Aktüel
'Erkek üzerinden yürütülen kimlik operasyonu!'
Mehmet Sebbah Yiğit Haber Vakti'nde yazdı: Toplumsal denge; kadın–erkek karşıtlığıyla değil, tamamlayıcılığıyla ayakta durur. Ancak günümüz söylemleri bu tamamlayıcılığı değil, çatışmayı beslemektedir.
Mehmet Sebbah Yiğit Haber Vakti'nde yazdı: Toplumsal denge; kadın–erkek karşıtlığıyla değil, tamamlayıcılığıyla ayakta durur. Ancak günümüz söylemleri bu tamamlayıcılığı değil, çatışmayı beslemektedir.
BU BİR ÖZGÜRLÜK HİKÂYESİ DEĞİL, TOPLUMSAL ÇÖZME PROJESİDİR
Bugün bize anlatılan hikâye basit:
“Birey özgürleşiyor, kalıplar yıkılıyor, kimlikler çeşitleniyor.”
Ama sahaya baktığınızda görünen tablo çok daha net:
Bu dönüşüm en çok erkek üzerinden yürütülüyor.
Tesadüf mü? Değil.
Çünkü erkek çözüldüğünde, toplum daha hızlı çözülür.
ERKEKLİK NEDEN HEDEFTE?
Tarih boyunca toplumların ayakta kalan son kolonları bellidir:
Aile, otorite, sınır ve sorumluluk.
Bu kolonların taşıyıcısı çoğu kültürde erkektir.
Dolayısıyla modern dünyada yapılması gereken şudur:
Erkeği yıkmak değil anlamsızlaştırmak.
Bugün erkek:
• Sürekli problemli
• Sürekli toksik
• Sürekli potansiyel tehdit
olarak kodlanıyor.
Güç, sorumluluk ve liderlik ise sistematik biçimde şüpheli kavramlara dönüştürülüyor.
Sonuç?
Kimliğinden utanan, rolünden emin olmayan, varlığını savunamayan erkek.
BATI’NIN OYUNU ŞEFFAF: KİMLİĞİ BEDENDEN KOPAR
Batı’nın asıl stratejisi şudur:
Kimliği biyolojiden kopar, algıya bağla.
Çünkü algı yönetilebilir, biyoloji dirençlidir.
Cinsiyet artık:
• Bedensel bir gerçeklik değil
• Psikolojik bir beyan
• Sosyal bir performans
haline getiriliyor.
Bu, bireysel tercihten çok daha fazlasıdır.
Bu, toplumsal dengeyi bozma hamlesidir.
Erkeklik ve kadınlık karşıtlık değil, tamamlayıcılıktır.
Ama siz bu tamamlayıcılığı “çatışma” olarak kodlarsanız, toplum kendi içinde kavga etmeye başlar.
DSM: BİLİMSEL REHBER Mİ, İDEOLOJİK KILAVUZ MU?
Asıl rahatsız edici kısım burada başlıyor.
DSM bize “bilim” diye sunuluyor.
Oysa DSM bir laboratuvar sonucu değil, oylama ürünüdür.
Döneme göre:
• Hastalık çıkar
• Hastalık silinir
• Tanım değişir
Bugün yaşanan sorun şu:
Psikolojik karmaşa ile kimlik meselesi bilinçli biçimde iç içe geçiriliyor.
Travması olan, bastırılmış duygularla büyümüş, erkekliğe dair sağlıklı model görmemiş birey;
Terapiyle güçlendirilmek yerine, etiketlenerek yönlendiriliyor.
Bu tedavi değildir.
Bu, sorumluluktan kaçıştır.
ERKEKLER NEDEN DAHA GÖRÜNÜR?
Bir gerçeği kabul edelim:
Erkekler bugün tarihsel olarak en hazırlıksız oldukları dönemdeler.
• Duygularını tanımıyorlar
• Rollerini kaybetmişler
• Ama hâlâ güçlü olmaları bekleniyor
Bu çelişki patladığında, ortaya çıkan şey çoğu zaman:
Kimlik değişimi değil, kimlik kaçışıdır.
Kadınlar duygusal geçişlerini daha erken yaşarken, erkekler bu süreçle ilk kez yüzleşiyor.
Ve bu yüzleşme, onlara en kolay sunulan dille ifade ediliyor: kimlik diliyle.
BU BİR ÖZGÜRLÜK HAREKETİ DEĞİLDİR
Bu yazıda ne mi demek istiyorum?
Her kimlik beyanı cesaret değildir.
Her dönüşüm ilerleme değildir.
Her “özgürlük” söylemi masum değildir.
Bazen sistem, bireye şunu fısıldar:
“Sorun sende değil, kimliğinde.”
Oysa sorun çoğu zaman:
• Öğretilmeyen erkeklikte
• Bastırılan duygularda
• Bilinçli biçimde çözülen toplumsal yapılardadır
SON SÖZ: ERKEĞİ KURTARMADAN TOPLUMU KURTARAMAZSINIZ
Erkeği suçlayarak değil,
Onu yeniden sağlıklı bir role yerleştirerek yol alınır.
Çünkü erkek çöktüğünde:
• Aile sarsılır
• Toplum yönsüzleşir
• Kimlik kaosu kalıcılaşır
Bu yüzden bugün tartıştığımız şey cinsiyet değil;
Gücün, sorumluluğun ve sınırın kimde olacağıdır.
Ve bu tartışma, sanıldığından çok daha politiktir.