Dünya
İran ne bir Venezuela ne de Yugoslavya olur Amerika İran’da batağa saplanacak
İran, Yugoslavya örneğine benzer şekilde parçalanması mümkün olmayan bir ülkedir, yapısal farklılıkları ve günümüzdeki uluslararası konjonktür, 1999'daki Yugoslavya'nın koşullarından oldukça farklıdır. ABD Başkanı Donald Trump her fırsatta İran'da rejim değişikliğini desteklediklerini vurgulasa da İran ne bir Venezuela ne de Yugoslavya olur.
İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Özden Zeynep Oktav, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik stratejilerini ve bu stratejiler etrafında İran'ın jeopolitik gerçekliğini AA Analiz için kaleme aldı.
Tahran’ın ortasında İsmail Heniyye’nin şehit edilmesine mani olamayan İran, 2020 Ocak ayından itibaren Kasım Süleymani'nin suikastıyla başlayıp günümüze kadar devam eden süreçte büyük bir itibar kaybına uğramıştır.
İRAN VE KUDÜS GÜCÜ
Tahran yönetimi, yıllardır İran'ın gerçek sınırlarının Şii ideolojisinin etkili olduğu alanlar olduğunu savunmaktadır. Bu nedenle de Şii ideolojisini, özellikle yakın çevresindeki ülkelerde yaygın ve hakim bir düşünce haline getirmeye çalışmıştır.
2015 yılında İran'ın Tahran, Beyrut, Şam, Sana ve Bağdat olmak üzere 5 başkentte etkin olduğunu dünyaya ilan etmesi oldukça dikkat çekiciydi.
Başka bir ifadeyle İran, Kudüs Gücü'nü kurmuş, "Şii hilali" olarak adlandırılan etki alanını oluşturmaya çalışmış ve dış politikasında direniş retoriğini benimsemiştir. Bu doğrultuda kaynaklarını yoğun biçimde Suriye ve Irak’a aktarmış, bunun sonucunda da ulus devlet gücünü zafiyete uğratmıştır.
CİDDİ ZAFİYET GÖSTERGESİ
Eski ABD Başkanı Barack Obama döneminde, DEAŞ’la mücadele gerekçesiyle 2015 yılında Tikrit'in örgütten temizlenmesi sürecinde ABD ile işbirliği yapan İran, kısa süre içinde hem istihbarat alanında ciddi zafiyetler yaşamış hem de ekonomik olarak önemli ölçüde zayıflamıştır. Nitekim İran, 2024 yılında helikopter kazasında hayatını kaybeden Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin cenazesine dahi ilk etapta ulaşamayacak bir durumla karşı karşıya kalmıştır.
2015 yılında İran'ın bölgede DEAŞ'a karşı savaşan aktörlerden biri olarak öne çıkması ve Irak'ta Saddam sonrası dönemde Şiilerin yönetimde daha fazla söz sahibi olmasıyla İran'ın Irak'taki etki alanı genişlemiştir. Ancak bu etkinin artmasının ardından süreç İran açısından tersine dönmeye başlamıştır.
GİDEREK ZAYIFLAYAN BİR AKTÖR
Diğer bir deyişle, İran bölgede giderek zayıflayan bir aktöre dönüşmüş ve Yugoslavya'nın Komünizm tehdidi ortadan kalkınca parçalanması gibi gelecek senaryolarına maruz kalmıştır.
İran, bölgede kendi içinde FETÖ benzeri yapılanmalarla mücadele etme ve Suriye'de YPG'ye karşı Türkiye ile işbirliği yapma ya da Türkiye’nin bu konudaki tecrübelerinden yararlanma fırsatını değerlendirememiştir. Bununla da kalmamış, Türkiye'nin PKK ile mücadelesine destek vermek yerine çoğu zaman Türkiye'nin karşısında bir tutum sergilemiştir.
İSRAİL VE ABD’NİN ORTAK İRAN STRATEJİSİ
Bugün gelinen noktada ise Tahran yönetimi ABD’nin saldırı tehditleriyle ve etnik-mezhepsel kimlikler bazında içeriden çökertilmesi için yapılan planlarla boğuşmaktadır.
Şubat 2026'da Libertarian Enstitüsü tarafından yayımlanan bir analizde, İran'ın etnik ve mezhepsel temelde parçalanmasının ancak İsrail'in çıkarlarına hizmet edeceği ifade edilmiştir.
İran'ın parçalanmasını savunan radikal bir neo-muhafazakar kuruluş olan "Demokrasilerin Savunması Vakfı (Foundation for Defense of Democracies/FDD)" ise İran'ın Yugoslavya'ya benzer şekilde parçalanacağını iddia etmiştir.
Vakfın analisti Brenda Shaffer’ın değerlendirmesinde, İran Azerilerinin ayrılmasını teşvik etmeye odaklandığı yönünde önemli tespitlere yer verilmiştir.
PARÇALANMIŞ İRAN’A MÜSAADE ETMEZLER
Haziran 2025'te The Jerusalem Post'ta çıkan bir yazıda İran'ın bölünmesi için bir "Orta Doğu koalisyonu"nun kurulması gerektiğinin vurgulanması, Wall Street Journal’ın da benzer şekilde, "parçalanmış bir İran'ın Rusya ve Çin çıkarlarını engelleyebileceği, İsrail'e yönelik tehditleri azaltabileceği" iddialarının yer alması oldukça dikkat çekicidir.
2023’te İsrailli 32 milletvekilinin, İran’ın altı parçaya ayrılmasını savunan bir deklarasyon imzalayarak Tahran’dan İran Azerbaycan’ına, İran Kürdistanı ile Irak Kürdistan bölgelerinin birleşmesine, Ahvaz’ın bağımsızlığına ve Belucistan’ın Pakistan ile uyumuna yönelik önerilerde bulunması beraberinde pek çok tartışmayı getirmiştir.
Her ne kadar daha sonra imzacı İsrailli milletvekillerinin çoğu imzalarını geri çekmiş olsa da, bu girişim İsrail siyasetinde bölge ülkelerinin parçalanmasına dayalı bir strateji anlayışının varlığını göstermesi bakımından oldukça önemlidir. Bu durum, söz konusu yaklaşımın İsrail’in Orta Doğu politikalarının bel kemiğini oluşturduğuna işaret etmektedir.
İRAN NEDEN YUGOSLAVYA OLMAZ?
1980’lerde Ariel Sharon’un danışmanı ve Jerusalem Post’un yazarı Oded Yinon planı ile ortaya atılan İran’ın Yugoslavya benzeri bir bölünme ile zayıflatılması fikri pek de yeni bir fikir değildir. Ayrıca İran bir Yugoslavya örneğine benzer şekilde parçalanması mümkün olan bir ülke hiç değildir.
Her ne kadar “ayrılmaya istekli Sünni, Kürt ve Beluci azınlık bölgelerine güvenlik garantileri” sağlanması önerisinde bulunarak İran’ı bölme planları İsrail tarafından yapılsa ve Washington bu planların arkasında duruyor gibi gözükse de işler İsrail’in istediği gibi gelişmemektedir.
Diğer bir deyişle, İran ile 1999 yılındaki Yugoslavya arasında oldukça yapısal farklılıklar vardır. Sistemik düzeyde, günümüz İran’ın yer aldığı uluslararası konjonktür, 1999 yılında Yugoslavya’nın içinde yer aldığı Soğuk Savaş’ın bittiği dönemden çok farklıdır. Daha da önemli olan faktör ise 1999 yılında son derece güçlü olan ABD, bugün aynı güce sahip değildir. Günümüzdeki uluslararası sistemde İran ile savaşmanın ekonomisine olası maliyetlerini düşünmek zorunda kalan bir ABD mevcuttur.
ÇİN VE RUSYA FAKTÖRÜ
ABD Başkanı Donald Trump her fırsatta İran'da rejim değişikliğini desteklediklerini vurgulasa da bölgeye USS Abraham Lincoln uçak gemisi ve güdümlü füze destroyerlerini Umman Denizi’nde konuşlandırsa da İran ne bir Venezuela ne de Yugoslavya olur.
Birincisi, İran halkı, İsrail ve ABD’nin İran ile sıcak bir çatışmaya girmesi halinde İran’ın parçalanmasına kayıtsız kalmaz ve milliyetçi duyguların ülkede yayılmasıyla mevcut rejim konsolide olur. Ayrıca, İran bölgede Çin ve Rusya tarafından çok görünür olmasa da bir şekilde desteklenmektedir. Örneğin, Çin, Rusya ve İran Hürmüz Boğazı'nda, Güney Afrika sularında ortak deniz tatbikatlarında bulunmaktadır.
Venezuela ABD’nin yaşam alanındaysa, İran da bir nevi Çin’in yaşam alanı haline gelmeye başlayan bir bölgededir. İkincisi İran’a gösterilen ABD sopası, Amerika’nın İran üzerinden uyguladığı kontrollü kaos yoluyla kendi alanı Güney Amerika, Kanada, hatta Grönland dışında kalan bölgeleri kontrol etme politikası olarak görülmelidir.
AMERİKAN HALKI DA TEPKİLİ
Üçüncüsü ve belki de en önemli faktör, ABD iç politikasında giderek ivme kazanan Amerikan vatandaşlarının vergilerinin İsrail’in Orta Doğu’da çıkarlarını korumak uğruna harcanmasına duyulan tepkidir. Diğer bir deyişle, İsrail’in Gazze’de işlediği cinayetlere duyulan tepkiler, Trump’ın öngörülemezliği, ABD’nin Çin ile rekabetinde elinin giderek zayıflaması, kasım ayında yapılacak ara seçimlerde Trump’ın akıbetinin ne olacağına dair bilinmezlik gibi pek çok faktör İran’a olası bir saldırının sonuçlarının ABD’ye olumsuz yönde iktisadi ve enerji alanlarında bazı maliyetlerinin olacağını gözler önüne sermektedir.
ABD burada petrolün fiyatının belirlenmesinin kendi kontrolü dışına çıkmasını istememektedir. Ancak sıcak bir çatışma ihtimali dahilinde petrol satışları ABD’nin kontrolü dışında daha rahat yapılabilir. Hürmüz Boğazı’nı İran ile krizi tırmandırmak ABD’nin yararına olmayan uluslararası bir konjonktür yaratacaktır. ABD’nin sadece İran’la değil İsrail’le de problemlerini çözmesi bölgenin istikrarı açısından önem taşımaktadır.