Gündem
"Abdülhamid’e saldırı, ya cehalet ya da ihanettir"
Tarihçi Yazar Zafer Bilgi, Sultan Abdulhamid Han’ın bütün İslam devletlerinin bir arada olmasını istediğini belirterek, “Abdulhamid Han’ın derdi İslam dünyasıydı. Mefkûresi hep ümmetin bir arada olmasıydı” ifadelerini kullandı.
-Abdülhamid Han’a bazı kesimlerin bitmeyen kinini nasıl yorumluyorsunuz?
Abdülhamid Han’ın bazı kesimler tarafından bitmeyen kini, Osmanlı’nın son döneminde tekrar dirilmeye tahammülü olmayanların bir yansıması maalesef.
Burada ayrıca meyve veren ağaç taşlanıyor bir yerde, icraata tahammülü olmayanlar bunlar, milli ve yerli kalkınma hamlesi yapan bir sultanı kinle yargılamak ya cahillikten geliyor ya dış mihraklı uzantıların işi gibi düşünüyorum...
-Abdülhamid Han tarihe adını Ulu Hakan olarak yazılmasını sağlayacak hangi atılımları yaptı?
Sultan Abdülhamid Han’ın Ulu Hakan olarak veya Kızıl Sultan algılanması tarafsızlığına halel getirebiliyor bazen. Bizim derdimiz, bir yöneticinin yaptığı icraatları göstermek ve bunu ortaya çıkarıp insanların kafasında ülkesi için hangi atılımlar yaptığını göstermek olmalı. Millet ona gerekli yakıştırmaları yapar bir yerde. Ancak haksız yere yermek kadar, takım tutar gibi sultan tutmak da sıkıntılı... Biz yaptıklarına yoğunlaşırsak onunla ilgili kanaatimiz netleşir böylece. Buradan yola çıkarak, Sultan Abdülhamid Han’ın hakiki manada iz bırakan icraatları onu kalıcı kılmış ve bugün hâlâ konuşulmasını sağlıyor. Peki, nedir bu icraatlar? Bugün bizim hayalini kuramayacağımız bir ufukla dünyayı imara kalkışmış olmasıdır. Balkanlardan Anadolu’ya; Yemen’den Medine’ye, Libya’dan Çin’e pek çok yerde eserleri alemi süslüyor hâlâ. Bir düşününce insan tuhaf oluyor bundan 150 yıl önce, ülke yıkılacak derken Pekin’e büyük bir Hamidiye Medresesi kurdurmak, Japonlara yardım göndermek, bilhassa Japon İmparator ailesinin İslam’a ısınmaları için irtibatı koyulaştırmak. İşte bu bakış hakikaten cihanşümul bir bakış, o yüzden Osmanlı’nın son büyük alemşümul, evrensel, padişahıdır, Abdülhamid Han.
“Göz bebeklerim” dediği nesil Osmanlı’yı zirvede tutacaktı”
-Abdülhamid Han dönemini nasıl değerlendiriyorsunuz. Abdülhamid hangi konularda strateji uyguladı?
Sultan Abdülhamid Han en sıkıntılı dönemde ‘Hasta Adam’a hayat vermiş bir sultandı. Hiç kimsenin ihtimal vermediği bir sürede 33 yıl tahtta kaldı. O dönem koşullarında pek mümkün görülmeyen uzunlukta bir hükümdarlık yaptı. Bu dönemde Abdülhamid Han hakikaten devletinin yıprandığının farkındaydı. Ancak onu yıkacak güçlerin de bir arada olamadığını gayet iyi görüyordu. O, şu politikayı güttü: Batılı devletlerin bir araya gelmesine engel olmak, kendi devletini de İslam devleti misyonuyla Müslümanların birleşmesine vesile kılmak. Bunun için uğraştı. İleride bir dünya savaşı çıkacak olursa, Osmanlı bu savaşın dışında kalacak, “Göz bebeklerim” diye yetiştirdiği nesil ise Osmanlı’yı zirvede tutacaktı. Ancak o tahttan indirilince, Osmanlı savaşa girdirildi bir şekilde, o nesil Çanakkale Savaşında şehit düştü. O parlak neslin siperlerde şehit düştüğünü görünce, Almanlar, “Osmanlı beynini Çanakkale’de bıraktı” demişlerdi.
-Abdülhamid Han’a kendi devrinde muhalif olanlar sonrasında nasıl bir pişmanlık yaşıyor?
Sultan’a muhalif olanlar, o tahttan indiğinde koca imparatorluğun bir anda parçalanmaya ve dağılmaya başladığını görünce kendilerinin nasıl bir oyuna geldiğini anlıyorlar. Ancak iş işten geçmiş oluyor. Dönemin münevverleri, şairleri ona yaptıkları muhalefetin ne kadar yanlış olduğunu, bundan duydukları pişmanlığı, daha sonra yazdıkları şiir ve yazılarda dile getiriyorlar. Ancak bu durum gideni geri getirmiyor.
-Abdülhamid Han’ın Filistin politikası hakkında ne dersiniz?
Abdulhamid Han’ın derdi İslam dünyasıydı. Mefkûresi hep ümmetin bir arada olmasıyla ilgiliydi. Bugün olsa bütün İslam devletlerinin bir arada olmasını isterdi. Onun çilesi Kudüs’ün bütün dinlerin beşiği olarak kalıp İslam himayesinde yaşamasıydı. Filistin onun için çok müstesna yere sahip bir beldeydi. Bu mübarek diyar Osmanlı’nın hoşgörüsünün yansıdığı yerlerden biriydi ve hep elimizde kalmalıydı. Tıpkı Şam gibi, Kahire gibi, İstanbul gibi. Bu şehirler İslam medeniyetinin Osmanlı motifiyle bezendiği yerlerdi.
-Abdülhamid Han’ın eğitim anlayışına da değinir misiniz?
Sultan’ın eğitim hamlesi çok ilginç şekilde dönemin onca sıkıntılarına rağmen ilerleyici lokomotif olarak hep kendini göstermişti. Ülkenin dört bir yanına açılan liseler bugün hâlâ ayakta. Hatta bir kısmı Anadolu’nun en başarılı liseleri bugün. Onun eğitim anlayışında “Maarif, bütün ilerlemelerin hazırlayıcısıdır”. Biz kalkınma planını kaleme alırken en geniş çalışmanın eğitim alanında yapıldığına şahitlik ettik.
“Doğu ve güneydoğu’da Aşiret Mektebi açtırmıştı”
-Abdülhamid Han üzerine çalışmalar yaparken hangi noktalarda hayret yaşadınız?
Sultan üzerine çalışma yaparken, hayret ettiğimiz husus; bu kadar geniş coğrafyada nasıl bu kadar çok, binlerce eser inşa ettirmişti. Yaptığı eserlerle hem Türkiye’nin hem de Orta doğudaki birçok ülkenin gizli mimarı olmuştu. Onun kurduğu kurumları çıkardığımızda birçok ülkenin ana kurumlarından söz etmek imkânsız olacaktı. Yine bizde şaşkınlık oluşturan bir konu da; doğu ve güneydoğudaki olayların ortaya çıkacağını düşünüp, müthiş bir ferasetle buna önlem almasıydı. Oradaki aşiret ağaların çocukları için “Aşiret Mektebi” açtırmıştı. Bu mektepte kolej eğitimi tarzında, devrin en önemli ilmi-dini dersleri veriliyor ve bunun yanında devlete sadakat ve bağlılığı öğretiliyordu. Buradan mezun olup aşiretlerinin başına gidecek talebeler, hem bir Osmanlı münevveri olarak aşiretlerine reislik yapacak, hem de devletine sadakatini koruyacaktı. Ancak tahttan indirilince, bu projesi de yarım kalmıştı.
-Abdülhamid Han’ın tarikatlarla ilgili politikası neydi?
Sultan tekkeler ve tarikatları Müslümanları birleştirecek kollar gibi görüyor ve buralara o şekilde destek oluyordu. Bütün Müslümanları tek çatı altında toplarken bu tarikat merkezleri ve tekkelerden istifade edecekti. Tarikat şeyhlerini Türkistan’dan, Hindistan’a, Afrika’dan, Japonya’ya, hatta Çin’e göndererek, bu şeyhler vasıtasıyla Osmanlı’nın o ülkelerde halifeliğinin etkinliğini arttırmıştı. Sultan, tarikat şeyhlerinin İslam birliğinin yürütücüleri olarak görüyor ve buna göre bir teşkilatlanma kuruyordu. Bakın bu tekkelerin izlerini bugün Orta Asya’da veya Hindistan coğrafyasında bir Müslüman beldede cuma hutbesinde Sultan Abdülhamid Han’ın isminin geçtiğini duyunca daha iyi anlayabilirsiniz. Sultan, döneminde bu tarikat şeyhlerine, Osmanlı’nın sınırları dışındaki birçok Müslüman eyaletlerde cuma hutbeleri okutmuştur. Bu gelenek bazı yerlerde günümüze kadar taşınmaktadır.
Sultan’ın birçok yönü olduğu gibi tasavvuf yönü de ilginç ayrıntıları taşıyordu. Sultan’ın kendisinin de müntesibi olduğu tarikat Şazeliye tarikatı idi ve şeyhi Şeyh Zafir’di.
Abdulhamid Han ile Başkan Erdoğan’ın benzerliği “mücadeleden asla vazgeçmiyorlar”
-Abdülhamid Han ile Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın siyaseten benzeyen yanları nedir?
Abdülhamid Han ile Sayın Cumhurbaşkanımızın siyaseten benzerliği hususu enterasan hakikaten. Biz “Sultan’ın Kalkınma Hamlesi” eserini kaleme alırken hep bunu düşündüm. Bugün yapılanlar bundan 130-140 yıl önce yapılanların devamı bir yerde. Ancak yine söylüyorum; Sultan’ın ufku çok geniş, icraat coğrafyası müthiş büyük, o dünyaya yönelik eserler planlamış. Siyaseten benzeşen yönleri düşündüğümde; ikisi de kararlarının sonuna kadar arkasında duruyor, tamamlatmadan bırakmıyor. Azim ve kararlılık yönüyle benziyorlar. İkisi de güçlendikçe hamle yaptıkça, istemeyenler farklı farklı planlarla devre dışı bırakmaya çalışıyor. İkisi de devletinin bekası uğruna gözü pek, cesur adımlarla sonuna tek başlarına kalsa da mücadeleden vazgeçmiyor ve gerekirse ölümü göze alıyorlar. Bugün hayata geçen bazı atılımlarda onun döneminde düşünülüp projede kalan icraatlardı. Boğaz Köprüsü, Marmaray gibi.
“O, dört başı mamur bir yöneticiydi”
-Abdülhamid Han’ın manevi mirasına sahip çıkmak için neler yapılmalı?
Sultan’ın manevi mirasına sahip çıkmak için onu doğru tanımalı, yaptıklarını görüp, ufkunu kavrayıp, ona uygun bir hayat planı çizmeliyiz. Siyasetçi onun siyasi özelliğini örnek almalı, marangoz onun ahşap işleme yönünü, sanatçı onun sanata olan ilgisini bilmeli. O, dört başı mamur bir yöneticiydi.
Sultan her yönüyle ayrı bir derinlik
-Abdülhamid Han’ı doğru anlamaya yönelik hangi okumaları yapmak gerek?
Abdülhamid Han’ı doğru anlamak için bir kere fanatik okumalardan uzak durmak gerekiyor. Burada amaç dönemin koşullarında devlete ömür katmak için nasıl çalışmalar yapmış buna yoğunlaşmak gerekiyor. Sultanı örneğin, İslam Ansiklopedisinin maddesinden okumakla başlanabilir. Ulusal ve Uluslararası Sempozyum bildirilerinden okunmalı, sultan üzerine çalışan akademisyenlerden okunmalı, örneğin bizim üniversitedeki hocamız Prof. Cezmi Eraslan, Sultan’ın İslam Birliği üzerine çalıştı, ondan okunmalı, sonra güvenilir hatıratlardan takip etmeli. Sultan büyük bir derya, her yönüyle ayrı bir derinlik arz ediyor. Okumaları ilgi ve merakımızı çeken yönlerine dönük yapabiliriz. Misal; yaptığı eserleri ve bunları ne amaçla yaptığını merak ediyorsak, bunun için bizim “Sultan Abdülhamid’in Kalkınma Hamlesi” eserini tavsiye ederiz.