Gündem
İngiltere'den oturma izni aldığında hüngür hüngür ağlamıştı
Osmanlı’nın son yılları ile ilgili gerçekleri anlatan yazıları nedeniyle onlarca yıllık hapis cezası istemi ile hakkında davalar açıldığından 12 Eylül darbe döneminde yurt dışına çıkmak zorunda kalan Kadir Mısıroğlu, önce Almanya’ya sonra İngiltere’ye gitti. Eşi Aynur Mısıroğlu, 12 Eylül darbecilerinin cezaevlerinde yaptıkları işkenceleri hatırlatarak, “Kadir Bey dışarı çıkmamış olsaydı Diyarbakır’da olan hadiseleri yaşayabilirdi. Allah muhafaza, insanı ölmekten beter ettiler. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun çektikleri ortada.” dedi.
Kadir Mısıroğlu ilk nerede karşılaştınız?
60 ihtilalinde, üniversite son sınıftaydım. Şöyle bir durum var. Bizim orada hukuk odaları vardı. Oralarda ders çalışılırdı. Ben de sık sık oraya giderdim. Kantine gitmezdim. Kadir Bey de kantinde olan bir kimseymiş. 60 ihtilalinde Kadir Bey dayak yediği için gazetelere çıkmıştı. Oradan ismini biliyordum. Üzüldüm ama beni alakadar etmiyordu. Ondan sonra hukuk odasında Eyüp Yardımcı vardı. Bir bakanın yeğeniydi. O da bizim sınıftaydı. Tanışıyorduk. Bir gün çalışma odasında yer bulamadığımdan çıkıyordum ki Eyüp, nereye gidiyorsun dedi. Yer bulamadığım için çıkacağımı söyledim. Eyüp, ben çıkıyorum yerim boş oraya oturabilirsin. dedi. Yerine götürdüğünde Kadir Bey ve bir arkadaşı vardı. Kadir Bey ile tanıştırdı.
Kadir Bey’in, İslam hakkında bir yazı yazdığını gördüm. İlgimi çektiği için eğilip baktım. Kadir Bey de beni fark edince yazıyı kendine çekip sırtını döndü. Hem utandım hem kızdım.. Kendi işime avdet ettim. Böylece onu tanımış oldum. Daha sonra Kadir Bey’e o günü sorduğumda, Beni hiç hatırlamadığını öğrendim.
Namaz kılmam ailemde infiale sebep oldu
Üniversitedeyken dini hayata yönelmenize aileniz nasıl tepki gösterdi?
Kendi başıma namaz kılmaya başladım. Bu aile hayatımda büyük bir infiale sebep oldu. Ailemi kötülemek gibi olmasın ama hiç iyi davranmadılar. Ailem senelerdir bu dediğim muhit içinde yetişmiş, ileriliğin, hayatın kendi gördükleri şekilde olduğuna inanmışlar.
Ben, namaz kılmaya ve hayatımı biraz değiştirmeye başlarken bir gün eve geldim ki annem ağlıyordu. Neden olduğunu sordum. Sen aklını oynatmışsın, bundan sonra seni tımarhanelerde mi gezdireceğim dedi. Niye dedim. Namaz kılıp duruyorsun dedi. Annemin subay eşlerinden oluşan arkadaş grubu dolduruşa getirince annem de dayanamayıp ağlamış.
Bizim devrimizde bu hikâyeler çok fazlaydı. Şapka giymediği için bir köylü kadını asmışlardı. Böyle bir yerden geldik. Bunları yeni gençlik anlayamaz. Refah belediyelerinden ve senelerdir de Tayyip Bey’den beri hadiselerin rehaveti içinde tartamıyorlar. O yüzden böyle kitapları okusunlar anlasınlar.
Kadir Bey ile evlilik hikâyeniz nasıl başladı?
Kadir Bey’in annesi safra kesesinden ameliyat olmak için İstanbul’a gelmiş. Onlar Trabzonluydu. Annesi oğlunu böyle görünce “Sen iyice dağıttın” diyormuş. Onun bu haline üzülüyormuş. Bu yüzden başını bağlarsa belki bu işleri bırakacağını düşünmüş. Evlenmesi için çok ısrar ediyormuş. Kadir Bey, beni Hamidullah Bey’in derslerinde görmüş. Ama görmüş sadece yani. Annesi de bir gün Kadir Bey’e “Sen bilirsin. Sen bulacaksın” demiş. Kadir Bey kim falan diye düşününce aklına ben gelmişim. Kısmet olacak ya. Sınıftaki arkadaşlarını görüşmek için araya koymuş. Hakkında bir fikrim vardı. Düşüncelerini merak ettiğim bir kişiydi. Olur, dedim. Ben de aşağı yukarı İslam’ı okuyorum ve aktüaliteyi de takip ediyordum.
Ben kaderime güvenirim. Hiçbir şey sormama gerek yok
Nerede buluştunuz?
Beyazıd Camii’nin oralardaki bir çay bahçesinde Kadir Bey ile buluşmuş ve tanışmış olduk. Yine o zaman benimle konuşup evlenmek istediğini söyledi. Ailemi de bildiğim için bunu hayal olarak görüyordum. Mezun olana kadar arkadaş olarak kalmayı ve birbirimizi tanımamız gerektiğini söyledim. Kör topal değildi ama evlenmek ayrı bir hikâye. Ayrıca Kadir Bey’e, “siz de beni tanımış olursunuz” dedim. Kadir Bey, “Ben kaderime güvenirim. Hiçbir şey sormama gerek yok” dedi. Ayrıca ben bir kız ile nikâhım olmadan asla gezip tozamam, diye ilave etti. Kadir Bey, ya evet ya da hayır dememi istedi.
Şartlarını dile getirdi mi?
Evet. Asla, beni İslami faaliyetim ile davam adına kınama ve “gitme, etme” deme bunları kabul edemem dedi. Aramızda tartışma olur. Evde ne senin ne de benim sözüm geçer. İkimiz de okumuş insanlarız. Kur’an’ı açarız, Cenab’ı Allah’ın ne buyurduğuna bakarız. Ben O’na uydum. Siz de O’na uyarsınız. Böyle laflar etti, tabii.
Bana manevi bakımdan çok iyi bir hayat yaşattı
Beraber nasıl bir ömür sürdünüz?
Hayatımda benim için çok büyük bir nimet oldu. Bir manada çok büyük sıkıntılar çektim. Ama hayatımı çok mesut yaşadım. Doya doya yaşadım. Ona çok dua ediyorum. Bana manevi bakımdan çok iyi bir hayat yaşattı. Hem istediğim bakımdan bana hiçbir sıkıntı yaşatmadı. Arkamda olduğu müddetçe rahattım. Vefat ettikten sonra bir dönem ağır bir durumda kaldım.
Merhum Kadir Bey nasıl bir eşti? İmtihanları nasıl aştınız?
Onun imtihanları Atatürk hakkındaki tahkiklerini hazmedemeyen kişilerdi. Aslında, hukuk bilgisi olduğu için hakaret teşkil edecek sözleri söylemezdi. Yalnız o zamanki 163. Madde ve 5816 kanun maddelerini kendilerine göre tefsir edenler, soruşturma açıp evimize baskın yaptılar. Dedemden kalan Mesnevi vardı. Onu bile aldılar. Soruşturmalar, evimize baskınlar bunlardan çok acı çektik.
Evlendikten sonra bu baskılar ne zaman başladı?
Daha evlenmeden evvel 28 Nisan olayında çocuklar bir hareket etmişler. Kadir Bey’in üzerine kaldı. İçeri aldılar. Balmumcu’ya gidiyordunuz. Para verip ıslak imzasını alıyordunuz. Hayatta olduğunu öğrenmiş oluyordunuz. Belli günlerde gidip para gönderiyordum. Parayı aldığına dair ıslak imza atıyordu. Hayatta diyordunuz. Şule Yüksel Şenler’i tanıyorsunuz. Abisi Özer. Allah rahmet eylesin çok iyi bir insandı. O, ailesiyle demir parmaklıklar arasında görüşebiliyordu. Küçük kardeşleri Çiğdem, abisini görmek istiyor. Abisi de kucağına alabiliyordu. Kadir Bey de, Özer Bey’e mektup veriyordu. Abisi de kucağına aldığı çocuğa gizlice mektup veriyordu. Bu sayede Kadir Bey ile mektuplaşabildik. Ne kadar acı bir şey. Mektuplaşmaya dahi izin vermiyorlardı. Kadir Bey, Balmumcu’da namaz dahi kılamadığı bir hücrede kaldı.
Yurtdışına neden çıkmak zorunda kaldınız?
1980’e geldiğimiz zaman Kadir Bey işleri yoluna koymuştu. Tam sakin bir hayat yaşarken 80 ihtilali oldu. O dönemde Kadir Bey, Milli Selamet Partisinde yönetim kurulundaydı. Yönetim kurulu hakkında toptan tevkif kararı çıktı. İhtilal zaten başlı başına bir felaket. Kadir Bey’in ülkeden çıkmak gibi bir niyet yoktu ama Atatürk’e hakaret iddialı davalar sebebi ile, Erbakan dışarı çıkarılmasını istemiş.
Suç şahsi ama oğlumun yurt dışına çıkışına izin verilmedi
Çocuklarınızı götürebildiniz mi?
Hayır, hepsiyle gidemedim. Orada ne olacağımız belli değildi. Yurt dışına çıkmaya meraklı bir insan değilim. Kızım ve küçük oğlum bizimle geldi. 7-8 ay sonra büyük oğlum mektebi bitirip gelmesini bekliyorduk ama ihtilal mahkemeleri bir karar çıkarıp bizim gibi yurt dışına çıkanların çocuklarına çıkma izni vermediler. Düşünün ki, suç şahsidir. Daha pek çok hukuksuzluk var. Ama Kadir Bey dışarı çıkmamış olsaydı Diyarbakır’da olan hadiseleri yaşayabilirdi. Allah muhafaza, insanı ölmekten beter ettiler. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun çektikleri ortada. Sadece Şubat sömestrinde görebildik. Tek başına yalnız kaldı. Çok acılar yaşadık.
Önce Almanya’ya gidiyorsunuz ama yerleşme olmadı değil mi?
Önce Almanya’ya gittik. Kadir Bey’in çalışma izni vardı amaailesi için aynı imkânı tanımadı. O zamanlarda İngiltere okulları daha kaliteliydi. Biliyordum. Kızım lise okuyacaktı. Küçük oğlum da ilkokul seviyesindeydi.
Ayrıca Almanya’da Türk düşmanlığı vardı. İsviçre’de bile dövüyorlardı. Almanya’da 3-4 ay kaldıktan sonra İngiltere’ye geçtik. Orada oturma izni vermediklerinden turist olarak kalmıştık. İngiltere’ye müracaat ettik. Bizi mülakata aldılar. Kadir Bey, hatıralarında bunu yazar. Kadir Bey, İngiltere’den siyasi bir sığınma hakkı istemişti. Onlar da sanırım Kadir Bey’in yazdıklarıyla ve kendisiyle ilgili büyük bir dosya hazırlamışlar. Kadir Bey, o dosyayı görünce onlara demiş ki; bu dosyadan dolayı beni kabul etmeyecekseniz baştan söyleyeyim ben hayatım boyunca İngilizler aleyhinde yazı yazdım.
Onlar da şunu söylemişler, sizin İngiltere aleyhinde yazıp yazmadığınız bizi alakadar etmez. Bizi alakadar eden adi bir suç işleyip işlememeniz, Alman kurallarına uymuş olup olmamanız. Bize problem çıkarmadığınız sürece, sterseniz aynı şekilde yine yazmaya devam edin.
Muhcir maaşı istemedi kazandığını yedik
Oturma iznini alınca Kadir Bey ne söyledi?
Bizlere oturma iznini verdiler. Ondan sonra Kadir Bey’in ağladığını gördüm. Benim ülkemden beni kovuyorlar. Bunların aleyhinde yazmama rağmen beni ülkelerine alıyorlar, dedi. Muhacir maaşı almayı istemedi, Kadir Bey. Ben çalışırım, kazandığımızı yeriz, dedi. Vatandaşlık başvurusu da yapmadı. Bunun gibi herhangi bir imkânı istemedi. Vatansız olarak Londra’da ikamet etmeye başladık.
Çocuklar okumaya başladılar. Kızım, hiçbir şey demeden başını kapatıp okuluna gidiyordu. Kızıma daha fazla hassasiyet gösterirdim. Onu Cuma namazına götürmek istediğimi İngiliz hocasına söylediğimde vakit geldiğinde izin almadan dahi götürüp getirebileceğimi söyledi. Öğretmenleri de çocuklara istedikleri zaman bilgisayar odasında namazlarını kılabileceklerini söylemiş. Bu bakımlardan İngiltere iyi oldu. Ama tabi yemek konusunda zordu. Yemek yapmasını bilmeyen ben orada ekmek yapmaya başladım. 11 yıl İngiltere’de kaldık. 1980’de gidip 1990’da döndük.
Gurbet içinde gurbet kitabını kaleme aldı
Orada üstadın imtihanları devam etti mi?
1 sene kadar Londra’da kaldı fakat kendisine uygun bir iş yapamadı. Bana da iş yaptırmadı. Çocuklara bak yeter derdi. Almanya’da sebil büromuz vardı. İngiltere’den, Almanya’daki büroyu idare etmek çok zordu. Bu yüzden genelde Almanya’da kaldı. Uçakla 45 dakika mesafe vardı ama sürekli git gel yapacak değildi. O orada biz burada yaşadık. Bunun üzerine Gurbet İçinde Gurbet kitabını yazdı. Almanya’dan para kazandık ama mali bakımdan çok sıkıntılı günler geçirdik, Allah biliyor. Kaldı ki orada da fesada uğradık. Küçük çocuk bile aç kaldığı gün acıktım demedi. Sofra kuracağım zaman küçük çocuk heyecanlanırdı.
1991 yılında İstanbul’a döndüğünüzde neler yaptınız? Kadir Bey, nerede çalıştı?
Kadir Bey, eski hamam eski tas işlerine aynı şekilde devam etti. Korkusuzca anlatmaya devam etti. Ben o zamanlar Kadir Bey’in konuşmalarını dinleyemezdim. Tedirginliğimi azaltmak için bütün konuşma boyunca Ayet ’el Kürsi okurdum. Ondan sonra 28 Şubat süreçleri. Okulunu okuyamayan kızların sıkıntıları, bunalımları... Tayyip Bey, geldikten sonra bile ilk başta muvaffak olamadı. Şimdilerde, rahatlık bulabildik. Buradaki yeni hayatı, eskisine göre çok daha iyi buluyorum. Ben bu günleri daha iyi buluyorum. Allah bugünlerimizi aratmasın.
Kadir Bey’in vefatı sonrası neler hissettiniz? Günleriniz nasıl geçiyor?
2019 yılında Kadir Bey’i kaybettim. Artık benim hayatımda renk ve koku gitti. Günüm bundan sonra nasıl geçecek. Torunlarım var. Bir bakımdan hayata tutunmak zorundayım. Allah razı olsun, Ayşe’nin sayesinde daha çok ibadet edebiliyorum, daha çok okuyabiliyorum.
Günlük hayatım, okumakla, yazmakla, günlük hadiseleri takip etmekle geçiyor. Sokağa binde bir çıkarım. Evde hiçbir şekilde sıkılmam. Kur’an’ım var. Tesbihlerim var.
Bizim zamanımızda da kitaplar hepimizin alacağı ölçüde değildi. Sıkıntılar geldi geçti. Şimdi, önceki evimizde Kadir Bey’in kütüphanesinde 40-50 bin cilt kitabı vardır. Bir apartman dolusu sırf kitap vardı. Okumayı seviyorum.
Yemek için önüne zeytin koy hiç ehemmiyet vermez, besmele çeker yer, şükredip kalkardı
Kadir Bey, evin içinde nasıl birisiydi?
Çok dikkatliydi. Çok rahattır. Yemek ve içmekle alakası yoktur. Zeytin koy, başka bir şey koy hiç ehemmiyet vermez. Besmele çeker yer, şükredip kalkar. Ev toz olmuş şey olmuş öyle bir âdeti yoktur. Ama o zamanlar durumlarımız çok farklıydı. Bir masanın üçte ikisi kitapla doluydu. Üçte birinde sofra hazırlayabildik. Ama bunlar eziyet gelmedi. Neticede güzel olan şeyler. Okumaktan da hoşlanırdım.
Sokakla alakası yoktu. Kitap okur, gündemi takip eder. Siyasi konuşmalar yapardı. Yeni evlendiğimiz bir zamanda. Hayatım boyunca çektiğim çok şiddetli bir baş ağrısı var. Çok ağrıyordu. Ama evde yemek yoktu. Patatesleri çiğ olarak koydum. İlaç alıp yatmak zorunda kaldım. Dayanamıyordum. Akşamüzeri ilaçlardan dolayı açılmışım. O sırada Kadir Bey geldi. Nasıl bir adam olduğunu da bilmiyorum. Ne diyecek emin değilim. Evde bir lokma yemek yok. Ben de ev hanımı olarak yetişmemişim ki. Çiğ Ispanağı evlendikten sonra ilk defa görmüştüm. Kadir Bey’e durumu anlattım. Sabahtan beri bir şey yemedim, dedi Kadir Bey. Hadi gel dışarıda yiyelim, ikimiz de karnımızı doyurmuş oluruz hem de temiz hava alırsın, dedi. Gayet iyi karşıladı.
Üstadın çalışma prensibi nasıldı?
Ya uyurdu ya çalışırdı. Ben bilhassa şimdi ona hak veriyorum. Gündüz çocukların gürültüsü oluyordu. Geceleri çok çalışırdı. Bazen uykusunun açılması için gece duş alırdı. Çünkü Kadir Bey, anasından babasından mal mülk kazanmış birisi değildi. Ev geçindirmek zorundaydı. Hem kazanacak hem de ilim yapacak, konferanslar verecek.
Ben kabul ettiğim zaman bu kadar olacağını bilmiyordum. Hayatımız boyunca Kadir Bey ya konferanstadır ya Trabzon’da babasının yanındadır. Eve de arada sırada gelir. Geç gelirdi. Evde olduğunda da çalışırdı. Allah için Peygamber için çalışan bir kimse olduğundan ağzımı dahi açmazdım.
Yeni evlendiğimiz zamanlarda, namaz kılarken zelzele oldu. Namazdayken fark etmedim ama kitapların düşmesinden anladım. Ben, korkmadım. Ama Kadir Bey eve erken geldi. Neden erken geldiğini sorduğumda, herkes hanımım korkar diye erken gittiğinden eve geldiğini söyledi. O zamanlar kıyametlerin koptuğu, karışık bir devirdi. Soruşturmalar, mahkemeler, solcular, sağcılar, ülkücüler, devlet, ihbarlar…
Ev hayatı bakımından Allah razı olsun çok mesut rahat yaşadım.