İSLAM
2 Haziran 2025: Günün Âyet ve Hadisi
Sizler için hazırladığımız 'Günün Âyet ve Hadisi' ile 'Günün 'Sözü', 'Günün Fotoğrafını' ve 'Kıssadan Hisse'yi istifadelerinize sunuyoruz... (2 Haziran 2025)
(١٤) قَدْ اَفْلَحَ مَنْ تَزَكّٰىۙ
(١٥) وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّهٖ فَصَلّٰىؕ
Esirgeyen, bağışlayan Allah'ın adıyla
(14-15) Doğrusu arınan ve rabbinin adını anıp namaz kılan kurtuluşa ermiştir.
(A'lâ Suresi ) (Meâl Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı)
TEFSİRİ:
14. âyette “arınan” diye tercüme ettiğimiz tezekkâ fiili, “insanın nefsini kontrol altına alması, her türlü şirk, kötülük ve günahtan uzaklaşması, Allah’ın birliğine iman edip dinin emir ve yasaklarını yerine getirmesi” anlamına geldiği gibi “zekât vererek arınmak” mânasına da gelir. Ancak Mekkî sûrelerde yer alan “zekât” tabirleriyle (Zâriyât 51/19; Meâric 70/24), sonraları hükümleri etraflı olarak belirlenmiş şekliyle zekât değil, mutlak anlamıyla malî içerikli dinî görevler kastedilmiştir. Çünkü kurumsal anlamda zekât Medine döneminde farz kılınmıştır (bk. Tevbe 9/103). Şu halde âyetteki tezekkâ kelimesi hem malı haramlardan ve kul haklarından hem de nefsi günah kirlerinden arındırmayı ifade eder.
15. âyette Allah’ın adını anan ve namaz kılan kimsenin kurtuluşa ereceği bildirilmiştir. Ancak burada geçen, “namaz kılma” olarak çevirdiğimiz sallâ fiiliyle ilgili de farklı yorumlar yapılmıştır. Bazı müfessirlere göre bundan maksat bilinen beş vakit namazdır; bazılarına göre bayram namazı, bir kısmına göre de “salât” kelimesinin sözlük anlamı olan duadır (Taberî, XXX, 100).
Beş vakit namaz Mekke döneminin sonlarına doğru farz kılındığına ve bu sûre de oldukça erken bir dönemde indiğine göre, buradaki salât kavramını da beş vakit namaz olarak değil, ilk müslümanların Hz. Peygamber’in örnekliğinde yerine getirdikleri günlük ibadet olarak anlamak uygun olur (bu konuda bk. Kâmil Yaşaroğlu, “Namaz”, DİA, XXXII, 351).
Kaynak : Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 604-605
ALLAH RESÛLÜ'NDEN (Sallelahu Aleyhi ve Sellem)
GÜNÜN SÖZÜ:
GÜNÜN FOTOĞRAFI:
KISSADAN HİSSE:
Bağdat’ta kimseye bir şey yedirmeyen, çok cimri bir adam yaşıyordu. Kendisi böyle olduğu için cömert insanları da hiç sevmezdi. Bir gün, çevresindekilere dedi ki:
-Benim, Ahmed-i Haddad’dan fazla kimseye düşmanlığım yok. Çünkü o insanlara çok ikramlarda bulunuyor…
O akşam bu cimri adamın rüyasında, bütün malının Ahmed-i Haddad’ın olacağı gösterildi. Kan ter içinde uyandı. Çok korkmuştu. Hâlâ rüyanın tesirindeydi. Kendi kendine şöyle dedi:
“Bunu önlemek için bir hile, bir yol bulmam lazım!..” İçi boş olan büyük bir baston yaptırdı. Altınlarının yarısını bastonun içine koydu. İki ucunu da sıkıca kapattı. Bastonu Dicle Nehri’ne attı…
Bütün bu olanlardan habersiz Ahmed-i Haddad hazretleri, sandala binip karşıya geçerken, bastonunu Dicle Nehri’ne düşürdü. Kayıkçıya bir dirhem verip onu sudan çıkarmasını söyledi… Kayıkçı suya dalıp bastonu buldu. Ancak, nehirden çıkardığı baston normalden çok ağırdı. Buna çok hayret etti.
Ahmed-i Haddad’ın mesleği demircilikti. Aynı zamanda diş tedavisi de yapardı… Dükkânında bastonun ucunu açtığında, içinin altın dolu olduğunu gördü… Cimri bu durumu öğrenince;
“Ben ne yapayım da altınlarımın öbür yarısını ona vermeyeyim…” diyerek kalanları getirdi. Un alıp ekmek pişirdi. Ekmekleri fakirlere verdi. Hikmet-i Hüda, yiyenlerin hepsinin dişleri ağrımaya başladı. Hadis-i şerifte “Cimrinin yemeği hastalık yapar” buyurulmuştur.
Fakirler, ekmek paralarını Ahmed-i Haddad’a verip karşılığında dişlerini tedavi ettirdiler. Böylece, cimrinin bütün parası Ahmed-i Haddad’a geçmiş oldu. Haber, cimriye ulaşınca, birden karın ağrısına yakalandı ve bir müddet sonra da vefat etti…