AKİT MENÜ

Gündem

Batı Trakya’da Yunan zulmü tırmanıyor

Batı Trakya’da, Yunanların Türklere yönelik zulümlerinin arttığını belirten Trakya Üniversitesi Öğretim üyesi Doç. Dr. Mustafa Hatipler, “Yunan Hükümeti’nin Türk azınlık tarafından seçilmiş müftülerine karşı, yok sayma ve yerlerine müftü atama uygulaması devam etmektedir. Bir yandan Türk azınlığına ait birçok ilkokul çeşitli sebeplerle kapatılırken Türk azınlığın yeni ilkokul açma talepleri gözardı edilmektedir. Türk birlikleri ise çeşitli sebeplerden dolayı kapatılmaktadır” ifadelerini kullandı.

Osmanlı sonrası Yunanistan sınırlarında kalan Türk azınlığa karşı Yunanlıların uyguladığı baskı politikası hiçbir zaman eksilmedi. Fakat son günlerde Batı Trakya’dan gelen haberlere baktığımızda baskının şiddetinin arttığını, kapsama alanının genişletildiğini görüyoruz. Son günlerde yaşanan hak ihlallerini ve Batı Trakya Türklerinin sorunlarını, Balkanlar üzerine yaptığı çalışmalarıyla tanınan Trakya Üniversitesi Öğretim üyesi Doç. Dr. Mustafa Hatipler ile konuştuk.

Osmanlı, Balkanları 500 yıl adaletle yönetti

Batı Trakya’da neler oluyor?

- Fatih Sultan Mehmet’in 1453 yılında İstanbul’un fethinin hemen ardından, zorla din değiştirmeyi yasaklayıp halkın can ve mal güvenliği ile inanç özgürlüğünü güvence altına aldığı ve fetihten birkaç gün sonra Galata’da ikamet eden Cenevizlilere: “Kabul eyledim ki, kendülerinin âyinleri ve erkânları ne vechile câri ola-gelirse, yine ol-uslûb üzere âdetlerin ve erkânların yerine getüreler. Ben dahi üzerlerine varub kal’aların yıkub harâb etmeyem” şeklinde bir ahidname verdiği bilinirken, aynı şekilde yine Fatih Sultan Mehmet’in 1458 tarihinde Kudüs ruhbanlarına özgürlük, kimlik ve varlıklarını korumalarına dair bir ferman yayınladığı bilinirken ve yine Fatih Sultan Mehmet’in, 28 Mayıs 1463 tarihinde (Foyniça) Milodraz’da Bosnalı Fransisken Rahiplere özgürlük veren Ahidnamesi ortada dururken ve tazeliğini korurken 500 yıl, adalet, istimalet ve barışla yönettiğimiz Rumeli (Balkan) coğrafyasında, azınlık haklarımızın ihlali üzerinde konuşmanın, dayanılmaz hüznünü yaşıyorum.

Batı Trakya’da Türk birlikleri kapatıldı

Batı Trakya’dan son günlerde ciddi hak ihlalleri haberi geliyor. Batı Trakya’da hangi konularda baskı yapılıyor Türklere?

- Batı Trakya’da Türklere yönelik baskılar Lozan’dan bu güne, değişik dozlarda ve değişik konularda devam edegelmiştir. Bu baskıların ağırlık noktası; Türk kimliği ve bu kimliğin muhafaza edilmesi noktasındadır. Yüzyıla yakın süredir; “Burada Türk azınlık yok Müslüman azınlık var” iddiasıyla süregelen etnik kimlik baskısı, 2020’nin son haftasında “Azınlık” kelimesinin tabelalardan kaldırılmasıyla farklı bir boyut kazanmıştır. Türk ve azınlık kelimelerine karşı sürdürülen bu tavrı anlamak mümkün değildir. 1983 yılında mahkeme kararıyla Gümülcine Türk Gençler Birliği, İskeçe Türk Birliği ve Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği gibi kurumlar sırf isimlerindeki Türk kelimesinden dolayı kapatılmıştır. Üstelik Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) bu işlemin doğru olmadığı ve iptali yönünde aldığı karar uygulanmamaktadır. Gümülcine Türk Gençler Birliği 1928 yılında, İskeçe Türk Birliği ise 1927 yılında, Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği ise 1936 yılında kurulmuş köklü kurumlardır.

Türkçe eğitim talepleri karşılık bulmadı

Batı Trakya Türkleri eğitim noktasında hangi problemleri yaşıyor?

- Eğitimle ilgili önemli sorun Türkçe eğitimi konusundadır. Bir yandan Türk azınlığına ait birçok ilkokul çeşitli sebeplerle kapatılırken Türk azınlığın yeni ilkokul açma talepleri gözardı edilmektedir. Konuyla ilgili olarak, özellikle anaokullarında Yunanca’nın yanında Türkçe eğitim yapılması talebi de karşılık bulmuş değildir.

Türk azınlığa ait okulların en büyük sorunu mülkiyet sorunudur. Lozan Antlaşması’na göre azınlığa ait olması gereken bu okullar tamamen devlet okulu olmuş durumdadır. Okulların mütevelli heyetlerinin yetkileri ellerinden alınmıştır. Bu durum Lozan Antlaşması’nın 40. Maddesine aykırıdır. Ayrıca, 1950 yılına kadar Batı Trakya Türk azınlığının eğitiminde ortaöğretimin olmadığını, Gümülcine Celal Bayar Azınlık Ortaokul-Lisesi’nin 1952 yılında, İskeçe Muzaffer Salihoğlu Azınlık Ortaokul-Lisesi’nin de 1964 yılında açıldığını belirtmek gerekir. Bu zaman diliminde ve sonrasında eğitim ya da seyahat amacıyla yurt dışına çıkan 60.000’in üzerinde Türk azınlık mensubu Yunan vatandaşının Yunanistan Anayasası 19. Maddesine istinaden vatandaşlıktan çıkarıldığı da göz önünde tutulursa uygulamanın vahameti daha kolay anlaşılacaktır.

Türk Azınlığının varlığına tahammül edemiyorlar

Okulların ismini değiştirdikleri iddiası var. Bu konuda ne dersiniz?

- Eğitimle ilgili yapılan baskıların sonuncusu, 2020 yılının sonunda 24 Aralık’ta Gümülcine’de bulunan Gümülcine Azınlık Medrese-i Hayriye Ortaokulu ve Lisesi’nin adının değiştirilmesiyle yaşanmıştır. Medrese-i Hayriye’nin isim konusunda yaşadıkları, adeta, Batı Trakya Türk azınlığının etnik kimlik konusunda yaşadıklarının resmidir. Batı Trakya Türk azınlığının din adamı ihtiyacını karşılamak üzere 1949 yılında kurulmuş olan Medrese-i Hayriye’ye yönelik ilk tabela/isim değiştirme müdahalesi, Albaylar Cuntası döneminde Yunanca-Osmanlıca yazılı olan “Medrese-i Hayriye” tabelasının tamamen Yunanca olarak yazılmasıyla yaşanmıştır. Bu değişim sadece tabelada yaşanmamış; içerik olarak da seviye olarak da yaşanmıştır. Medrese-i Hayriye’nin bundan sonraki tabela/isim değişimi, 25 Ağustos 2009’da tabelasından “Hayriye” ifadesi kaldırılıp yerine yine Yunanca “Gümülcine Medresesi Ortaokul-Lisesi”  yazılarak gerçekleştirilmiştir. Daha sonra bu tabela/isim; Yunanca  “Hayriye Medresesi Azınlık Ortaokul ve Lisesi” olarak değiştirilmiştir. Nihayet Medrese-i Hayriye’nin son tabela/isim değişikliği 24 Aralık 2020’de; azınlık kelimesi çıkarılıp “Gümülcine Müslüman Medrese-i Hayriye Ortaokulu ve Lisesi” olarak değiştirilmiştir. Bu değişim, Batı Trakya Türk azınlığının varlığına karşı bir tahammülsüzlüğün göstergesinden başka bir şey değildir.

Batı Trakya’da Türkler kendi müftülerini seçebiliyor mu?

- Batı Trakya Türk azınlığı ile ilgili bir diğer baskı müftüler konusunda yaşanmaktadır. Ne yazık ki Yunan Hükümeti’nin Türk azınlık tarafından seçilmiş müftülerine karşı, yok sayma ve yerlerine müftü atama uygulaması devam etmektedir. Çok yakın bir zamanda Sayın İskeçe Faziletli-Seçilmiş Müftüsü Ahmet Mete’nin şahsına, evine fiziksel saldırılar yapılmış olması, duvar ve asansörüne yazılar yazılmış olması kabul edilebilir değildir. Ayrıca Cemaat ve Vakıf Mallarının Yönetimi Sorunu da ciddi boyutlarda devam etmektedir.

Türklerin yaşadığı bölgelere yatırım yapılıyor mu? Ekonomik durum nedir?

- Batı Trakya Türk azınlığı üzerinde yürütülen en önemli bir diğer baskı; ekonomi, iş ve istihdam konusundadır. Türk azınlığının yaşadığı bölgenin, Yunanistan’ın ekonomik yönden en geri kalmış bölgesi olması manidardır. Öte yandan işsizlik konusu vahim noktadadır. Bu işsizlik sorununun genç işsizlik boyutu, Batı Trakya Türk azınlığının gençleri üzerinde son derece olumsuz etkiler göstermektedir.

Türk Azınlığının hakları, AB ile de koruma altındadır

Türklerin hakları hangi anlaşmalarla koruma altına alınmıştı?

- Batı Trakya Türklerinin hakları; 1913 Atina Antlaşması, 1923 Lozan Antlaşması, 1926 Atina Antlaşması, 1930 ve 1933 Ankara Antlaşmaları ile koruma altına alınmıştır. Eğitimle ilgili olarak, 1951 yılında Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan Kültür Anlaşması da yine Batı Trakya Türk azınlığının haklarını korumaktadır. Bütün bunlara ilave olarak Yunanistan’ın Avrupa Birliği (AB)üyesi olduğunu da unutmamak gerekir. Dolayısıyla, Batı Trakya Türk azınlığının hakları,  AB yasal mevzuatı ile de koruma altındadır.

Türkiye Devleti bu noktada neler yapmalı? Batı Trakya’daki Türklerin beklentileri nelerdir?

- Türkiye, sadece bu konuda değil, yeryüzündeki tüm mazlumlar için önemli adımlar atmakta, Yunanistan’a önemli ziyaretler yapmaktadır. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, hem Başbakan hem de Cumhurbaşkanı olarak Batı Trakya’ya ziyaret etmiştir. Keza Sayın Binali Yıldırım Başbakan olarak Batı Trakya’yı ziyaret etmiştir. Batı Trakya Türk azınlığının beklentileri, iki ülkenin sıklıkla bir araya gelerek bir an önce sorunlarının çözülmesidir. 

Türk-Müslüman kelimeleri üzerinde oyunlar oynanıyor

Türkiye’deki azınlıklar bütün haklardan yararlanırken Batı Trakya’da bu uygulamalarla ne yapılmak isteniyor?

- Bu uygulamaların, Batı Trakya Türk azınlığını yok saymak amacına matuf olduğu söylenebilir. Bu yok saymak etnik kimliği asimile etmek için yapılıyor olabilir. Bu noktada Türk ve Müslüman kelimeleri üzerinde bir oyun oynandığını unutmamak gerekir. Bu kelimeler üzerindeki değişim önemlidir. Çünkü insanlar kelimelerle düşünürüz, fikir ve görüşlerini kelimelerle ifade eder. İnsanın konulara bakış açısını kelimeler belirler. Bu anlamda kelimelerin “düşüncelere vurulan pranga” olduğu unutulmamalıdır. Kendisi de aslen Batı Trakyalı olan Rahmetli Cemil Meriç üstadın: “Kamûs, bir milletin hâfızası, yani kendisi; heyecanıyla, hassâsiyetiyle, şuuruyla. Kamûsa uzanan el namusa uzanmıştır”  şeklindeki feryadı bundandır.

Bu mücadele uluslararası platforma taşınmalı

Batı Trakya’daki haksızlıkların dünya kamuoyuna duyurulması adına neler yapılabilir?

- Batı Trakya Türk azınlığı, sahip olduğu kurumsal yapılar (Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu, Seçilmiş-Faziletli Müftülükler, DEP, STK’lar vb.) vasıtasıyla azınlık haklarının korunması ve uygulanması hususunda mücadele etmektedir. Bu mücadelenin uluslararası platforma taşınması gerekir. Konunun uluslararası düzeyde ele alınmasının sağlanması gerekir. Özellikle İslam ülkeleri nezdinde bu konunun ele alınması elzemdir. Maalesef İslam ülkeleri bu konu üzerinde her hangi bir mücadele göstermemektedir. Mesela, Yunanistan’la ortak tatbikat yapan ve en donanımlı savaş uçaklarını Midilli adasına gönderen Mısır’ın bu konudaki ilgisizliği gariptir.

Balkanları kaybetmek; bir toprak parçasını kaybetmenin çok ötesinde

Aslında bütün bu sorunlar Balkanları kaybetmekle başladı. Biz Balkanları kaybetmekle neleri kaybettik?

- Osmanlı Medeniyeti’nin temel parametresi Rumeli coğrafyası, Rumeli yaşamıdır. Rumeli coğrafyasında ortaya konan uygulamalar, Osmanlı Devleti’ne imparatorluk olma vasfını sağlamıştır. Keza İstanbul’un fethi bir bu parametrelerin içinde sayılabilir. Bilindiği gibi İstanbul’un fethini hazırlayan şehir Edirne’dir ve Edirne Balkan coğrafyasının kalbidir. Bu nedenle Balkanları kaybetmek; bir toprak parçasını kaybetmenin çok ötesinde, bütün dünyaya örnek teşkil etmiş olan, birlikte yaşam, farklılıkların bir aradalığı, istikrar, adalet ve istimalet gibi bugün dünya coğrafyasının en önemli sorunlarının çözülmüş halini kaybetmek demektir. Balkanları kaybetmenin ne anlama geldiğini Yugoslavya’nın dağılmasında, çok net olarak gördük ve yaşadık. Balkanları kaybetmek, bir asır boyunca sürdürülmüş olan Balkanları Osmanlı Devleti’nden Arındırma (de Ottomanization) siyasetinin kazanması ve insanlığın kaybetmesi demektir. Balkanları kaybederken yaşananların kitabı, ancak gözyaşı ve kanla yazılabilir. ‘Eski Zağra Müftüsü Raci Efendi’nin Hatıraları’  kitabı buna en güzel örnektir. Bu siyasetin uzantısı, Balkan coğrafyasında yaptığımız binlerce caminin, mescidin, tekkenin, çeşmenin, medresenin, mektebin, çarşının, bedestenin, kabristanın ve saat kulesinin  yakılıp yıkılması ya da amaç dışı kullanılmasıdır.  

“Dünya 5’ten büyüktür”

Sadece Batı Trakya’da değil bütün Balkanlardaki Müslümanların haklarının korunması anlamında hangi stratejiler uygulanmalıdır?

- Öncelikle bu ve benzer konuları dert edinmemiz gerekir. Arakan’dan Güney Afrika’ya kadar, Filistin’den Batı Trakya’ya, Balkanlara kadar uzanan bu coğrafyada, zulüm gören, baskı gören herkesin yanında olmayı görev bilmek gerekir. Sonrasında da bu konuların uluslararası platformlarda ele alınması sağlamak ve çözüm üretmek gerekir. Aynı şekilde ulusal ve uluslararası bilimsel toplantılarla da gündem oluşturulmalı ve Batı Trakya Türk Azınlığı başta olmak üzere yeryüzündeki hiçbir mazlum halkın baskı ve zulüm karşısında yalnız olmadığı hissettirilmelidir.  Tam bu noktada Aliya İzzetbegoviç’in bir Amerika ziyaretinde söylediği sözler halimizi ifade için önemlidir: “Bir an için Bosna’da Müslümanlar yerine Kuzeyli Protestanlarının yaşadığını varsaydığınızda, şu an olan her şeyin aynen olup olmayacağını hayal edin. İskandinav ülkelerinin kamuoyu, hükümetlerine bize ordu veya gönüllü asker göndermeleri için kesinlikle baskı yapacaktı. Belki Minessota ve Winconsin senatörleri bir Amerikan müdahalesi için lobi faaliyeti yürütecekti. Bizim problemimiz şu ki; Biz Bosnalı Slav Müslümanlarız. Dünyada hiçbir akrabamız yok. Öyle ki stratejik ve askeri hesaplar dışında hiç kimsenin bize yardım etmekle ilgisi yok.” 

Yapılacak olan şey; bu gerçeği bilmek ve buna göre stratejiler belirlemektir. Unutulmaması gereken; Dünyanın 5’ten büyük olduğu ve zulm ile abad olanın ahiri berbat olduğu gerçeğidir.

Yorumlara Git

ABD sözünden dönünce işler karıştı! 3 haftada 200 gemi Hürmüz'den geçti

İstanbul, Ankara ve Pensilvanya üçgeninde 23 toplantı! İşte adım adım 15 Temmuz ihaneti

Basın Yayın Müdürü görüntüleri perdeledi! CHP'li başkan esnafı çocuk gibi azarladı

Çıkın halkın huzurunda açık açık söyleyin! ‘Yasin okumayacağız fuhuş partileri vereceğiz’

Kahraman şoförden Haluk Levent’e tepki: Devlet yok diyordu! Yazıklar olsun ona! Devlet burnundan fitil fitil getirsin şimdi