları gibi profesyonellerin olduğu bir başka kurul oluşturuluyor. Bunlar çok önemli hususlar. Çünkü insanların yaklaşımlarını olumlu olarak şekillendirmekte. Sağlık Bakanlığı tarafından yansıtılan şeffaflığın ve netliğin kaygıyı ve korkuyu bir nebze olsun azaltacak nitelikte olduğunu düşünmekte ve faydalı bulmaktayım.
Psikolojik zorlanmalar yaşayan bireylere devlet desteği
-Devletin ve sivil oluşumların bu süreçteki psikolojik destekleri neler?
Bu süreçte devletin ve bazı kuruluşların psikolojik zorlanmalar yaşayan bireylere verdiği hem online hem telefonla gerçekleştirilen ücretsiz destekler bulunmakta. KORDEP (Korona Virüs Enfeksiyonu Online Ruhsal Destek Programı), Türk Psikologlar Derneği, Türkiye Psikiyatri Derneği bünyesinde bulundan diğer programlar bunlardan bazıları. Ayrıca, örnek olmasını istediğim bireysel olarak ‘ücretsiz online’ çalışmalar yapan uzmanlar da mevcut.
-Bu süreçte dijital dünyaya aşırı bir yüklenme oldu. Sonrasında dijital bağımlılık gibi bir problemle karşılaşır mıyız?
Evde kalınan süreçlerde tablet, televizyon, telefon gibi cihazlar kişilerin vakit geçirme araçları haline gelmiş durumda. Yaşadığımız süreci anormal olarak değerlendirdiğimizde bu aşırı yüklenmeyi normal kabul edebiliriz. Özellikle sosyal medya takipleri ve paylaşımları, kişilerin yalnızlık duygularını bertaraf edebilecek niteliğe sahip olduğundan -illüzyonal ya da değil- kişilerin talep noktalarını oluşturmuş gibi gözükmekte. Korona virüs salgını sürecinin sonrasındaki gerçek sosyal yaşama katılımla birlikte aşırılığın dengelenebileceğini düşünüyorum. Yine de kişiler az önce bahsettiğim yöntemleri değerlendirebilir, kendilerini bu yüklenmeden bir miktar uzak tutarak fayda sağlayabilirler. En nihayetinde denge ne kadar az bozulursa o kadar kolay toparlanabilir.
İnsanlar kitle haline geldiğinde hatalı kararlar verebilir
-Sokağa çıkma yasağı ilan edilince marketlere koşan insanların ruh halini de kısaca özetler misiniz?
Öncelikle bir deneyden bahsetmek istiyorum. 1950’li yılların başlarında Sosyal Psikolog Solomon Ash bir deney yapar. Belirli sayıdaki kişilerden oluşan gruplara bazı kartlar gösterilir. Bu kartlardan birisinde 3 farklı uzunlukta çizgiler bulunmakta, diğerinde de bu karttaki çizgilerden birisiyle aynı uzunlukta 1 çizgi bulunmakta. Soru şudur: 1. karttaki çizgi 2. karttaki hangi çizgiyle aynı boyda? Katılımcıların bir kısmı Ash’in asistanlarıdır ve en başta cevap verirler. İlk sorulara sahte denekler yani asistanlar doğru cevapları vererek gerçek deneklerin güvenini kazanırlar. Ardından asistanlar yanlış ve aynı cevabı vermeye başlarlar. Gerçek katılımcılar ise anlamlı derecede yanlış cevabı veren asistanların cevabını verirler. Buradaki temel nokta, insanların karar verirken çevresindeki kişilerin kararlarından etkilenmeleridir.
Değerlendirmeye gelecek olursak, konuyu birbirini tamamlayan birçok açıdan ele almak gerekir diye düşünüyorum. Kişilerin bireysel ve ailevi ihtiyaçları, güvenlik kaygıları, yasak kelimesinin bilinçaltındaki etkisi, kitle hareketi, benmerkezcil yaklaşım bunlardan bazıları olabilir. Tüm bu değişkenlerin etkileri her bireyde elbette farklı olmaktadır.
Sosyal canlı çoğunluğun davranışını güvenli ve uygun kabul ederek davranış eğiliminde bulunabilmektedir. Solomon Ash’in deneyinde olduğu gibi bireysel olarak oldukça akılcı davranan kişi, kitle haline geldiğinde hatalı kararlar verebilir.