Okur Postası
'Hatice Babacan’ın yeğeni Ali Babacan, örtü yasakçıları ile beraber'
Gazetemiz okurlarından Kumruoğlu Bey "Hatice Babacan’ın yeğeni Ali Babacan, örtü yasakçıları ile beraber” başlıklı yazısını bizimle paylaştı.
1967-68 öğretim döneminde Ankara İlâhiyat Fakültesinde okuyan Hatice Babacan okula başörtüsüyle gelmeye başlar. Fakülte’de Neda Armaner ve Bahriye Üçok gibi dini özgürlüklere karşı öğretim üyeleri Hatice Babacan’ın şahsında başörtüsüne savaş açarlar. O devirde televizyon olmadığı için sadece gazeteler bu olayı manşetlere taşıyınca, öğretim üyeleri tezgah kurup okul kapısına ambulans getirtip Hatice Babacan’ı hastaneye göndererek akli dengesi bozuk raporu aldırmaya çalışırlar. Hatice Babacan’nın ailesi zaten islâmi şuura sahip bir ailedir. Hatice Babacan da, “Madem burası İlâhiyat Fakültesi, madem ben buraya İslâmi tedrisat görmeye geldim, ben artık İslâm’ın emirlerinden olan tesettüre riayet edecek ve başımı örteceğim’’ dediyse, bundan normal ne olabilir.
Yıllardır alışık oldukları İslâm düşmanı diktatörlüklerinden vazgeçemeyenler, Hatice Babacan’ın en tabii hakkı olan başörtüsünü hazmedemezler. İslâm Tarihi Öğretim Üyesi nasıl olmuş ise, Neşet Çağatay, Babacan’a, “19 yıldır biz ilâhiyata başörtülü birini sokmadık, sen ne hakla başörtüsü takıyorsun’’ diyerek onu dersten çıkarır. Daha önce bir kız öğrenci Ankara İlâhiyatta başını örtmeye teşebbüs etmiş ve okuldan uzaklaştırılmış, Konya senatörü olan babasının teşebbüsleri sonucu, başını açmak şartıyla tekrar okula dönmüştür.
O tarihte İlâhiyat Dekanı olan Hüseyin Gazi Yurdaydın’da başörtüsü düşmanlarıyla beraber hareket eder ve Hatice Babacan’ı okuldan uzaklaştırırlar. O yıllarda Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) Genel Başkanı olup daha sonraki yıllarda Bakanlığımızı ve Meclis Başkanlığımızı yapan İsmail Kahraman olayları yakından takip etmekte ve elinden geleni yapmaktadır. O yıllarda İttihad Gazetesi’nin idarecisi olan Muzaffer Deligöz son durumu (uzaklaştırma) İsmail Kahraman’a iletir. Hatice Babacan ağabeyi Hilmi Babacan’la (Ali Babacan’ın babası) birlikte İsmail Kahraman’ı ziyaret ederler. Genel Başkan olayı İstanbul’dan takip ederken Ankara MTTB İl Başkanı Atilla Özer de yakinen ilgilenmektedir. Hatice Babacan’a yönelik bu zulümler devam ederken, aynı günlerde aynı zulüm bir başka İlâhiyat öğrencisine uygulanmaktadır. Bir ders sırasında Bahriye Üçok, Arap alfabesini ve tesettürü aşağılayıcı konuşmalar yapar. Bu sebeplerden Osmanlı’nın geri kaldığını söyler. Yüz on kişilik sınıfta ses çıkaran olmaz. Bahriye Üçok tarihçidir, kendini ilgilendirmeyen bu konulara devam edince öğrencilerden Mustafa Demirsöz ayağa kalkarak Bahriye Üçok’a dersin dışına çıkmamasını, haddini bilmesi gerektiğini hatırlatarak, mesele Arap harflerinin zorluğu meselesi ise; Japon harflerinin çok daha karmaşık olduğunu ifade eder. Tesettür konusunda ise; çıplaklık medeniyet olsaydı, Afrikada’ki çıplak aşiretler en ilerde olurdu der. O ana kadar Üçok’a tepki göstermeyen öğrencilerden Mustafa’yı destekler mahiyette sesler yükselir. Dersin konusuna dönmesi gerektiği şeklinde hocayı ikaz ederler. Bunun üzerine Bahriye Üçok hışımla sınıfı terk eder. Mustafa Demirsöz dışarıda Üçok’un yanına giderek, bu konuları derse taşımaması gerektiğini hatırlatır. Bahriye Üçok daha fazla kızmıştır. Hıncını İslâm tarihine hücum ederek çıkartmak ister. Asrı Saadet dediğiniz süreçte üç halife katledildi diyerek Mustafa Demirsöz’ü tahrik eder. Mustafa da, hocam, “kötü insanların düşmanı olduğu gibi, iyi insanlarında düşmanı olabilir, siz nasıl öleceğinizi biliyor musunuz’’ der.
Netice’de Hatice Babacan ve Mustafa Demirsöz’ün İlâhiyattan atılmasına karar verilir. Olay, Türkiye genelinde gerek halk arasında gerek üniversite camiasında büyük tepki toplar. Kamuoyunun ve MTTB gibi talebe derneklerinin verdiği destek üzerine İlâhiyat Fakültesi’nde BOYKOT başlatılır. Akabinde Mustafa Demirsöz açlık grevine başlar. Fakülte’nin caddeye bakan tarafında bir çadır kurulur ve ölüm orucu bu çadırda başlar. Açlık grevi başladıktan on gün sonra Mustafa Demirsöz hastalanır ve ambulansla İhsan Önal Hastahanesine kaldırılır. Gerek açlık grevi sırasında, gerek hastaneye kaldırıldıktan sonra Demirsöz’ün sağlık kontrollerinin hassasiyetle yapılması konusunda MTTB Genel Başkanı İsmail Kahraman ve MTTB Ankara İl Başkanı Atilla Özer ilgilenirler. Açlık grevinden sonra İlâhiyat Fakültesi’nde işgal hareketi başladı. O zaman İlâhiyat Talebe Derneği Başkanı olan Tahir Yaren diğer fakültelerdeki öğrencilerden bu zulme karşı destek istedi. Biz, ODTÜ’lü gençler olarak rahmetli Selahaddin Yeşilyurt’la beraber İlâhiyat Fakültesi’ne gelerek zulme karşı desteğe devam ettik. Zaten boykot ve açlık grevi günlerinde de destek olmak için geliyorduk.
Diğer fakültelerde okuyan öğrencilerin desteğine ihtiyaç duyulmasının sebebi şuydu. O yıllarda İmam – Hatip okulu mezunları İlâhiyata öğrenci olarak alınmıyordu. İ.H.L. mezunları ancak lise fark derslerini vererek İlâhiyata girebiliyorlardı. Yani öğrencilerin çoğunluğu lise mezunuydu. Bu öğrencilerden bir kısmı tercih ederek değil puanı tuttuğu için İlâhiyata girmişlerdi. Bu durumda olanlar işin şuurunda olmadıkları için boykot ve işgal günlerinde ders olmadığından memleketlerine gidiyorlardı. İlâhiyat Fakültesi boş kalmasın diye bizler diğer üniversitelerden gelip destek oluyorduk. İşgal sırasında olaylara sebep olan öğretim üyeleri okula sokulmuyordu. Zaten daha sonra Dekan Hüseyin Gazi Yurdaydın, Neşet Çağatay, Bahriye Üçok gibi öğretim üyeleri İlâhiyat Fakültesi’ni terkettiler.
İşgal sırasında Hasan Aksay, Süleyman Arif Emre, İsmail Hakkı Yılanlıoğlu ve Hamido gibi şahsiyetler fakülteyi ziyarete geldiler.
Ayrıca Hasan Aksay olayı meclis gündemine taşıdı. İsmail Kahraman, öğrencilerin atılma olayını üniversite senatosuna taşıdı. Üniversite senatosu Dil-Tarih-Coğrafya fakültesi’nde toplanıyordu. Toplantı sırasında öğrencilerin protestolarıyla karşılaşacaklarını bildikleri için zulmü yapan öğretim üyeleri bu toplantıya gelmediler.
Olaylar sırasında öğrencilerin yiyecek giyecek gibi ihtiyaçlarını Bahaddin Çarhoğlu ve Erdem Giyim Mağazaları gibi hayır sahipleri karşıladılar. Neticede Hatice Babacan tekrar imtihana girip Erzurum İslâmi İlimleri kazandı ve oradan mezun oldu. Mustafa Demirsöz ise 1974’te MSP-DSP koalisyonu sırasında çıkan aftan yararlanıp İlâhiyata başladı ve bitirdi. Ayrıca Dekan’ın hakkında açtığı tehdit davasıda düşmüş oldu. Allah ikisinin de mükâfatını versin.
Bu kardeşlerimizin Allah yolunda verdikleri mücadele boşa gitmedi. Hem onlar ecirlerini aldılar hem de İlâhiyat fakültesinde zulüm sona erdi ve güzel gelişmeler oldu. MTTB’nin yaptığı çalışmalar sonucu İlâhiyat’ta müfredat değişti. Başta Kur’an-ı Kerim dersinin mecburi ders olması olmak üzere birçok müsbet değişiklikler oldu. İslâm karşıtı öğretim üyelerinin çoğu uzaklaştı. İmam Hatip Lisesi mezunlarına İlâhiyat Fakültesi’nin kapıları açıldı. Hamdi Razık Atademir dekan oldu. MTTB Başkanı İsmail Kahraman bu müsbet çalışmalar sırasında başta zamanın Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay olmak üzere muhterem Hasan Aksay gibi müsbet düşüncede olan milletvekillerinden istifade ettiklerini söyledi.
Ayrıca Cevdet Sunay’ın umre’ye giden ilk cumhurbaşkanı olduğunu ifade etti. Bu olaylar bizlerinde şuurlanmamıza vesile oldu. Diğer üniversitelerde okuyan öğrenciler olarak manevi destek için geldiğimiz İlâhiyat’ta alınan neticeleri görerek Müslümanlar olarak birlik ve dayanışmanın müsbet sonuçlarını değerlendirmiş olduk.
Bu olaylardan ders alarak aynı şeylerin tekrar başımıza gelmemesi için birlik beraberlik içinde çalışmamız milli ve manevi bir görevdir.
Maalesef bu olaylardan en büyük dersi çıkarması gereken Hatice Babacan’ın yeğeni Ali Babacan’ın nefsine uyarak Neşet Çağataylar’ın, Bahriye Üçok’ların çoğalması için gayret gösteren CHP, HDP ve İYİ PARTİ ile sırt sırta vererek çalışması bizleri üzüntüye boğmaktadır.
Bu gibi çalışmaların neticesi hüsrandır ama milletimize çok zarar verir.
Bir ayet mealiyle bitiriyorum.
Ey iman edenler! Müminleri bırakıpta kâfirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinize Allah’a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?
Nisa Suresi, ayet 144.