AKİT MENÜ

Gündem

95 yıllık hayatı boyunca şifa dağıttı

Cumhuriyetin ilk yıllarında tıp eğitimi alarak doktorluk mesleğine adım atan, 95 yıllık hayatının yarım asrını insanlığa hizmetle geçiren Dr. Ayşe Hümeyra Ökten, Türkiye’nin ve Suudi Arabistan’ın çeşitli şehirlerinde milyonlarca hastaya şifa dağıttı. Ökten Hoca’nın ibretlik hayat hikayesi...

Haber Merkezi
Güncelleme Tarihi:

Hüseyin Yürük

Dr. Ayşe Hümeyra Ökten ile ilgili çeşitli medya kaynaklarında ve dijital ortamlarda bilgiler bulunmaktadır. Cumhuriyet’in ilk döneminde tıp eğitimi alıp doktor olan, 95 yıllık hayatının yarım asrını hastalarına adayan Ayşe Hümeyra Ökten’in anlatıldığı belgesel “Dr. Ayşe Hümeyra Ökten” TRT AVAZ’da daha önce yayınlanmıştı.
Bununla birlikte onunla ilgili yapılmış çalışmaların en mufassalı Timaş Yayınları tarafından neşredilen “Dindar Bir Doktor Hanım” kitabı ile Çınaraltı Yayınları tarafından neşredilen “Ballar Balını Buldum” isimli kitaplardır.

Biz bu çalışmamızda daha ziyade bu eserlerden istifade ederek Ayşe Hümeyra Ökten’in ruh düğümleri ve hayat yolculuğu ile ilgili bilgileri okuyucu ile paylaşmak istedik.

Özgeçmiş

Doktor Ayşe Hümeyra Ökten, 1925 yılında İstanbul Fatih’te dünyaya geldi.Babası Mahmud Celaleddin Ökten, Osmanlı ulema sınıfından müderris ve felsefe hocasıdır. Mahmud Celaleddin Ökten, ülkemizde İmam Hatip mekteplerinin açılması hususunda büyük çaba göstermiştir.

Ayşe Hümeyra Ökten, yüksek tahsilini İstanbul Çapa Tıp Fakültesinde tamamlamış ve hekimlik hizmetine başlamıştır. “En aşağı iki sene iftihar listesini kazananlar Tıbbiye’ye imtihansız girdi. Ben de bu haktan yararlanıp Tıbbiye’ye girdim” sözü onun ne kadar başarılı bir öğrenci olduğunu göstermektedir.
Mesleki hayatı boyunca adanmış bir ruhla insana hizmet eden Dr. Ökten, garip gurebanın, kimsesiz ve yoksulların “doktor annesi” olarak anılmıştır.
1956 senesinde anne ve babasıyla tekrar Hacca gittiğinde babası da kızıyla birlikte Medine’ye yerleşme kararı aldı. 1959 senesinde Suudi Arabistan’da oturma izni aldı. Her yıl, 3 ayları ve Hac mevsimini Hicaz’da geçirdi ve her milletten hastaya bakmıştır.

Babasının çevresinde yer alan; Mehmed Zahid Kotku, Babanzade Ahmed Naim, Ali Ayni, Mahir İz ve Nurettin Topçu gibi pek çok önemli ismin bilgisinden istifade etti. Birçok âlim ve devlet adamının doktorluğunu yaptı. Ökten, tahsil ve meslek hayatı boyunca inançlarından ve çalışkanlıktan ödün vermemiş ve zorluklarla mücadele etmiştir.

Ayşe Hümeyra Ökten’in hacılara hizmete adanmış hayatı 30 Ağustos 2020 tarihinde sona ermiş, ikamet ettiği Medine’de 95 yaşında Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur.

 

Aile Bağları

Hümeyra Ökten’in verdiği bilgiye göre; soyu baba tarafından Kafkaslardan, anne tarafı Balkanlardan gelen ve ulema geleneği taşıyan bir aileden geliyor.
Hümeyra Ökten, aile köklerinden ve bu ailenin değer yargılarından şöyle bahsediyor: Babam memlekette zekasıyla tanınan Trabzon asıllı, hoca bir aileden gelir. Babamın dedesi, Trabzon’da Çarşı Camii imamı olan Ömer Fevzi Efendi’dir. Onun babası dedesi veya Hacı Mustafa Efendi de aynı camide imamlık yapmış.
Babam Trabzon’da mevcut okulu ve medreseyi bitirmiş. 16-17 yaşında Trabzon merkez Çarşı Camii’nde imamlık görevine başlamış.

Annemin anne tarafı ise Filibe’dendir. Fakat anneannem Filibe’yi pek hatırlamazdı. Babası Hacı Ali Efendi hacca gitmiş ve birkaç ay sonra dönmüş. Bir kitapçı dükkânı varmış. Balkanlar’daki bozulma emareleri ta o yıllardan başlamış. O zaman dedem artık buralarda kalınmaz diye 93 Harbi’nden evvel İstanbul’a gelmiş.
Dedem, babamla tanıştıkları zaman Edirnekapı Atik Ali Camii imamıydı. Kış ramazanlarında gece kovadaki buzlu suyu kırıp abdest alır, sahurda hatim okurmuş. Anlatanlar, “Parmaklarının ucuna kadar Müslüman, nur gibi bir zattı” derlerdi.

Hümeyra Ökten’in babası Mahmut Celaleddin Ökten, Osmanlı ulema sınıfının son temsilcilerinden biri olup aynı zamanda yaptığı bazı faaliyetlerle cumhuriyet dönemine damgasını vurmuş,çok sayıda talebe yetiştirmiş, asil ve vakur tavırlı bir şahsiyet idi.

Hümeyra Ökten, babasından şöyle bahsediyor: Babam hep doğruluktan kazandı. Doğruluğa ve harama, helale çok dikkat ederdi. Haramdan o kadar kaçınırdı ki kendi lehine bile olsa yan gözle bakmazdı. Dinî meselelere titizlikle riayet ederdi. Çok sorumluluk sahibi bir adamdı. (Ökten,2021:19-26)

(……) Babam medrese kökenli olduğu için sarığı çok sever, öyle dolaşırdı. Yuvarlak kocaman bir sarık çantası vardı.Cumhuriyet ile birlikte sarık ve bazı kıyafetler yasaklanınca babam önceleri mektebin kapısına kadar sarıkla gider, bahçeye girmeden çantasına koyardı. O yıllarda babam geçim için iki ayrı mektebe gidiyor, çalışıp faydalı olmak istiyordu. Bu yüzden öğretmenlikten vazgeçmedi ama bazen devrimlere muhalefet ettiğinde, kısa süreli işten el çektiriliyor, başka okullara tayini çıkıyor, tenzil-i rütbeye uğruyordu. (Ökten, 2021:68-69)

(……) Babam bir keresinde Beyazıt meydanında Şemsettin Günaltay’a rastlamış. 1940’lı senelerdi. O sıralar mebustu, babamın medreseden de ahbabıymış. Babama “Hoca gel mason ol, seni üniversiteye alalım, liselerde, orta mekteplerde sürünme. Şimdi üniversitede Arapça dersi var ama müsteşrikler okutuyor” demiş. Babam mason olmayacağı için reddetmiş. (Ökten, 2021:72-73)

 

Gün gelir devran döner, masonların mutlak iktidar dönemi biter. Cumhuriyet Halk Partisinin halka ve dini değerlere karşı yaklaşık 25 yıl süren istibdat dönemi 14 Mayıs 1950 seçimleri ile sona ermiştir. 25 yıllık tek partili demokrasiden(!) sonra serbest seçimler nihayet yapılmış ve halk Demokrat Partiyi iktidara getirmiştir.
İşte o günlerde Mahmut Celaleddin Ökten Hoca sahne alır. Hümeyra Ökten, o günleri şöyle anlatıyor: “1950 senesinde hükümet değişti. Babam “Bunlar İslamiyet’e hizmet etmek istiyorlar” derdi. Tevfik İleri zamanındaydı ve İstanbul’da İmam Hatip Mektebi açılsın, müdürü de layihayı veren Celaleddin Ökten olsun diye İstanbul Eğitim Müdürü’ne yazı gelmiş.

Zorluklar ve Engeller

Babam onları yedi senelik İmam Hatip Mektebi’ne ihtiyacımızın olduğuna ikna etti. Babam belagat sahibiydi, güzel konuşurdu. Neyse onlar da “Peki hocam” demişler. Ardından mektep aranmaya başlandı. İşte o zaman Selahaddin Kaya Bey ve Orhan Okay Bey her gün birini yanına alıp semt semt İstanbul’u dolaşıp uygun mektep binası aradılar. Babam o günlerde yetmiş yaşındaydı, (Ökten, 2021:75-76-77)

Okul açılma kararı Ankara’dan gelir. İstanbul semt semt dolaşılır, sonunda bir yer de bulunur. Ama şimdi bir de 25 yıllık yasaklardan sonra hiçbir gelecek vaat etmeyen bu dini okullara öğrenci bulmak gerekmektedir.

Semiha Nur Mıhçıoğlu’nun naklettiğine göre; Hümeyra hocanın tabiriyle “Babam sokaktaki amelelere gider “Ne kadar yevmiye alıyorsunuz?” diye sorar, “Gelin ben bu yevmiyeyi size vereyim, dershanede oturun” derdi. Müfettiş gelince 20 talebeden az görüp de imam hatip okulunu kapatmasın diye.. (Kuloğlu, 2025:190).

Yetiştiği Sosyo/Politik Ortam

Hümeyra Ökten’in kendisi şahsiyeti kadar yetiştiği laik seküler atmosferin de hayatının şekillenmesinde önemli izleri vardır. Onun anlatımına göre; Jimnastik dersinin mecburi, ders kıyafetinin şort olduğu o günün Türkiye’sinde (Ökten, 2021:102) Müslüman gözükmek ayıptı. Hiç böyle şeyler konuşulmazdı. Hocalarla, kapalılarla, ibadet edenlerle dalga geçilirdi. Benim öyle arkadaşlarım vardı ki, dindar gözükmeyi ikinci sınıf insan olarak kabul ederlerdi. Halbuki imanları var, hatta belki gizli gizli namaz da kılar ama “Allah” demez, “Tanrı” derlerdi. (Ökten, 2021:107)

 

(……) O yıllarda baskı vardı, kimse hükümet aleyhinde bir şey yazamaz, söyleyemezdi. Ancak gizli konuşur, herkesin yanında konuşulmazdı. Mesela bazıları hakkında muhalif diye söylenir, onları hemen işten alırlardı (Ökten, 2021:130)

(……) O kadar ki o günlerde İstanbul’da senelerce benden başka örtülü doktor yoktu. (Ökten, 2021:166)

(……) Türkçe ezan zamanlarında bir imamın, Türkçe namaz kıldırmaya heveslenip, “Esirgeyen bağışlayan tanrının adıyla” diye namaza başladığını, Selam verip arkasına döndüğünde cemaatten kimseyi göremediğini anlatmış sonra bu kişinin tövbe ettiğini ilave etmişti. (Kuloğlu, 2025:38-39).

14 Mayıs 1950 seçimlerinden sonra Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte ülkenin talihinin ve değerlerinin üzerindeki yasaklar yavaş yavaş kalkmaya başlar.

“Bir vakit sonra ezanların yeniden Arapça okunmaya başlanmasıyla herkesin camileri koştuğuna, Süleymaniye caminin ağzına kadar dolduğuna, cemaatin sokaklara taşıp herkesin sevinçten ağlayışına şahit olmuştu. (Kuloğlu, 2025:38-39).

Dindarların ve dini değerlerin üzerindeki bir başka baskı da aynı günlerde sona erer. “1950’den evvelki yıllarda hac yolu kapalıydı. Demokrat Parti iktidar olunca hac yolu açıldı ve hacca gidilmeye başlandı.” (Ökten, 2021:173)

 

Kızılay ilk defa 1952 senesinde kendi bünyesindeki yaşlı doktorları hacca götürmüş, fakat ağustos ayına denk geldiği için doktorlar sıcaktan hasta olup çalışamamışlardı. Bunun üzerine ertesi sene üniversiteden genç, çalışkan doktor talebinde bulundular (Ökten,2021:173)

Bu talep, Hümeyra Ökten’in de hayatında yeni bir devrin başlamasına vesile olur. Bir mazlum hastasının “Ayağın Kâbe’ye varsın” diye dua etmesi hayatının akışını değiştirir (Kuloğlu, 2025:13).

Ökten, Hacca ilk gidiş hikayesini şöyle anlatır: Kızılay hacca doktor götürecekti.Hemen beni listenin başına yazdılar. Beni listede gören doktor arkadaşlara da cesaret geldi.

14 kişi Hacca gitmek için müracaat etmişti. Hacca 8 doktor gideceği için hocalarımız “kura çekilecek” dedi. Bizi klinikte topladılar. Hocamız Müfide Hanım “Hümeyra gönüllü oldu. O yüzden onu kuradan çıkaralım” dedi. Böylece Hacca gideceğim kesinleşti.” (Kuloğlu, 2025:13).

İşte o an serviste yatan bir hastaya hemşirenin yapacağı yardımı yaptığımda ‘Doktor Hanım ayağınız Kâbe’ye varsın’ duasını hatırladım. Bu teklife o kadar memnun oldum ki, hemen dışarı çıkıp bir müddet kapının arkasında heyecanımın yatışmasını bekledim ve “Ya Rabbi hastanın duası kabul olur, elhamdülillah” demiştim. Dolayısıyla Temmuz-Ağustos 1953’te Kızılay ile ilk defa görevli olarak hacca gittim. (Ökten, 2021:174)

Bürokrasi ve Başörtüsü

Türkiye yavaş yavaş kabuk değiştirmekte ancak CHP’li tek parti döneminden miras olan bürokrasi kisve değiştirmiş olarak hükümet etmeye devam etmektedir. Henüz asistanlığım bitmeden güzel bir olay oldu ve görevli olarak Hacca gittim. Dönünce hocam aynı zamanda klinik şefimiz Ekrem Şerif (Egeli) Bey’i ziyarete gittim, zemzem ve hurma götürdüm. Hac’dan yeni geldiğim için başörtümü çıkarmadım. Beni öyle görünce, “Ne öyle hacı hanımlar gibi!” dedi. Onun üzerine, üniversitede eşarplı hayat olamayacağını anladım. (Ökten, 2021:111-112)

 

Örnek bir Müslüman şahsiyet

Bir yandan mesleğini icra eden Hümeyra Hanım, ebedi hayatın çağrısına uymuş bir Müslüman olarak bir yandan da yeryüzünde izler bırakan örnek bir şahıs tavrıyla tarihe kayıt düşüyordu.

Onunla ilgili bir kitap yazan Nevin Meriç, ondan şöyle bahsediyor: Doktor Ablayı anlatacak en doğru kelimeyi düşünürken dudaklarımdan “haza Müslüman” kelimesi döküldü. Onu kuşatan, etrafını cami ağyarını mani bir tarifti bu.

Doktor Abla ayet ve hadislerde anlatılan Müslüman davranış biçimlerinin ete kemiğe bürünmüş haliydi adeta. Mesela hiç boş işi olmadı. Boşa geçen zaman, boş konuşmalar; malayani hal ve hareketler hayatının hiçbir döneminde görülmedi.

Konuşmasında da gezmesinde de iş yaparken gözettiği kurallarında da Allah’ın rızası, Müslümanın gönlünü yapmak ilkesini ilk sıradaydı. (Ökten, 2021:286)

Onunla ilgili bir başka kitabın yazarı Yasemin Kuloğlu ondan şöyle bahsediyor: Mekke’de gezerken “Şurada şu yıl kalmıştım, şurada oturmuştuk. Burada şu ekiple Hac yapmıştık” diye anlatırdı. Kendisi 65 kez yaş yapmıştı (Kuloğlu, 2025:34).

Yakın dostları ve şahitlerinin onunla ilgili hatıra ve notları hep örnek bir Müslüman şahsiyeti tarif ediyor.

 

Her Şeye Müsbet Yönüyle Bakma Özelliği

Bütün şahitlerin ittifakla belirttiği üzere Doktor Hümeyra Hanım’ın en belirgin vasıflarından biri de en kötümser anlarda bile olaya müsbet yönüyle bakması, bulunduğu ortamlarda negatif söylemlerin açılmasına müsaade etmemesiydi.

Ökten, bu anlamda hayat felsefesini “İç açıcı, ferahlık verici, müspet şeyler söylenirse çok iyi gelir. Yarın ölecek olan hastaya bile böyle davranırlarsa moral olur. Sadece dua ve moral vermek yeter, ahbap, dost gibi teselli etmek için gidilmeli” şeklinde açıklardı. Sümeyye Asarkaya’nın anlatımına göre; Hümeyra teyze her zaman tatlı ve yumuşak konuşurdu. Her zaman işin olumlu tarafını görür ve hiç ümitsizliğe kapılmazdı. Tevekkül ehliydi, bize her haliyle yaşayarak bunları gösteriyordu (Kuloğlu, 2025:95-96).

Emine Taşkesen Atik, ondan şöyle bahsediyor: “Hümeyra Teyze’nin yanında 30 saniyeden uzun negatif konuşulmaz” diye söylemişlerdi. Olumsuz bir konuşmada illaki konuyu ya da bakış açımızı değiştirirdi (Kuloğlu, 2025:152).

Tülay İyimutaf da bu anlamda şu gözlemini naklediyor: Her işi olumlu bakışına bir örnek anlatmak isterim: Bir yatsı namazı çıkışı onu evine bırakmak için eşimle beraber götürüyorduk. Eşim yolu şaşırdı. Yanlış yollara girip çıkıyordu. Ben tedirgin oldum. Tabii hemen müdahale etti ve şöyle deyiverdi: Ne güzel! Medine sokaklarını geziyoruz. Epeydir buraları görmemiştim. Çok güzel oldu.” (Kuloğlu, 2025:126).

 

Mehmet Zahid Kotku’nun Talebesi Oldu

Doktor Hümeyra Ökten hanımın hayatının kilometre taşlarından biri de son dönem alim ve mutasavvıflarından Mehmet Zahit Kotku ile tanışmaları olur.
Hümeyra Ökten, zaman içinde Mehmet Zahid Efendi’nin değer verdiği talebelerinden biri olur. Hoca Efendi, bir gün Ona “Torununa Hümeyra ismini verdiğini” söyler “Sen bizim sürümüzdenmişsin” diye iltifat eder.

Yıllarca Mehmet Zahid Efendi ile Mekke’de Medine’de birlikte bulunurlar. Hac vazifelerini yaparlar. Bu sırada çok sayıda hatıralar birikir.

“Kendisiyle hac yolunda tanıştım.Ben onu dedeme benzetirdim. Kalbimde ona karşı muhabbet doğdu. Hoca Efendi “Biz çobanız. Çobanlar kendi koyunlarını tanırlar. Bu bizim sürüden” derdi.

İstanbul’a geldikten sonra bana hasta gönderirdi. Hanımı da hastam oldu. Hoca Efendi çok hoş sohbetti. Babama kıymet verir, ilim sahibi olduğu için sağ tarafına oturtur, babam konuşurken o konuşmazdı. Bundan dolayı babam da Hoca Efendi’ye karşı muhabbet besledi.

Seneler sonra bir hasta sebebiyle İskenderpaşa Camii’nde görevli olan Mehmet Zahid Efendi’ye gitmiştim. Hoca Efendi bana latife ederek, “Senin ismini alarak torunuma koyduk. İkinci torunumun ismini de sen koy” demişti. Ben de kız kardeşimin ismini düşünerek, “Züheyra olsun” dedim ve öyle de oldu. (Ökten,2021:30)
Celal Hoca da zaman zaman Mehmet Zahit Kotku’nun Zeyrek’teki sohbetlerine devam etmektedir. Onun 1961 yılındaki vefatının ardından yeni gelişmeler olur.
“1961 senesi Kasım ayında Arabistan’a gittim. Babacığımın ani vefatını orada gazetelerden öğrendim. Hemen İstanbul’a geldim. Taziye için eve eş dost epeyi gelen oldu. Bir gün Fatih’te hastaya gidecektim. Annem de “Kızım, hazır Fatih’e gitmişken Hoca Efendi’ye uğra” dedi. Yani Kotku Hazretleri’ne. Onu çok severim, o da beni sever. Babama ders vermişti. Babam vefat ettiği için “Eviniz derssiz kalmasın” dedi ve bana tesbih/ders verdi. Hoca Efendi, babamdan sonra dersi bana verdi ve “Git bunu annene tarif et, söyle” dedi. (Ökten,2021:55)

 

Ümmet için fedakarlığı

Doktor Hümeyra Ökten’in en mümeyyiz vasıflarından biri tasavvufta “can cömertliği” denilen duyguya sahip olup hemen her fırsatta hastaların ve muhtaçların yardımına koşan bir şahsiyet olmasıdır. “Her eve bir anne ama yedi mahalleye de bir doktor lazım, işte o doktor ben olayım” diyerek (Ökten, 2021:45) yola çıkan Ökten’in “İlk haccında Arafat’ta yaptığı, “Ya Rabbi her sene hacca gelip hacılara hizmet etmeyi nasip eyle” duası kabul olur ve her sene hacca gider. (Ökten, 2021:285)

Büyük mutasavvıf Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi’nin “Himmet isteyen Ümmete hizmet etsin” sözündeki inceliği hayatına rehber edinen Doktor Hümeyra Ökten, doktorluk anlayışını şöyle anlatıyor: Biz nöbet usulü çalışır, nöbet ertesi Beytullah’a tavafa giderdik. İşte böyle çalışırken hac günü geldi, 19 Ağustos arefeydi. Tervive günü Arafat’ta çadırlar kuruldu. Biz de akşamdan çıktık, erkekler ihramlı olduğu için başları açık, Ağustos güneşinden hasta oldular çalışamadılar.
Ben ise başımın üstüne buz torbası koydum, torbayı da yanımdaki halkalardan gazlı bezle bağladım. “Burası hizmet yeri, oturmak olmaz” dedim ve çadır çadır dolaştım. Allah’a “Ya Rabbi bana her sene hac nasip et, buraya her sene geleyim” diye dua ettim. Elhamdulillah kabul oldu. Ondan sonra her hacda Arafat’ta oldum. (Ökten, 2021:178)

Yorumlara Git

Özgür Özel hiç bu kadar zavallı bir duruma düşmemişti! Kendi başkanları onu böyle yalanladı

Ekonomide New York çıkarması: Bakan Şimşek ABD'deki temaslarını tamamladı

Putin’in temsilcisinden AB’ye mezarda bile içki içen CHP’lileri hatırlatan cevap: Sevgili Kaja fazla içme!

Gabar'da petrol üretimi günlük 81 bin varile ulaştı Kar altında rekor üretim

Suriye'nin petrol sahası! Deyrizor, PKK-SDG'den kurtarıldı