AKİT MENÜ

Gündem

Faili meçhulleri bize yıkıp dosyayı kapattılar

‘Selam Terör Örgütü’ diye bir örgütün olmadığını belirten Nureddin Şirin, Siyonizm karşıtlarına yönelik bir operasyon düzenlendiğini kaydetti. Belli başlı isimlere faili meçhul olayları yıkıp, kendilerince dosyaları kapattıklarını söyleyen Şirin, adil ve vicdanlı olan herkesin, 28 Şubat dönemi yargılamalarının Siyonist bir vesayet altında gerçekleştirildiğini anlayabileceğini söyledi. “Ama biz suçumuzu dünden biliyoruz” diyen Şirin, “Siyonizme karşı iseniz, siyonizmin uzantıları gelip sizin üzerinize çullanır, sizi etkisizleştirmek için örgüt de uydurur, adınızı terörist de koyar” şeklinde konuştu

Güncelleme Tarihi:

RÖPORTAJ: HÜSEYİN KULAOĞLU - ‘Selam Terör Örgütü’ diye bir örgütün olmadığını belirten Nureddin Şirin, Siyonizm karşıtlarına yönelik bir operasyon düzenlendiğini kaydetti. Belli başlı isimlere faili meçhul olayları yıkıp, kendilerince dosyaları kapattıklarını söyleyen Şirin, adil ve vicdanlı olan herkesin, 28 Şubat dönemi yargılamalarının Siyonist bir vesayet altında gerçekleştirildiğini anlayabileceğini söyledi. “Ama biz suçumuzu dünden biliyoruz” diyen Şirin, “Siyonizme karşı iseniz, siyonizmin uzantıları gelip sizin üzerinize çullanır, sizi etkisizleştirmek için örgüt de uydurur, adınızı terörist de koyar” şeklinde konuştu

Kudüs TV Genel Yayın Yönetmeni Nureddin Şirin; Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın da aralarında bulunduğu binlerce kişinin dinlenilmesi için uydurulan ‘Selam Terör Örgütü’nü gazetemize anlattı. Şirin ile 17 Aralık operasyonunu, Fetullah Gülen grubunu ve sözde Selam Terör Örgütü adı altında binlerce kişinin dinlenilmesini konuştuk...

Türkiye’de Gezi Parkı olayları, dershane ve 17 Aralık gibi sürekli olarak çeşitli olaylar yaşanıyor. Ülke tam istikrara kavuşacakken bu tür olayların yaşanmasının sebebi nedir?

- Türkiye hem tarihsel misyonu, hem de bölgedeki stratejik konumu itibariyle uluslararası ilişkilerde, dünya politikasında her zaman merkezde duran ve dikkate alınmak zorunda olan bir ülkedir. Çünkü Türkiye, izlediği uluslararası ve bölgesel politikalarda hem küresel güçlerin politikalarını, hem siyonist rejimin politikalarını, hem de İslâm dünyasında Türkiye’den beklentisi olan dünya Müslümanlarının beklentilerini etkileyen bir ülkedir.
Türkiye Cumhuriyeti’ne kurulduktan sonra yüklenen birinci misyon, İslâm’ın tasfiye edilmesiydi. İslâm’ın siyaset alanından, hüküm alanından, sosyal hayattan tasfiyesi istendi. Bu tasfiyeyi, devrim yasaları, darağaçları, İstiklal Mahkemeleri, hapishaneler ve suikastlarla, her türlü zulüm ve baskılarla sürdürdüler. Dolayısıyla Türkiye’nin, İslâm’ın yükseldiği bir ülke olmamasını istediler.

İkinci olarak ise, 1950’lerden sonra Türkiye’nin NATO’nun müttefiki olması sağlandı. Türkiye, Soğuk Savaş döneminde, komünist bloğa karşı NATO’nun müttefiki, Amerikan çıkarlarının uluslararası ve bölgesel anlamda stratejik ortağı oldu. Madem ki stratejik bir ortaklık vardı, bu çift taraflı olmalıydı, ama bugüne kadar hep tek taraflı oldu ve Türkiye her zaman Batı’ya, NATO’ya hizmetçi kılındı. Kıbrıs meselesinde de bu oldu.

Kıbrıs meselesinden kastınız nedir?

- Türkiye, CHP-MSP koalisyon döneminde Erbakan Hoca sayesinde çok haklı bir şekilde 1974 yılında Kıbrıs’a müdahale etti. Erbakan Hoca olmasaydı, bu müdahale de olmayacaktı. Türkiye, Kıbrıs’a haklı, insani, yasal sebeplerle çıkarma yaptığında da karşımıza bu stratejik ortaklar çıktı. Bosna-Hersek konusunu da buna örnek verebilirim. NATO, Bosna Hersek savaşı sırasında 1992’li yıllarda, Türkiye’ye Bosna-Hersek’e yapılan yardımların deniz yoluyla önlenmesi görevini yükledi. Gölcük donanmasından Piri Reis ve Turgut Reis adlı savaş gemileri, Bosna-Hersek’e silah götüren gemiyi Adriyatik’te durdurdular. O dönemde o gemilerde bulunan askerler bu olayı anlatıyor.

Burada gelmek istediğiniz nokta neresidir?

- Şimdi burada NATO, 1990 yılından sonra komünist bloğun dağıtılmasının ardından, düşman konseptini değiştirip, İslâm’ı düşman olarak görmeye başladı. “Düşman; İslâm’dır, fundamentalistlerdir, kökten dincilerdir, radikal İslâmcılar, siyasal İslâmcılardır, cihatçılardır” dediler. NATO, Batı’nın ve Amerika’nın çıkarlarını koruma ve kollama adı altında İslâm’a karşı bir savaşa başladı. Ne yazık ki bu savaşta da Türkiye’ye aynı rolü yüklemeye kalktılar. Türkiye hiçbir zaman ne İslâmî, ne insani, ne de milli çıkarları anlamında bu stratejik ortaklıktan hiçbir fayda görmediği gibi aksine engellerle karşılaştı. Dolayısıyla Türkiye, özellikle AK Parti hükümeti artık uluslararası ve bölgesel ilişkilerde kendisine daha bağımsız bir misyon biçmeye kalktı.

Hükümetin kendisine çizdiği bağımsız misyonu nasıldı?

- AK Parti Hükümeti, NATO’ya, “Biz stratejik ortak da olsak, NATO içerisinde birlikte de olsak, Avrupa Birliği’ne girmek istesek de biz bir İslâm ülkesiyiz. Bizim hem tarihi bir misyonumuz var, hem de bölgesel ve uluslararası ilişkiler anlamında kendi ajandamız var” dedi. Türkiye bunu söylediği anda Başbakan Erdoğan’ın başına vurmaya başladılar.

17 Aralık operasyonu o zaman mı başladı?

- 17 Aralık bunun devamı. AK Parti Hükümeti’nin, iktidarının başladığı döneme de gidebiliriz. 7 Şubat 2012 MİT krizinden önce siyonist rejim ile Türkiye ilişkilerinin gerginleşmesine yol açan sebepler var. İsrail eski Başbakanı Golde Meir’in bir sözüne atıfla Siyonistlerden Erdoğan’a şöyle bir tehdit geldi: “Erdoğan, Cumhurbaşkanımızı alçaltmanı, Başbakanımızı aşağılamanı affedebiliriz ama; Türkiye ile İsrail arasındaki tarihi stratejik ilişkilerin genleri ile oynamanı, ona dokunmanı asla affetmeyiz.”

İşte Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın şu anda hedefte olmasının birinci sebebi budur. Siyonist rejimin Haaretz gazetesinde de, Erdoğan ile ilgili yayınlanan bir analizde; Erdoğan’ın Türk-İsrail stratejik ilişkilerini bozduğu yazılıyor. Bu analiz 17 Aralık operasyonundan bir ay önce yazılmıştır. Küresel siyonist neocon güçler şu anda Erdoğan’a yaptıklarını 28 Şubat sürecinde de Erbakan Hoca’ya yapmışlar ve Refah-Yol hükümetini yıkmışlardı.

Necmettin Erbakan’a ne yapmışlardı?

- Çevik Bir, 2002 yılında Middle East Quaterly adlı Amerikan dergisine yazdığı bir yazıda, Atatürk ordusunun Türkiye-İsrail ilişkilerine zarar verme noktasında attığı adımlardan dolayı Erbakan’ı engellediğini yazdı. Çevik Bir, o yazısında Erbakan Hoca’yı İsrail düşmanı olarak tanımlıyor, Erbakan’ın, Türkiye ile İsrail arasında imzalanan askeri eğitim ve işbirliği anlaşmalarını iptal etme noktasında bir irade ortaya koyduğunu hatırlatıyor. İslâm birliğine dayalı bir politika geliştirmeye çalıştığı için, Türkiye’nin yüzünü İslâm’a çevirmeye kalktığı için, Türk ordusu olarak gereken müdahaleyi yaptığını yazıyor. Çevik Bir; “28 Şubat post-modern darbesinin asıl sebebi İsrail meselesidir. İsrail ile ilişkilerin zedelenmesi, Türk-İsrail stratejik ortaklığının genleri ile veyahut kodları ile oynama noktasında Erbakan’ın ortaya koyduğu siyaseti durdurmak istedik ve gerekeni yaptık” diyor. Erbakan Hoca ile ilgili 1971 yılına da gidebiliriz.

O dönemde ne oldu?

- O dönemde Milli Nizam Partisi siyaset alanında kısa bir süre yer aldıktan sonra “İrticai faaliyetler yaptığından dolayı kapatıldı” denildi ama aslında olay öyle değildi. O dönemin tanığı Süleyman Arif Emre; Amerika’daki Siyonist lobi JINSA’nın, Milli Nizam Partisi’ne temsilci gönderdiğini ifade ediyor. JINSA temsilcileri, Erbakan’ın ve Milli Nizam Partisi’nin İsrail ve Siyonizm aleyhine bir politika ortaya koyduğunu ve bu siyasetin hoş karşılanmadığını söylüyor, siyonizme karşı duruşundan vazgeçmelerini, bir bildiri yayınlayarak laik, ilerici ve Atatürkçü olduklarını açıklamalarını istiyorlar. JINSA temsilcileri eğer bu dedikleri yapılmazsa, açıkça Milli Nizam Partisi’ni kapatacaklarını ifade ediyorlar. Daha sonra ise Milli Nizam Partisi kapatıldı. 43 yıl önce Milli Nizam Partisi’nin kapatılmasını sağlayan, 12 Eylül 1980 darbesi ile 28 Şubat post-modern darbesini yaptıran aktör aynı aktördür. İşte günümüzdeki 17 Aralık darbesi de Siyonist güçlerin talimatlarıyla gerçekleştirilen bu darbeler zincirinin son halkasıdır.

17 Aralık operasyonunun gidişatı nasıl olur?

- 17 Aralık operasyonu küresel bir savaş ve bir Siyonist projedir. Bunun arkasında MOSSAD, CIA, Neo-Conlar, Suudi Arabistan’ın başını çektiği işbirlikçi körfez rejimleri var. Mısır’da, Bosna-Hersek’te, Gazze’de yaşanan olayların ve 17 Aralık’ın birbirleri ile doğrudan bağlantısı var. Hepsi bir projenin parçaları ve hepsini aynı güçler kumanda ediyor.

Sözde Selam Terör Örgütü adına binlerce kişinin dinlendiği ortaya çıktı. Siz de dinlenenler arasında bulunuyorsunuz. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

- 17 Aralık operasyonu nasıl ki küresel Siyonist projenin bir parçası ise, bu dinlemeler de 17 Aralık operasyonunun bir parçasıdır. Bu noktada dinlenen ve hedefe konulan kişilere baktığımızda, burada siyonizme karşı mücadeleyi esas alan Müslümanları görüyoruz. ‘Selam Terör Örgütü’ diye bir örgüt yok.

Bir zamanlar Selam gazetesi çıkıyordu ve ben de bu gazetenin Haber Müdürüydüm. Burada siyonizm karşıtlarına yönelik bir operasyon düzenliyorlar ve bunlara kendi uydurdukları ismi verip sonrasında ise bu kişilere faili meçhul olan olayları yıkıyor, kendilerince dosyayı kapatıyorlar. Ama adil ve vicdanlı olan herkes, 28 Şubat dönemi yargılamalarının Siyonist bir vesayet altında gerçekleştirildiği, kararların ise uzaktan kumandalı kararlar olduğunu bilir.

Biz suçumuzu dünden biliyoruz; siyonizme karşı iseniz, siyonist işgale karşı direnişin yanında duruyorsanız; bu kanser mikrobu Siyonist rejimin ortadan kalkmasını savunuyor ve bu yolda çabalıyorsanız; siyonizmin uzantıları gelip sizin üzerinize çullanacak, sizi etkisizleştirmek için örgüt de uyduracak, adınızı terörist de koyacak, sesinizi boğmak için her yola başvuracaktır.

Dün dediğimizi bugün de tekrarlıyoruz; Siyonizm mikrobu tamamen temizlenmedikçe ne oturacağız, ne susacağız, ne de mücadelemizden geri adım atacağız.

Yorumlara Git

Putin'den AB’ye ‘el koyma’ intikamı: Batılı şirketlere kayyum atadı

Trump'tan Fed'e faiz indirimi çağrısı

Bakan Tunç’tan Rojin Kabaiş açıklaması: Gerçeği ortaya çıkaracağız

Oktay Kaynarca ile Emel Müftüoğlu hakkında flaş gelişme

Skandal İran açıkaması: Olaylara devam edin yardımlar yolda