Sağlık
Ecdadımızın çağları aşan tedavi metodları! Osmanlı’nın strese karşı 5 temel önlemi
Maddi manevi icraatlarıyla gelecek nesillere eşsiz emanetler bırakan Osmanlı’nın 629 sene boyunca hakimiyet kurduğu 3 kıta, 7 deniz, 50 ülkede strese karşı uyguladığı formüller günümüze ışık tutuyor.
Faruk Arslan İstanbul
Çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük bir virüsün dünyaya diz çöktürdüğü salgın sürecinde yeryüzündeki tüm insanlık “Kovid-19” sancısı yaşıyor. İnsanlığı pençesi altına alan koronavirüs (kovid-19) salgını dünyadaki hemen hemen tüm ülkelere yayılmış durumda.
Hayatın olağan akışını sekteye uğratan koronavirüs salgını, insanların eve kapanmasını, şehir meydanlarının çorak arazilere dönüşmesini sağladı. Kovid-19 pandemisi hangi ülkede olursa olsun seveni sevdiğinden uzaklaştırdı, elleri birbirinden ayırdı, sosyal mesafeleri uzaklaştırdı. Salgın hastalığa yakalananlar, henüz ilacı bulunamayan hastalığın pençesinde zorlu tedavi sürecine girerken, enfekte olmayanlar ise panik ve stresin etkisi altında. Bilimin kifayetsiz kaldığı, dev bütçeli ekonomilere sahip ülke liderlerinin mücadele yerine saraylarını terk ederek ıssız mekanlara saklandığı pandemi karşısında insanlığın reçetesinin geçmiş zamanlarda olduğuna işaret eden tarihçiler, Osmanlı döneminde uygulanan “ruh iksiri” niteliğindeki 5 formülü gündeme getirdi.
Akit’e konuşan tarihçi-yazar Hasret Yıldırım, maddi manevi icraatlarıyla gelecek nesillere eşsiz emanetler bırakan Osmanlı İmparatorluğu’nun 629 sene boyunca hakimiyet kurduğu 3 kıta, 7 deniz, 50 ülkede strese karşı uyguladığı formüllerin günümüze ışık tuttuğunu söylüyor. Tarihçi Yıldırım, 6 asır boyunca hastalık, salgın, kıtlık, işgal, ekonomik darlık gibi zorluklarla defalarca kez karşılaşan Osmanlı insanının strese karşı 5 temel formülünün olduğunu ifade ediyor.Hasret Yıldırım, asırlar boyunca hem devleti hem de insanlığı psikolojik olarak ayakta tutmayı başaran stres düşmanı o 5 temel iksiri şöyle aktarıyor:
1- Er-rızku Alallah: Rızkı veren Allah’tır, O’ndan başkasının önünde eğilme.
2- Tevekkeltü Al’allah: Vâzifeni icrâ et, Rabbine tevekkül et.
3- Ya Nasip: Nasibinde ne varsa, vakti geldiğinde seni bulur, olana şükret.
4- Ya Sabır: Vaktinden evvel çiçek açmaz, sabret.
5- Bu da Geçer Ya Hu: Sana verilenle ittibâ et, her şey gelip geçicidir. Bâkî (ebedî) olana razı ol.
ÇAĞI AŞAN TEDAVİ METODLARI
Anadolu’dan dünyaya merhamet dağıtan Osmanlı İmparatorluğu’nun manevi tedavilerinin emsallerine nazaran çağı aşan nitelikte olduğuna değinen tarihçi Hasret Yıldırım, “Barbar Batı’nın şeytan çıkarma ayinleriyle hastalıkları tedaviye uğraştığı bir dönemde Osmanlı hekimleri, dönemlerinin en medeni tedavi metodlarını ve malzemelerini kullanmışlardır. İnsanın varlık bütünü, beden ve ruh (nefs) olarak kabul edilmiş; bedeni hastalıkların tedavisine ‘tıbb-ı cesedânî’, manevi hastalıkların tedavisine de ‘tıbb-ı rûhânî’ denilmiştir.” diyor.
Yıldırım, beden hastalıklarının çözümünde Batı’dan çok ileride olan Osmanlı’nın, dönemin en ciddi hastalıkları arasında yer alan “veba”, “cüzzam”, “çiçek”, “delilik” gibi birçok hastalığı da manevi destekle tedavi ettiğini vurguluyor. Şanlı ceddimizin önceliği her zaman temizliğe verdiğini, kaplıcaları ve şifalı su kaynaklarını kullandıklarını kaydeden tarihçi Yıldırım, Osmanlı’nın hamam kültürünü asla ihmal etmediğini hatırlatıyor.
STRESTEN KORUYAN İSLAMİ PRENSİPLER
Yıldırım, tarihten günümüze bukleler sunduğu sözlerini şöyle sürdürüyor: “Vücudun herhangi bir yerindeki biriken rahatsızlığı gidermek için kan alma işlemi olan Hacamat, Osmanlı hekimlerinin başvurduğu bir tedavi yöntemiydi. Peygamber Efendimiz’in (SAV) sünneti ihyâ edilirken, hastalıklara da şifâ bulunmuştur. Ayrıca akıl hastalarının hayvandan daha aşağı sayıldığı 19. yüzyıl Fransa’sına karşı; 15. asırda Darüşşifâlar’da musiki tedavisi yapan bir Osmanlı kültürü vardı. Her hastalığa farklı makamlarla musiki dinletilerek tedavi uygulanmıştır. Bedenî hastalıklarda manevi destek alan Osmanlı cemiyetinin, stresten korunma ve hayatı İslâm mizânı ile yaşama prensipleri de yukarıda zikrettiğimiz 5 esastır: Er-rızku Alallah, Tevekkeltü Al’allah, Ya Nasip, Ya Sabır, Bu da Geçer Ya Hu…”