Gündem
Vahit Kirişçi Akit'e konuştu: CHP’nin zulmünü duyarak büyüdük
AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Prof. Dr. Vahit Kirişçi, CHP’nin gerilim siyasetini eleştirdi. “CHP’nin kitabında adalet yok” diyen Kirişçi, bir neslin CHP’nin zulmünü duyarak büyüdüğünü vurguladı.
ASRIN DEPREMİ DEĞİL, KIYAMETİN KÜÇÜK BİR PROVASIYDI
Sayın Kirşçi asrın felaketi Kahramanmaraş depremi sırasında siz Tarım ve Orman Bakanı’ydınız. Depremde yaşananlara ilişkin neler anlatırsınız?
Kahramanmaraş’ta yaşanan depremler aslında dünyada, karada yaşanan en şiddetli deprem. Dolayısıyla, yani bir asrın da ötesinde gelmiş geçmiş, karada yaşanan en büyük yıkıma neden olan bir deprem. 11 il diyoruz ama, yapımı tamamlanan 455 bin 357 bağımsız bölüme baktığınızda onun içinde Tunceli de var, Kayseri de var, Bingöl de var, Sivas Gürün de var. Yani bunları da katarsak, 11 il fakat etkilenen yerlerle birlikte 15’e çıkıyor. Bu 455 bin 357 bağımsız bölümün anahtarları, 27 Aralık 2025 tarihi itibariyle, Hatay’daki Cumhurbaşkanımızın ve ittifak ortağımız MHP Genel Başkanı Devlet Bey’in katıldığı törenle teslim edildi. 11 il, 124 ilçeyi içine alan 110 bin kilometrekarelik bir alan ve 14 milyon nüfus doğrudan etkilendi. Bu alan, Avusturya ve Belçika’nın toplam yüzölçümü kadar bir alana eşdeğer. Tabii deprem olur ama bu depremin işte şehirler birbirine komşu olmaz. Komşu şehir size gelir yardım eder. Ama kimsenin kimseye bir yardımının söz konusu olmadığı ve çaresizlik içerisinde kaldığı bir depremdi. Ben 6 Şubat’ı bu manada kıyamet gününün küçük bir provası olarak tanımlıyorum. Yani insan hafızasının, insan aklının veya hayalinin almayacağı bir deprem olduğunu, bir afet olduğunu, bir felaket olduğunu özellikle belirtmek istiyorum. Ülkemizin yedide birinde yaşanan bir deprem. Şimdi bu büyüklüğü bir ortaya koyalım. Biz de o dönemde kabinedeydik. Sayın Cumhurbaşkanımızın görevlendirmesi çerçevesinde ben de Hatay ilinin koordinatör bakanı olarak gittim. Fakat bizim kendi uçağımız olduğu halde, bakanlığımızın kendi uçağı olduğu halde önce bir Adana’ya inmek zorunda kaldık. O alanda ilk günlerde çalışabileceğimiz sıradan bir ofis bile bulamadık. Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyor ki o dönemde Kahramanmaraş, Malatya, diğer Adıyaman gibi illerimizde de kar var. Çok sert, çok ağır. Yollar zarar görmüş, köprüler zarar görmüş, viyadükler zarar görmüş. Böyle bir ortamda çalışmalara başladık. Elektrik yok, su yok, doğalgaz yok, bir lokma ekmek yok. Hayat felç. Her şey kilitlenmiş. Enkaz bütün şehirlerimizi sarmış. Kimsenin kimseye faydası yok. Kıyamet provası dediğim zaten o. Tabii o çığlık sesleri, “bizi kurtarın” sesleri enkazın altından geliyor ve siz netice itibariyle on bir ile devletin bütün imkânlarını seferber etmek, seferber etmek zorundasınız. Dost ve kardeş ülkelerin bu manada seferberliği var. Onları da, şükranla anmak gerekir. Böyle bir süreç yaşadık. Mesela ısınma başlı başına bir konuydu. Biz tekrar primitif hayata geri döndük. Nedir primitif hayat? Bakanlık olarak o dönemde yetmiş bin ton, eğer bir kamyon yedi ton olursa on bin kamyon odun dağıttık... Şehri terk etmek isteyenlerin, ulaşım araçlarının çalışması için akaryakıt ihtiyacı var. Benzin istasyonu var. Fakat benzin istasyonunda jeneratör yok. POS cihazı çalışmıyor. Siz depremzedesiniz. Enkazdan çıkmışsınız. Üzerinizde hiçbir şey yok. İşte nakit yok. Banka kartı yok. O yok, bu yok. Tabii ne yapıldı? İşte EPDK tarafından kararlar alındı ve tabir yerindeyse adeta Bakkal Ahmet Amca’nın o alacak defteri gibi defter tutuldu ve gelene akaryakıt verildi. DSİ, bakanlık olarak söylüyorum o dönemin en gözde güzide kurumları hamdolsun bizim bakanlığımızın çalışmaları çok çok öne çıkmıştı. Hatırlayacak olursanız o enkazda kurtarma işini daha sonra da enkaz kaldırma işini o yeşil renkteki DSİ’nin araçları, yine kırmızı renkteki Orman Genel Müdürlüğü’nün araçları seferber edildi ve bir milyon litre akaryakıt dağıtmışız. Bir milyon litre, işlek bir noktadaki bir benzin istasyonunun bir yıllık sattığı akaryakıta eşdeğerdir. İlk elzem olan çadırdı. Bir çadır bulan, bir çadıra kavuşan adeta sarayda, işte lüks bir villada yaşıyormuş gibi mutlu olmaya başladı. Devamı bunun konteyner olarak sürdü. Konteyner kentler kuruldu ve hamdolsun daha 6 Şubat depremlerinin üçüncü yılı dolmadan, 27 Aralık 2025 tarihinde Cumhurbaşkanımızın teşrifleriyle Hatay’da 455 bin 357 bağımsız bölümün anahtarını kura ile vatandaşlarımıza teslim etmiş olduk.
ALMANYA SELZEDELERE 200 EURO, ABD YANGINZEDELERE 700 DOLAR VERDİ
Belçika ve Avusturya’nın yüzölçümü kadar bir alanı yeniden inşa etmek, her devletin altından kalkabileceği bir şey değil sanırım…
Bu büyük bir devletin yapabileceği bir işti. Mesela Almanya’da bir sel felaketi oldu. Almanya Hükümeti 200 euroyu verdi ve dedi ki “ayak altında dolaşma, beni de meşgul etme” ABD’de Los Angeles yangını çıktı. ABD Hükümeti o yangında evlerini kaybedenlere 700 doları verdi. Dedi ki “bir daha bana gelmeyin”. Bunların hepsi ekonomik olarak dünyada ilk sıralarda yer alan ülkeler. Dünyanın önde gelen ülkelerinin bu tür afetler karşısındaki iş ve işlemleriydi. Bu nedenle Türkiye’nin başardığı yeniden imar faaliyetini bu kadar kısa zamanda başarabilecek ülke yok diyebiliriz. Hatırlayın yine o dönemde “Devlet-Millet El Ele” kampanyası başlatıldı ve o çerçevede de hani aslı olan, esas olan bu vatandaşlara birtakım ihtiyaçlarının süratle karşılanmasıydı. Ben kendi bakanlığımızla yani çok yakından bildiğim için söyledim.
KAHRAMANMARAŞ’TA 73 BİN 956 BAĞIMSIZ BÖLÜM YAPILDI
Depremlerin merkez üssü Kahramanmaraş’ta neler yapıldı?
Kahramanmaraş’ta 73 bin 956 bağımsız bölüm yeniden yapıldı. Bunların içerisinde kalıcı konutlarımız var. Bizim köy evlerimiz var. İşyerlerimiz var. Bunlar yapıldı, anahtarları teslim edildi. Gerek TOKİ, gerek Emlak Konut o kadar muazzam evler yaptı ki. Yani sosyal donatılarıyla, her şeyiyle dört dörtlük evler. Peki bitti mi? Hayır. Kahramanmaraş’ta örneğin Necip Fazıl Hastanesi zarar gördü. 450 yataklı bir hastane. Biz 400 yataklı hastanemizi bitirdik. Ağır çelik konstrüksiyonla yapıldı. Şimdi Kahramanmaraş Türkoğlu tarafından girdiğinizde hemen sol tarafta Kahramanmaraş Devlet Hastanesi olarak hizmet veriyor. Aynı şekilde yıkılan Necip Fazıl Hastanesi’nin yerine şu anda 600 yataklı bir bölümü yine ağır çelik konstrüksiyon, bir kısmı izolatör betonarmeyle inşa edilen hastane de önümüzdeki günlerde hizmete alınacak. Depremde zarar gören 450 yatak. Ama biz birkaç ayın içinde de bin yatağı bitirmiş olacağız. Üzerine 550 yatak. Bin yataklı bir şehir hastanesinin de temeli atıldı.
DEPREM ÖNCESİNDEN YÜZDE 20 FAZLA DERSLİK YAPILDI
Deprem bölgesinde okullar ve spor alanları da büyük zarar görmüştü.
Depremde biz bin 962 evladımızı, okul öğrencisini kaybettik. Kahramanmaraş genelinde 13 bin, 11 ildeki kaybımız ise 53 bin 537. Rakamları konuşmak dile kolay ama tek bir can kaybı bile çok önemli. Tabii ki eşref-i mahlukat insan. 6 Şubat depremi öncesine döndüğümüzde o günkü derslik sayısının yüzde yirmi fazlası var şu anda. Sadece bu tür ihtiyaçlar mı? Hayır. Mesela spor alanında da on yedi bin beş yüz kişilik bir stat şu anda hızla yapılıyor. Kültür merkezlerimiz hakeza, yollarımız yine aynı şekilde.
CUMHURBAŞKANIMIZDAN ALLAH RAZI OLSUN
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un bu inşa seferberliğindeki yerine dair neler söylersiniz?
Burada tabii ki en başta Cumhurbaşkanımızdan Allah razı olsun. İyi ki başımızdalar. Ben biliyorum, biz de kabinedeyken her hafta kabine toplantılarında birinci konu bu. Ama burada Murat kardeşimize, Murat Kurum kardeşimize de gerçekten şükranlarımı sunuyoruz. Çünkü olağanüstü bir çaba sarf etti ve Murat Kurum, adeta deprem bölgesini kendine yurt etti.
24 YILDIR BÖYLE ÇAPSIZ BİR ANA MUHALEFETE RASTLAMADIM!
CHP’li milletvekillerinin, yeni atanan Adalet Bakanı Akın Gürlek ve İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’ye Meclis’te yemin ettirmemeye çalışmasını nasıl yorumluyorsunuz?
Ben 24 yıldan beri bu meclisteyim. Yani mecliste ara verdiğim dönemler var. Ama hani ilk girişim 2002’dir. Dolayısıyla ben böyle bir muhalefet, böyle çapsız bir ana muhalefete, böyle bir çapsız bir hadiseye rastlamadım. Yapılanlar sadece Meclisin itibarı değil, aynı zamanda bu ülke adına da hoş değildi. Siz yüzde 53’e yakın bir oyla seçilmiş bir Cumhurbaşkanının anayasal hakkını kullanarak bir nöbet değişimi konsepti içerisinde iki bakanı atamış olması, yine anayasa gereği bu bakanlarımızın meclisin önünde yemin etme merasimine bunların tahammülsüzlüğü kabul edilebilir bir şey değildir. Bunun usulle falan bir alakası yok. Usul tartışmasıyla ilgili o anda meclisi yöneten Meclis başkan vekilinin yapacağı hiçbir şey yok. Bir alternatifi yok. Çünkü Cumhurbaşkanımızın bakan olarak Resmi Gazete marifetiyle Türkiye’ye ve dünyaya duyurduğu isimlerin, bu bakanlarımızın kürsüye gelip yemin etmesinin bir alternatifi yok. Yani orada yemin etmesin de şurada yemin etsin. Veya bugün yemin etmesin de yarın yemin etsin gibi bir seçenek yok.
CHP’NİN KİTABINDA ADALET YOK!
CHP’nin yemin krizi çıkarmasının altında Adalet Bakanı Akın Gürlek’e, İBB soruşturmasından kaynaklanan husumeti mi yatıyor?
Hani derler ya, “şecaat arz ederken sirkatin söyler”... Bu CHP’de artık millet olarak alıştığımız bir şey. CHP’nin kitabında adalet yok. Bakın bu kadar söylüyorum. Benim babam rahmetli siyaset adamıydı. Ve zamanında CHP’den çok çektiği için CHP ile ilgili bizi sürekli uyarırdı. “Oğlum bunlardan hak, hukuk, hakkaniyet beklemeyin” derdi. “Bunlar zalimdir, bunlar zulmeder” derdi. Eğer yargı bağımsızlığı, yargı bağımsızlığı diyorsanız, hakimin, savcının, avukatın, yargı camiasının işi olan bir konuyu siz kalkıp da orada burada niye gündeme getiriyorsunuz? Burada yargıya güvenmek ve bu işi yargıya havale etmek durumundalar. Şu anki Adalet Bakanımızın İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olmasını, bunların bunu içine sindirememesi, aslında kendi belediye başkanlarının suçlarını da kabullenmeleri anlamına gelir.
Keşke 455 bin konutun içinde CHP’li belediyelerin 5 konutu olsaydı
Peki bunca yapılanları görmek istemeyen CHP gibi muhalefet partilerine ne diyorsunuz?
Bizim bu yaptıklarımıza rağmen bunu çere çöpe çevirmeye çalışanlar oldu kendilerince. Şimdi bunlar kalktılar, malumunuz bizim, işte Kahramanmaraş’ta bu yaptıklarımızı yerinde görmek ve bunlara da bir teşekkür etmek yerine gelip Kahramanmaraş’ta Mehmet Akif Kongre Merkezi’nde o haftaki grup toplantılarını Kahramanmaraş’ta yaptılar. Biz tabii ki Kahramanmaraş’ta CHP’nin, bir siyasi partinin grup toplantısını yapmasından memnunuz.
Ama Kemal Kılıçdaroğlu’nun da hakkını inkar etmeyelim diyorum. Ama şunu da söylüyorum. Depremden tam 33 gün sonra gelmişti Kemal Kılıçdaroğlu. Özgür Özel’in de genel başkan olduktan sonra üçüncü gelişiydi Kahramanmaraş’a. Daha komik olanını söyleyeceğim. Mansur Yavaş’ın belki de hayatta kurduğu doğru olarak nitelendireceğimiz yegane cümlesi, grup toplantısı için Kahramanmaraş’a geldiklerinde “üç yıl sonra hasret giderdik” cümlesiydi. Şimdi deprem bölgesini kendine yurt edinmiş bir Murat Kurum başta olmak üzere kabine üyeleri, devletimizin kurumları, bu milletin öne çıkmış STK’ları, hayırseverleri, Kahramanmaraş başta olmak üzere bütün deprem illerinde “biz ne yapabiliriz” çabası içerisinde, devletin o kuralları, kaideleri çerçevesinde yapılan işleri yürütürken, Ey Cumhuriyet Halk Partisi! Keşke sen de Kahramanmaraş’a gelmiş olsaydın.
Keşke, o 455 bin 357 konutun törenleri yapılırken sadece 5 tane konutun da kendileri tarafından, kendi belediyeleri tarafından yapılmış konutlar olarak kuraya dahil edilmiş olsaydı. Demokrasilerde iktidar önemlidir, ama muhalefet iktidardan daha önemlidir. Çünkü muhalefet, iktidarın bir eksiği, noksanı varsa bunu tamamlaması gerekir. Yoksa iktidar her sistemde vardır. Ama demokrasilerde muhalefet vazgeçilmezdir.
Fakat bizdeki muhalefetin profili o kadar düşük ki, o kadar seviyesiz ki, işte, hani bizim konumuz değil ama kalkıp da kendi belediye başkanına kurduğu cümlelerde, insanların kendi yakınlarına bile söyleyemeyeceği o ağır ifadeler, hiç ağza alınmaması gereken o kelimeler maalesef sözde bu ülkenin ana muhalefetinin başında bulunan zat tarafından sarf edildi.
ASKERİYLE, POLİSİYLE, JANDARMASIYLA, STK’LARLA HERKES YARDIMA KOŞTU
CHP Genel Başkanı Özel’in, askerin depremde 3 gün geç çıktığı iddiasına ne diyorsunuz?
Devletin bütün kurumları, bakın depremin sabahı tüm engelleri de aşarak Kahramanmaraş’a güneyden gelmekte zorlanan, Kahramanmaraş’a kuzeyden Kayseri üzerinden gelerek ve kendince elinde ne varsa bunları seferber ederek, askeriyle, polisiyle, jandarmasıyla, diğer güvenlik güçlerimizle, sivil toplum örgütlerimizle deprem bölgesine koştu. Arama kurtarma faaliyetlerine katıldı. Bunları defalarca söyledik.
Ama diyoruz ya bunların gözleri var görmez, kulakları var duymaz, kalpleri var hissetmez. Çünkü bunlara yapacak bir şey yok. Kendi CHP’li belediyelerine “hizmet binanızı biz yapacağız” dedikleri halde bunlarla ilgili tek bir çivi çakılmış değil. Hatay’da Ulu Cami’yi CHP’li Bursa Büyükşehir Belediyesi yapmayı durdurdu. Bakın o zaman kendilerindeydi bu belediye ve şimdi Nurhak hâlâ kendilerinde. Elbistan Belediyesi kendilerinde. Ne Elbistan’ın, ne Nurhak’ın, ne Pazarcık’ın tek bir ihtiyacını karşılamış değiller. Yani ne kadar utanç verici bir şey ki bizim Murat Kurum’un Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı olarak, parti gözetmeksizin bütün belediyelere ihtiyaçlarının gönderilmesinin talimatını verdi. CHP Genel Başkanı ise verdikleri çöp konteynırlarını sayıyor.
Ya biz bunları saymaktan, bunları ifade etmekten hicap duyuyoruz. Bunlara verilen iş makinalarından, bunlara verilen diğer desteklerden ben hiç söz etmiyorum. Dolayısıyla böyle bir muhalefet, böyle bir ana muhalefet, Ak Parti’nin de Türkiye’nin de en büyük talihsizliği.