Aktüel
'"Kızım Fatıma Dahi Çalsa" Hadisi! ve Yavuz Hırsız Ev sahibini Bastırır mı?'
Hukukçu yazar Av. Ömer Faruk Uysal, ''"Kızım Fatıma Dahi Çalsa" Hadisi! ve Yavuz Hırsız Ev sahibini Bastırır mı?'' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
İşte Av. Ömer Faruk Uysal'ın kaleme aldığı o yazı;
Marksist teoride devlet, hakim sınıfın diğer sınıflara baskı aracıdır. Bunu da kendi kurduğu ve egemen olduğu hukuk sistemi aracılığıyla yapar. Proleterya diktatörlüğü kurar ve diğerlerini bastırır!
Tabiki hukuk, devlet ve adalet böyle olmamalıdır. Olursa orada adalet olmaz. Bilakis, adalet devleti belirlemeli, adalet mülkün temeli olmalıdır!
Adaletin tesisinde, hakim sınıfın hukuku baskı aracı yapması da, güçlülerin hukuku aşabilmeleri de ciddi bir sorundur.
"Kanunlar örümcek ağına benzer, küçük sinekler ağa takılır kalır, büyük sinekler ağı deler geçer." Marcus Aurelius
"Kanun büyük suçlularla savaşacak kadar cesur değildir." Shemuel Bensusan
"Milyonla çalan mesned-i izzette ser-efraz
Birkaç kuruşu mürtekibin cay-ı kürektir" Ziya Paşa
Yeterince çalmışsan, kalabalıkları kendine taraftar yapabilirsin. Medyayı bağlar, trol orduları kurar, ağzını açanın ağzına tıkayabilirsin. Delegeleri menfaat teminiyle bağlayıp, bir partiyi ele geçirebilirsin. Önceki genel başkanını sırtından hançerleyip, yenisini seçtirip, kontrolüne alabilirsin. Mitinglerde onbinleri, "hırsızıma dokunma" diye bağırtabilirsin. Tarih boyunca örnekleri çok görülmüş şeylerdendir.
Cem Uzan ve ailesinin uzun süre yargı muafiyeti oldu. Holdingi, bankaları, fabrikaları, gazeteleri ve tv'leri olan bir aileydi. Çok da cesurdular ki, "külli cahilün cesur" denmiştir. Kimse onlara bulaşmak istemezdi. Sabancı Holding bile, haklı olduğu halde tırstı, Çukurova Elektrik AŞ'yi bıraktılar. Belki uğraşmak istemediler!
2002 yılında ideolojisi Kemalizm, esas sloganı "Ezilenler iktidar olacak" olan Genç partiyi kurdular. Kısa bir propaganda dönemi sonunda, %7,5 oy oranıyla, DYP ve MHP'yi baraj altında bıraktı. Ezilenleri, nasıl oluyorsa Kemalist milyonları, kısa süre içinde heyecanlandırıp, peşine takabildi. Yargı mensuplarını bile korkuturdu, ilişilemezdi. General ahbablar vardı. Örümcek ağına benzeyen hukuk sistemini birkaç defa deldi geçti! Tabii, büyük sinek veya çekirge bir sıçrar, iki sıçrar...
Genel olarak hukukun, özellikle anayasa ve ceza hukukunun temeli, eşitlik ilkesidir. Zira "musavatsız adalet, adalet değildir."
(Bediüzzaman) Mesela, her hırsız cezalandırılmalıdır. Ancak bir hırsız yeterince yavuzsa, ev sahibini bastırır, diğer hırsızlarla eşit muamele görmez.
TDK sözlüğünde: "Bazı kimseler suçlu olduğu halde kendilerini güçlü hissederler. Onları böyle düşünmeye sevkeden, kendi şarlatanlıkları ve edepsizlikleridir. Böyle kimseler zarar verdiği kişileri susturmak bir yana, onları suçlu çıkarırlar" yazar.
Karı-koca eve geldiklerinde, oldukça şık takım elbiseli bir zatın, evin altını üstüne getirmekte olduğu görürler. Adam öfkeyle noluyo lan? der. Hırsız (ev sahibinin karısına dönerek)- kocan evdeyken beni niye çağırdın? der. Sonunda hırsız yavaşça sıvışır. Boşanma davası açılır. Koca zar zor ikna olur!
Sultan Fatih, vazifesini emri hilafına yapan Rum mimar İpsilanti efendinin elini kestirir. Mimar, Fatihin İstanbul Kadısı olarak atadığı Hızır Beye müşteki olur. Muhakeme sırasında oturmakta olan Fatihin ayağa kalkması sağlanır. Sonunda Fatih aleyhine kısasa hükmolunur. Hristiyan mimar bu adalet anlayışından etkilenerek diyete razı olur. Kimse İpsilanti efendiye, sen kim oluyorsun da büyük Fatihi mahkum ettiriyorsun diyemez.
Aynı şekilde, Hz. Ömer de halifeliği sırasında, sıradan bir Hristiyan ile at alışverişi yapar. Atı deneyeceğini ve beğenirse alacağını söyler. Ancak deneme sırasında at sakatlanır. Ömer atı geri vermek ister. Hristiyan, Şüreyhi hakem olarak seçer, Ömer de kabul eder. Şüreyh, atı aldığın gibi sağlam vermelisin der. Ömer buna râzı olur, hak ve adalet budur der, Şüreyhi Kufe kadılığına tayin eder. Kimse Hristiyana, sen koca halifeyi nasıl dava edersin diyemez.
Eşraftan Mahzum kabilesinden hırsızlık yapan bir kadının durumu Kureşlileri pek üzmüştü. Bunun üzerine, pek sevdiği Zeydi ricacı yaptılar. Hz. Peygamber öfkelendi, "Allah'ın koyduğu cezalardan birinin uygulanmaması için aracılık mı yapıyorsun?" dedi ve devam etti; "Sizden evvelki milletlerin yok olmasına sebep, içlerinden soylu biri hırsızlık yapınca ona dokunmayıp, zayıf ve kimsesiz biri hırsızlık yapınca onu hemen cezalandırmalarıydı. Allah'a yemin ederim ki, Muhammedin kızı Fatıma hırsızlık yapsaydı onu da cezalandırırdım" buyurdular. Hocaların hocası Ord. Prof. Sulhi Dönmezer; "Yüce Peygamber ceza hukunda eşitlik prensibini ne güzel açıklamış" (Ceza Hukuku 1. cild.) (Kureyşlilerin zengin hırsıza üzülmeleri ilginç değil mi?)
Eski TBMM başkanları da çok üzülmüşler. "İBB başkanı tutuksuz yargılanmalı." demişler. Esenyurt, Beykoz, Beşiktaş ilçe belediye başkanları da tutuklu. Kimse ne üzülüyor, ne eylem yapıyor, ne bildiri yayınlıyor! Hani eşitlik? Bir de, "hukuk herkese eşit uygulanmalı" demişler. Buradan ne çıkıyor? Aslında "eşitlik" kisvesi altında imtiyaz isteniyor.
Bu insanların gerçekten eşitlik ve adalet istediklerine inanalım mı? Erdoğan, Cumhuriyet ideologu Ziya Gökalp şiiri okudu diye, jet bir yargılamayla, İBB'den zindana gönderildiğinde gıkınız niye çıkmadı? Burada şiir değil, rüşvet, irtikap, ihaleye fesat, terör örgütüyle işbirliği ve 560 milyar soruşturuluyor. Şiir nire, tüyü bitmemiş yetim hakkı nire? Erdoğanın suçu, CHP'li olmaması, CHP'yi domine edememesi miydi?
TBMM eski başkanlarının, dosyayı okuduklarına, anladıklarına, vakıf olduklarına ve suçlu bulsalar, bunu itiraf edeceklerine kim inanır? (Kadir İnanır) Nitekim Cahid Karakaşın eşi; "Sayın Karakaş irade beyanında bulunabilecek bilinçsel yeteneğe sahip değildir. Bu nedenle söz konusu metni okuması, anlaması, değerlendirmesi ve onaylaması mümkün değildir." Kemalist Hüsamettin Cindoruk 91, CHP'li Hikmet Çetin 87, Kemalist Mustafa Kalemli 82 yaşında! Binlerce sayfa belgeyi, tutanağı, tanıklığı, üşenmemiş ve okumuşlar ve anlamışlar ve adalet adalet diyorlar öyle mi?
Bozacının şahidi şıracıdır. Mustafa Kalemli, yolsuzluklar konusunda ehil ve adil biri midir? Hem de TBMM'nin yenilenmesi hususunda müteahhit Mesa-Nurol'dan kızına devredilen süper lüks konut ve Çeşme'deki yazlık dekorasyonu ortadayken! Kalemli Ankara 11. Asliye Ceza Mahkemesindeki mahkumiyetten, suçu Şartlı Salıverme Yasası kapsamına girdiği için yırttı. Beraat edemedi. Bilirkişi yolsuzlukları tesbit etti! İnsan biraz haya eder, cürmünü unutturur değil mi?
Bu algı yönetimini, yargıdan suçlu kaçırmaca çürük organizasyonunu kim başarır? Ali Mahir Başarır! Nitekim zor yürüyen ve konuşan (Allah şifa versin) Hikmet Çetin (abi)'ye TBMM'de titreyerek bildiri okutan Ali Mahir miş!
Yargıtay başkanlarından Sami Selçuk, "bazı insanların, büyük makamlardaki yolsuzlukları, 'adam o seviyeye çıkmış, hala yemesin mi?' diyerek" meşrulaştırdıklarını" söyler. TBMM eski başkanları, Cumhurbaşkanından sonra protokolde ikinci adamlardır. Helal olsun mu demeli?
Benzer olarak eski milli futbolcu Ümit Karan, bir güvenlik görevlisi kadına "basit cinsel saldırıdan" İstinaf mahkumiyet vermiş, Yargıtay da onamış ve hapse girip çıkmış. Savunmasında;
"Ben bu ülkeye hizmet ettim. Hayatım boyunca kimseye yanlış yapmadım. BEN ATATÜRKÇÜYÜM. BANA ATATÜRKÇÜLÜKTEN CEZA VERECEKSENİZ KABULÜMDÜR."
-Hakim; Atatürkçülere ceza mı veriliyor?
-(Avukatı devreye girerek) "BAŞKA BİR ŞEY SÖYLEMEYE ÇALIŞIYOR" diyor.
Ne söylemeye çalıştığı belli değil mi? Hem milli futbolcu, hem de Atatürkçü biri olarak, beni kollamayacak ve basit bir "cinsel saldırı"dan mahkum mu edecekseniz? Milliyiz, Kemalistiz, daha ne olsun, mağdur ise, sadece bir güvenlik görevlisi!
İmamoğlu tarzına ne kadar da benziyor. CHP'liler, Kemalist endokrinasyon ve jüstifikasyon, meşrulaştırma yoluyla, kara'yı ak, akı kara, haini kahraman, kahramanı hain, suçluyu masum, masumu suçlu gösterebileceklerine öyle inanmışlar ki! Eskaza tersi olursa, kendilerine gelemiyorlar. "Sahte meşruiyet dayatması ve cezasızlık imtiyazı" yazımızda da belirttik. Kılıç çatıp, Mustafa Kemalin askerleriyiz diye bağıran teğmenlerinki bir nevi kalkışmaydı. Ama iş, Kemalistler cezalandırılamaz'a geldi. Çünkü Kemalizm adına kanlı darbeler de yapılsa o günah değil sevap sayılır! Teğmenler, "Muhammedin ordusu, kafirlerin korkusu" diye slogan atsalar, idamları istenecekti!
Yargı, "seni hırsızlık yaparken yakaladım" diyor. Adam üste çıkıyor, "seni bir Kemalisti yargılarken yakaladım. Sorulara muhatap değilim. Bana bakan, Atatürk'ü, Türk bayrağını ve Cumhuriyeti görür" diyor! Başsavcıyı, daha işlem yapmadan, çoluk-çocuğuyla tehdit ve tahkir ediyor. "Her kuşun eti yenmez koçum" çekiyor.
Farzedelim ki, başka bir zamandayız. İBB başkanı başkası ve CHP'li de değil. Hükümette de Akparti değil, başka bir parti var. Rüşvet, irtikap, ihaleye fesat ortaya çıktı. Bu nasıl netleşecek? Adalet nasıl sağlanacak? Mahkemeler safahatından başka bir meşru yol var mıdır? Hatta mahkemeler hatalı karar vermiş olsunlar. Bunun hukuk sisteminden başka bir çözümü var mıdır?
İBB başkanı ve ekibinin suçsuzluğuna mahkemeler değil de partisi mi karar verecek? Ya diğerlerine? Devlete ve adliyeye güvenmiyorsunuz. Devlet ve halk size niye güvensin? Şeyhin kerameti kendinden mi menkul? Alın bir temel hukuk ilkesi. Kimse kendi davasının yargıcı değildir. Çünkü, kimse demez ayranım ekşi.
Tayyip beyin şiir mahkumiyeti ve İBB'den zindana gönderilişi, skandal bir hukuk ihlaliydi. Tanımıyoruz, sıkıysa alın bakalım, diyen oldu mu? Nihai olarak keser döndü, sap döndü ve gün geldi hesap döndü. Ama Erdoğan, başkanlıktan alınıp, hapiste yatırıldı. Hesabını millet sordu, hala da soruyor. Tek parti zulmünüzün hesabını 1950'den beridir, 75 yıldır soruyor!
Bu sahte özgüven, kuru tehdit, had aşmalar, savaş ilanları da nedir böyle? Siz 15 Temmuz destanını yeni görmediniz mi? Yoksa unuttunuz mu? Bu sefer alkışlayacak tankları, dövecek müezzinleri bulamayacak, ATM'lere, içki için büfelere, gidemeyeceksiniz!
Bu ülkenin zencileri, rejimin, beyaz Türklerin, hukuku siyasallaştırmasından yakınır, bizi siyaset bulaştırmadan yargılayın derdi. Kanunlarda hiç olmayan irtica yaftasını boynumuza asar, Başbakan da asardınız. Cumhuriyet tarihi, rejimin hukuku sopa olarak kullanma tarihidir. İnkılabın kanunu, mevcut kanunların üstündeydi. Hukuku yine siyasallaştırıp, bizim Cumhurbaşkanı adayımızı yargılatmayız diyorsunuz. Bu sonsuza kadar böyle gitmez. Herkes gibi, hukuka, usule ve resmi prosedüre tabisiniz. Seçime daha üç yıl var. Başka adamınız yok mu? İmamoğlu ile birlikte tüm CHP'yi mi mahkum ettireceksiniz?
28 Şubatlarda yargıyı, dindarları mahkum ettirmek için siyasallaştırırdınız. Şimdilerde, hırsızlarınızı mahkum ettirmemek için siyasallaştırmaktasınız. İmamoğlu serbest kalsın diye imza toplamakta nedir? Hangi imzacı, hukuka ve dosyalara hakim? Eğer çok imza olursa İmamoğlu suçsuz mu sayılacak? Hukuk, yargı ve adalet böyle bir şey mi?
Özel, İmamoğluna kefilmiş. Başka şansın mı var? Tavşan aday olarak, gerçek genel başkan aleyhine ne diyebilirsin? Hukukta şahsi kefaletle, yargıdan kaçmaca işler mi? Gerçek genel başkan değilsin ki, (şimdilik) aday benim diyemiyorsun. İmamoğlunu gömdükten sonra diyeceksin. Şimdiden, "CHP'nin adayı bir hırsız" diyecek halin yok ya!
Bir başka kaçak güreş, siyasallaştırma da, "diplomasız Tayyip" sloganları. Farzımuhal Tayyip bey diplomasız olsun! Bu İmamoğluna sahih bir diploma mı sağlayacak? Ey ODTÜ'lü sosyalistler!
Yıllardır Amerikancısınız. Şimdi de Karun kadar zengin kasaba müteahhitinin, hırsızlığını savunma derdine mi düştünüz? Özel mülkiyet karşıtı sosyalizmi ne hallere düşürdünüz?
Ey İmamoğlu ve CHP, kaçak güreşme, er meydanına çık. İddiaları, belgeleri, videoları, tanık beyanlarını yiğitçe çürüt. Murat Ongun 450 milyon kirayı nasıl ödüyor, açıkla. Teknik ve gerçek savunma topuna hiç gitmiyorsunuz kardeşim. "Soruların muhatabı değilim, bana bakan Atatürk'ü ve Cumhuriyeti görür. Ne mutlu Türk'üm diyene. Mustafa Kemalin askerleriyiz" Şu çocukluğu, ergenliği, Andımız ve Gençliğe hitabe seviyesini bir aşın hele!
Merd-i kıpti şecaat arzederken sirkatin söylermiş. Sizdeki şecaat büsbütün fecaat, sirkat, kuru gürültü, mezarlıkta çalınan ıslıktan ibarettir. Hukuku yıldıramayacaksınız!