AKİT MENÜ

Gündem

Avukat Mücahit Birinci, Yavuz Bahadıroğlu’nu Akit’e anlattı! ‘Akit kadar rahat yazabildiğim başka bir yer yok’

Yavuz Bahadıroğlu’nun oğlu Avukat Mücahit Birinci, babasına ilişkin gazetemize yaptığı açıklamada, “Babam Yeni Akit için ‘Fikir özgürlüğü olan bir platform. Bu kadar rahat yazabildiğim bir yer yok’ derdi. Akit gazetesinin demokratlığını ve fikir özgürlüğü noktasındaki tutumunu şükranla anlatırdı” ifadelerini kullandı.

Tarihi sevdiren, tarihi destanlaştıran abide bir şahsiyet olan Yavuz Bahadıroğlu, tarih bilincimizin şekillenmesinde ciddi katkıları olmuş büyük bir efsanedir. Tarihi sevdiren adam olarak bilinen gazetemiz yazarı Yavuz Bahadıroğlu’nun (Niyazi Birinci) oğlu Avukat Mücahit Birinci ile konuştuk.

Yavuz Bahadıroğlu, milletimize tarihi sevdiren nadir insanlardan biriydi. Özellikle vefatından sonra ne kadar çok insana dokunduğunu görmüş olduk. Bu konuda duygu düşüncelerinizi alabilir miyiz?

- Benim kanaatime göre babam sadece bize ait değil. Milletimiz için değerli bir insan olduğunu gördük. Üzüntülerimizi paylaşan herkese teşekkür ve dua ediyorum. Babam, gerçek tarihi halkımızın kılcallarına kadar indirdi. Tarihin sevilmesinde çok etkili oldu. Belki de şu an da Türkiye’yi idare eden kadroların hayata ve Türkiye’ye bakışını değiştiren fikir önderlerinden birisi oldu. Onun gibi birçok insan var. Allah hepsinden razı olsun. Bu insanları, bir nesli yoğuran hamur ustaları gibi görüyordum. İşte, o hamur ustalarından birini kaybettik.

Tarihe bakışı nasıldı? Tarih anlayışı hakkından neler söylersiniz?

- Tarihe gerçeklik perspektifiyle bakardı. Düşman veya dostluk duyguları üzerinden değil. Anlatım dili farklı olsa da araştırmalara dayanarak entelektüel bazda çalışma yapardı. Tarihe eleştirel bir bakışı vardı. Ve bunu yazmaktan da imtina etmezdi. Bunlardan dolayı da başına birçok iş geldi. Realist ve rasyonelliğin peşinde koşardı. Tarihe subjektif bir gözlükle bakmazdı. Köklerle bağ kesilirse gelecek inşa edilemez. O yüzden geçmişi iyi anlatmak zorundayız gibi bir misyon gerçekleştirmeye çalıştı.

“Batıperestliği reddederdi”

 Yavuz Bahadıroğlu’nun Cumhuriyet ideolojisinin, geçmişi reddeden katı Batıcılığı hakkındaki görüşü neydi?

- Keşke hayatta olsaydı da bu soruya o cevap verseydi. Batıperestliği reddederdi. Teknolojinin alınması noktasında herhangi bir itirazı yoktu ama Batı’dan her gelen iyidir, anlayışına karşıydı. Medeniyetin asıl yoğrulduğu toprakların buralar olduğunu düşünürdü. Yani Batıperest olmaya gerek yok, kendi medeniyetine dön bak, kendi tarihine karşı kompleksli olma anlayışını benimsemişti.

Yavuz Bahadıroğlu bir dava adamı olarak hayatında ne gibi zorluklar yaşadı?

- Resmî ideolojinin dayatmaları onun çocukluk dönemine gider. Lazca konuştuğu için ilk tokadı öğretmeninden yedi. 1950’li yıllar... O günlerden gelen bir muhalif bir duruşu var. Ama onun muhalefeti dayatılan egemen ideolojiye karşı. Mesela 80 darbesi olduğunda bir konferanstayken kelepçeyle alıp götürdüler. 40 gün haberimiz olmadı. Bir binbaşı aracılığıyla sağlıklı olduğunu öğrendik. Bize de hiç anlatmazdı o süreçte yaşadıklarını. 28 Şubat ve FETÖ dönemlerinde envai çeşit hakaret ve hücumlar, 17-25 Aralık sürecinden önce o yayınevleri tarafından kitaplarının boykot edilmesi gibi durumları yaşadı.

Babanızın vefatının akabinde Oda TV gibi karanlık odakların kindar yayınları ve paylaşımları oldu.  Neler söylemek istersiniz?

- Ben kinlerinde boğulsunlar diyorum. Bu fiili değil, zayıf bir duadır. Ve düştükleri gayya kuyusunda boğulsunlar. Fiili dua ise biz yasal tahkikatı yapacağız. Kendilerini şu veya bu olarak niteleyen fakat hiçbir şey olmayan, Türkiye’nin fay hatlarının üzerinden oynamaya çalışan bu tip karanlık odalarla lisan-ı hal ile mücadele etmeye devam edeceğiz. Atatürk hassasiyetleri olduklarını iddia ediyorlar, geçin bunları, sadece emperyal kuvvetlerin paryalığını yapmaktalar.”

“Ayasofya aşığıydı”

Yavuz Bahadıroğlu, Yeni Akit Gazetesinin korkusuz yazarlarından birisiydi. Akit yazarlığı hakkında neler söylemek istersiniz?

- Babam Yeni Akit için fikir özgürlüğü olan bir platform derdi. Bazı kişiler tarafından sert diye eleştirilirdi, benim şahsi kanaatim öyle değildi. Artı babamın kendisi “Bu kadar rahat yazabildiğim bir yer yok” derdi. Fikir özgürlüğü noktasında kimsenin bir uyarısı olmayan bir platform, derdi. Akit gazetesinin demokratlığını ve fikir özgürlüğü noktasındaki tutumunu şükranla anlatırdı.

Bir baba olarak Yavuz Bahadıroğlu’nu anlatabilir misiniz?

- Bir kere peygamber sevdalısıydı. İsmi zikredilince gözü yaşaran bir adamdı. Allah’ın emirlerini riayet etmeye çalışan bir adam. Hiçbirimiz dört dörtlük değiliz Allah taksiratımızı affetsin. Onun için çaba olarak nitelendiriyorum. Çalışma noktasında disiplinliydi. Vatan ve millet için çırpınan bir Ayasofya aşığıydı. Ayasofya’nın ibadete açıldığını gördü ya gözü açık gitmemiştir.

Millete mâl olmuş merhum babanızın aziz hatırasının yaşatılması için bir vakıf kurma fikri var mı?

- Ben babamın kendi yazdığı kitap sayısını bilmediğine eminim. Çok üretken birisiydi. Şeref Baysal, Selçuk Kuleli, Yavuz Bahadıroğlu gibi mahlaslarıyla birçok kitabı var. Kitaplarını üst üste dizsek babamın boyunu geçer. Dolayısıyla böyle üretken bir insan için vakıf noktasında ilerleyebilir miyiz, diye düşündüm. Vakıf kurmak düşüncemiz var.

Çok teşekkür ediyoruz.

- Ben Yeni Akit gazetesine vefasından dolayı teşekkür ediyorum.

“Babam ile Cumhurbaşkanımızın diyalogları çok başka ve güzeldi”

Sayın Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere devletin zirvesi cenazeye katıldı. Merhuma vefalarını göstermeleri hakkında düşüncelerinizi ve duygularını öğrenebilir miyiz?

- Öncelikle, başta zatı devletleri Cumhurbaşkanı olmak üzere cenazeye katılan, katılamayıp arayan velhasıl aziz milletimizin hepsine şükranlarımı sunuyorum. Daha önce defalarca gördüğümüz gibi Sayın Cumhurbaşkanımızın bir vefa örneği var. Dava ve yol arkadaşlarını vefatına kadar yalnız bırakmayan bir liderdir. Milletle kurduğu bağ da değeri de ondandır. Allah, onlardan razı olsun. Cumhurbaşkanımızın cenaze öncesindeki konuşması müthiş bir konuşmadır. Bu duruş çok anlamlı bir duruştur. Zaten babamla, değerli reisimizin dostluğu 90’lı yıllara kadar uzanır. Bizleri aramayan bakanımız yok. Cenazeye katılanlar oldu. Onlara da çok teşekkür ediyorum. 11.15’te babam vefat etmişti. Sayın Süleyman Soylu, gece 2’de aradı. Yani vefatı da unutuyorsunuz ama gece 2’de bir Bakan tarafından aranmak inanılmaz bir şey.

Babanızın Sayın Cumhurbaşkanıyla geçmişe dayanan dostluğu hakkında neler söylemek istersiniz?

- Sayın Cumhurbaşkanımızı 1994 yılında belediye başkanı seçilmesinden önce de bir dostluğu var. Bunu siyasetin içinden söylemiyorum. Cumhurbaşkanı, babama ziyaretlerde bulunmuştur. Babamda iade-i ziyarete gitmiştir. Bundan ötürü Sayın Cumhurbaşkanının mahdumu Bilal Bey ile sık sık görüşmüşüzdür. Onun da yeri bizde ayrıdır. Cenazedeki desteklerinin ötürü de ayrıca teşekkür ediyorum. Dolayısıyla ciddi bir dostluk vardır. Ama babam hiçbir zaman bu dostluğu bir menfaat amacıyla kullanmadı. Ve bize de o noktada çok katı sınırlar çizmiştir. Bizler de bu sınırlara harfiyen riayet etmişizdir. Aile terbiyesinden dolayı herhangi bir avantajın peşinde koşmadık. Babam ile Cumhurbaşkanımızın diyalogları çok başka ve güzeldi.

Yorumlara Git

AK Parti'den kritik açıklama! Öcalan'la ilgili tartışmalara son nokta koyuldu

Macaristan’da anayasa değişikliği kabul edildi! Cumhurbaşkanı görevden alınacak

Terör örgütleriyle iltisaklı kişi ve kurumların mal varlıkları donduruldu

Kılıçdaroğlu'ndan Haluk Leven yorumu! Arınma dediğim işte bu

Kılıçdaroğlu kurultay tartışmalarına cevap verdi! Tekrar aday olacak mı?