Gündem
HÜDA-PAR harekete geçti! Zina suç sayılsın
Son yıllarda patlak veren fuhuş rezaletleri, uyuşturucunun etkisine girip her türlü ahlaksızlığı işleyen çalgı çengi takımının yönlendirmesiyle başlayan toplumsal tabana yayılan fuhuş furyası, adım adım toplumumuzu çürütürken HÜDA-PAR’dan anlamlı bir çıkış geldi.
SEBAHATTİN AYAN İSTANBUL
Son yıllarda patlak veren fuhuş rezaletleri, uyuşturucunun etkisine girip her türlü ahlaksızlığı işleyen çalgı çengi takımının yönlendirmesiyle başlayan toplumsal tabana yayılan fuhuş furyası adım adım toplumumuzu çürütürken, HÜDA-PAR’dan anlamlı bir çıkış geldi. Daha önce çifte pasaportlu Siyonist askerlerin ve İsrail saflarında savaşan katil zanlılarının Türk vatandaşlığından çıkarılmasını ve LGBT sapkınlığının yasaklanmasını gündeme getiren HÜDA PAR, bu kez de İslam’da ayetlerle yasaklanan ve büyük günahlardan sayılan zinanın yeniden suç sayılması için harekete geçti. HÜDAPAR, aileleri yıkan ve evliliklerin önünde en büyük engel teşkil eden zinanın suç sayılması için çalışma başlattı. Kamuoyundan destek toplayan kampanya memnuniyetle karşılanırken gazetemize konuşan uzmanlar, mevcut yasal düzenlemelerin toplumsal hassasiyetleri yeterince gözetmediğini savunarak, ahlaki ve kültürel değerlerin korunmasına yönelik adımlar atılması gerektiğini dile getirdi.
HUKUKEN ÇELİŞKİLERLE DOLU
Konuyla ilgili açıklama yapan HÜDA PAR Sözcüsü Yunus Emiroğlu, zinanın yeniden suç sayılması gerektiğini belirterek, bunu teşvik eden yayınların da cezai kapsam altına alınmasını istedi. Zina konusunun hukuk açısında çelişkilerle dolu olduğunu belirten Emiroğlu, “2021 TÜİK verilerine göre boşanmaların sebepleri arasında ikinci sırada yüzde 14’lük bir payla aldatma, zina gelmektedir. Devlet kurumunun karşı karşıya olduğu bu yıkımın sebebi görmezden gelinmemelidir. Toplumsal bir afet olan zina için Yüce Allah İsra Suresi 32’nci ayette şöyle buyurmaktadır “Zinaya yaklaşmayın. Zira o hayasızlıktır ve çok kötü bir yoldur”. Ne yazık ki bu hayasız ve kötü olan yolların serbestliği, teşvik eden yayınların ve ortamların çokluğu, zinanın özel hayat adı altında korunması, sadakati cezalandıran, sorumsuzluğu ödüllendiren bir tablo ortaya çıkarmaktadır. Zina, boşanma davalarında hukuken ailenin temelinden sarsılmasına yol açan bir sebep olarak kabul edilmesine rağmen, ceza hukuku bakımından suç sayılmaması bir çelişki oluşturmaktadır. Zinanın serbest olduğu, evliliklerin ise zorlaştığı bu dönemde gençlere açıkça külfet ve sorumluluk gerektiren evliliğe gerek yok mesajı verilmekte. Buradan açıkça çağrı yapıyoruz. Zina yeniden suç olmalıdır. Bu suçu işlemeye sevk eden yayın ve çalışmalar da suç kapsamına alınmalı. Evlilik müessesesinin kurulması için gençlere geri ödemesiz destekler verilmelidir” ifadelerini kullandı.
AYM SUÇ OLMAKTAN ÇIKARDI
Zina suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 1926’da yürürlüğe girmesiyle birlikte üç ayrı maddede düzenlendi. TCK’nın 440. maddesi evli kadının, 441. maddesi evli erkeğin, 442. maddesi ise evli olup birlikte yaşamayan kadın ve erkeğin zina fiilini suç sayıyordu. Ancak bu düzenlemeler Anayasa Mahkemesi denetimine takıldı. Mahkeme, 1996 yılında evli erkeğe ilişkin 441. maddeyi, kadın ve erkek arasında eşitsizlik ürettiği gerekçesiyle iptal etti. Ardından 1999’da, aynı fiilin erkek için suç sayılmamasına rağmen kadının cezalandırılmasının eşitlik ilkesine aykırı olduğu belirtilerek 440. madde de yürürlükten kaldırıldı. Aynı süreçte 442. madde de iptal edildi. Böylece, Anayasa Mahkemesi’nin 1996 ve 1999 tarihli kararlarıyla zina fiili Türk Ceza Kanunu kapsamında suç olmaktan çıkarıldı.
ZİNANIN NORMALLEŞTİRİLDİĞİ TOPLUMDA GELECEK OLMAZ
Söz konusu zinanın yasaklanmasını düzenlemesinin geç kalınmış bir adım olduğunu dile getiren Mil Diyanet-Sen Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Tahiroğlu, “Uzun süredir toplum olarak ağır bir savrulmanın içindeyiz. Aile yapısının zayıflatıldığı, eğitimin içinin boşaltıldığı, ahlâkın ise neredeyse “kişisel tercih” adı altında değersizleştirildiği bir dönemden geçiyoruz. Ne yazık ki bu yozlaşmadan İslami değerler ve toplumsal ahlâk da ciddi şekilde etkilenmiştir. Haram–helal bilincinin aşındırıldığı, zinanın ve gayri meşru ilişkilerin normalleştirilmeye çalışıldığı bir süreç açıkça dayatılmaktadır. İşte tam da böyle bir ortamda, HÜDA PAR’ın hazırlık aşamasında olduğu ve yakın zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunacağı; zinanın yasaklanması ve suç sayılması yönündeki kanun teklifi hem vicdanların sesi hem de toplumsal çöküşe karşı geç kalmış ama son derece yerinde bir adımdır. Bu önerge; yalnızca dini bir hassasiyet değil, aynı zamanda aileyi, nesli ve toplumu korumaya yönelik millî ve ahlâkî bir duruşun ifadesidir. Bizler bu duruşu millî ve samimi bir sorumluluk bilinciyle destekliyoruz” şeklinde konuştu.
AĞIR YAPTIRIM YOKSA AİLE YOK OLUR
Devletin aileyi ve toplumu korumakla mükellef olduğunu kaydeden Av. Tarcan Ülük, “Anayasa’nın 41’inci maddesi yürürlükte olduğu sürece bu tartışmaların ciddiyetle ele alınması gerekir. Zinanın suç olup olmaması meselesine gelince; zina yalnızca bireyleri değil, üç yönlü olarak tüm toplumu etkileyen bir olgudur. Her şeyden önce aile kurumunu doğrudan ilgilendirir. Türkiye’nin karşısında konumlanan birçok yapı ve devletin, özellikle aile yapısını hedef aldığı açıktır. Anayasa’nın 41’inci maddesi açık ve emredicidir: Devlet, aileyi korumak ve güçlendirmekle yükümlüdür. Zinanın suç sayılmaması, toplumun genel düzeninin zedelenmesi anlamına gelir. Türk toplumunun sosyolojik yapısında ister kadın ister erkek olsun, eşini aldatan bireyin karşılaştığı toplumsal yaptırımlar son derece ağırdır. Hukuki yaptırım olmadığında ise bu durum çoğu zaman cinayetlere, ağır yaralamalara ve ailelerin tamamen dağılmasına yol açmaktadır. Benim kanaatim, zinanın mutlaka bir yaptırıma bağlanması gerektiğidir. Bu yaptırım illa hapis cezası olmak zorunda değildir; para cezası ya da bazı meslekler açısından kısıtlamalar gibi düzenlemeler getirilebilir. Önemli olan, hukuki yaptırımın toplum vicdanındaki ağırlıkla orantılı olmasıdır. Zinanın suç olmaktan çıkarılması, ahlaki yozlaşmayı meşrulaştıran çevrelere alan açmaktadır. Bunun kabul edilebilir bir tarafı yoktur. Aksine, daha caydırıcı yaptırımlarla ele alınması gerekir. Şunu da belirtmekte fayda var Zina suç olursan sapkınlık da azalır.
Aile yapımıza ciddi saldırılar yapılıyor
“Son dönemde medyada gündeme gelen çarpık ilişkiler de bu ortamdan cesaret almaktadır. Üçüncü bir cinsiyetin varlığını kabul etmiyorum; bunun tedavi edilmesi gereken bir durum olduğunu düşünüyorum. Bu yapıların, örgütlü suç tanımına uygun biçimde hareket ettiğini ve bazı siyasi ve yerel yönetimler tarafından meşrulaştırıldığını da görüyoruz. Geçmişte bazı belediyelerin ve siyasi aktörlerin bu yapılarla açık iş birliği içine girdiği, belediyelerde bu doğrultuda birimler kurulduğu hafızalardadır. Bu durum, Türk toplumunun aile yapısına ve kültürel dokusuna yönelik ciddi bir saldırı olarak değerlendirilebilir.
Ayrıca, uluslararası kriminalistik literatürde de belirtildiği üzere, bu yapıların yoğun olduğu alanlarda uyuşturucu kullanımının ve ticaretinin daha yaygın olduğu iddia edilmektedir. İrade kaybıyla birlikte ortaya çıkan bu tür ilişkilerin, toplumsal çözülmeyi hızlandırdığı düşünülmektedir. Türkiye genelinde uyuşturucunun yaygınlaşmasında, bu yapıların da terör örgütleri kadar etkisi olduğu göz ardı edilmemelidir.
Sonuç olarak, toplumun daha sağlıklı bir yapıya kavuşması için bu gerçeklerin yetkililer tarafından görülmesi ve gerekli adımların atılması şarttır. Zinanın yaptırıma bağlanmasının, toplumsal sapmaların azalmasına katkı sağlayacağı kanaatindeyim” ifadelerini kullandı.