AKİT MENÜ

Okur Postası

Kaçırılan çocuklardan birisinin sizin olduğunu bir an düşünün

Gazetemiz okurlarından Süleyman Akıllı / Kocaeli 'Kaçırılan çocuklardan birisinin sizin olduğunu bir an düşünün' başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Haber Merkezi
Güncelleme Tarihi:

Ülkemizde ya da dünyada olup bitenleri birer magazin unsuru gibi izlemekten vazgeçince; mevcut gerçeklikle, varoluşsal gerçekler arasındaki illiyet bağını okumaya başlamak mümkün oluyor. Bunun önemi, hayatın her anında ve alanında olanların tamamını belirleyen varoluşsal gerçekler yani kök hükümler, eğer insanların fıtratlarına aykırı kaynak ve çerçevelerden alınıyorsa, insanların ödeyeceği bedelleri ya da fıtrata uygunsa kazanacağı ödülleri görüp, okuyabilmesi açısından önemlidir. Kök hükümler, hayatın mahiyetini belirler. İnsanlar da iradeleri ile hangi kök hükümlerle, hangi kararları alıp, davranışları sergileyecekleri tercihleriyle, kaderlerini ve yaşadıkları hayatlarının mahiyetlerini belirlerler. Bu yazıda bir miktar kötülük meselesi üzerinde durulmaktadır. En geniş kapsamıyla değil mahsusen; “kötülüğün sınırları” üzerinde... Zira sıradan insanlar olarak bizlerin kötülüğün sınırları ile ilgili tahayyül ya da tasavvurumuz ancak sınırlı hayatımızda gördüklerimiz, duyduklarımız, maruz kalarak tecrübe ettiklerimiz kadardır. Ancak maruziyetimizin limitlerini de sadece farkında olduklarımız belirlemiyor. Son günlerde ortaya dökülen rezalet ötesi kötülükleri ve kötüleri, bizi etkileyen fakat farkına varmadıklarımızı farketmek için okumak zorundayız. Kesin bir rakam tespit edilememekle birlikte her yıl dünyada binlerce çocuk kaçırılmaktadır. Peki bu çocuklara ne oluyor? Elbette yine bizler gibi sıradan insanların müdellel hale getirmek imkanı olmamasına rağmen, mecburen açık kaynak bilgileri, spekülasyonları üzerinden bir fikir üretmek zorunluluğumuz var. Bunlar insan tacirleri, çağdaş köle tüccarlarının ve arkasındaki güçlerin organizasyonları tarafından kaçırılmaktadır. Bunları alanlar; köle olarak kullanmakta, seks objesi haline getirip, kullanmakta ve satmakta, organları çalınıp, satılmakta, sapkın inanç gruplarının ritüellerinde kurban edilmekte ve daha sapkınlar tarafından; kanları veya başka unsurları çekilip, işlenerek satılmakta, her tür sapkınlığa alet edilmekte ve en derin spekülasyon da bunları pişirilip, yenildiği yönünde. İlaç endüstrisi, psikolojik çalışmalar, farklı araştırma ve deneylerde kobay olarak kullanılmaktalar. Magazinel okuma, aslında okurken bile midenizin bulandığı, dehşete kapıldığınız şeylerin adeta kendimizden uzak olduğunu düşünmemizi sağlayan bir öz kandırma mekanizmasıdır. Aynı, insanları ölüm gerçeğini düşünmekten alıkoyan hayat, davranış, düşünüş biçimlerinin geliştirilmesi gibi. Oysa ki hiçbirisi insanları ölümden koruyamamakta, eninde sonunda herkes o gerçekle karşılaşmaktadır.

 

Ancak sıradan insanların tepki ve tavır oluşturmaları ancak kötülük kendi kapılarını çalınca mümkün olmaktadır. Yirmi-otuz sene önce uyuşturucu belasının bizlerden ne kadar uzak olduğu zannıyla, rahat bir şekilde meseleye yine magazinel bağlamda ilgi gösteriyorduk. Şimdi neredeyse bu kötülüğün kapısını çalmadığı hane kalmadı.

Meseleyi farklı boyutlarıyla ele almadan önce okuyucudan, bu kayıp çocuklardan birisinin sizin çocuğunuz olduğunu ve onlara yapılanların sizin çocuğunuza da yapıldığını hayal etmenizi tavsiye ediyorum.

 

Bunu laf olsun diye değil, belki de, sıradan olmaktan vazgeçiren bir motivasyon kaldıracı olabilir ihtimali ile söylüyorum. Zira kötülüğün limitsizliği ve bunları yapanlarla bizler arasındaki ilişkilerin niteliği düşünülürse; daha hangi birilerinin, ne zaman, ne kadarının sizin kapınızı çalacağı; sizin, eşinizin, çocuklarınızın, torunlarınızın, sevdiklerinizin bu kötülüklerden ne kadar etkileneceğini, sizin sıradan mı, nesne mi, özne mi olacağınız kararınız belirleyecektir.
Epstein tartışması, “ünlü isim” merakıyla sınırlı olmadığı ölçüde önem kazanıyor; çünkü devlet arşivleri ve yargı süreçleri üzerinden çok büyük bir malzeme akışı var ve bu akışta mağdurların kimliklerinin dahi yanlış redaksiyonla ifşa edilmesi gibi, devlet kapasitesi–etik–güvenlik hattını gösteren rezaletler yaşanıyor. Bu tablo, tek tek iddiaların ötesinde şunu gösteriyor:

 

Elit ağların “dokunulmazlık hissi”, kurumların şeffaflık–güvenlik dengesini yönet(e)memesi; mağduriyetin sistem içinde ikinci plana itilebilmesi.

Epstein gibi olaylarda neden hep “etkili çevreler”in konuşulduğunu da açıklayabilir: Böyle ağlar sosyal sermaye ister; sosyal sermaye de tepede yoğunlaşır.
Okuyucunun firasetine tevdi ederek konu üzerinde, giriş kısmıyla iltisaklı bir özet fikir çerçevesi çizmeye çalıştım. Fakat asıl önemli olan bunları bilmenin, farkında olmanın nasıl işe yarayacağıdır?

Kestirmeden şunu söyleyebilirim. Kötülükten korunmanın romantik bir yolu yoktur. Maruz ve muhatap olacakların, yapanlar kadar; farkında, özne ve dirayetli olmak mecburiyetleri vardır. Bu da sıradan insanların belki de hiç gündemlerine düşmemiş olan; hayatın fıtratına uygun tasavvuru, özne olmak mecburiyeti, hayata, etkili bir biçimde dahil ve müdahil olmak sorumluluğu, bunları gerçekleştirebilecek formasyona sahip olmak için kendini yeniden inşa etmek mecburiyeti... Bunun lazım şartı da, hayatın en diplerinde yaşamayı ve en diplerin; yeme, içme, barınma, giyinme, çoğalma, onaylanma gibi değerlerin tek, mutlak ve insan olmanın normları türü inançları; insanı insan yapan, özne yapan, yükselten ve yücelten inanç ve değerlerle değiştirmek; hayatın diplerine korkuyla, sıkıca tutulmuş elleri gevşetip, özgür ve özne olmaya izin vermektir.

Yorumlara Git

Laikçi kumpasa uğradı! Öğrencilerinden Ramazan Hoca’ya anlamlı ziyaret

Firar ettiği çukurdan salya akıtıyordu: FETÖ'cü Mustafa Okumuş'un sesi kesildi

ROKETSAN yerli ve milli olarak üretti! SİHA’larımızdaki bu özellik birçok ülkede yok

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan flaş açıklamalar

Yüzde 15’i bırak yüzde 85’e bak! Bunun adı ‘biz zenginlerin gazetesiyiz’ demek