Dünya
Çin, Uygur çocuklarını asimile ediyor
Anne ve babaları Komünist Çin yönetimi tarafından kamplarda tutulan Doğu Türkistanlı çocuklar; dillerinden, kültürel ve aile bağlarından koparılıyor. Ağır çalışma koşulları ve psikososyal travmalar kuşaklar arası bağı yok ediyor.
Sebahattin Ayan İstanbul
Doğu Türkistan’da son yıllarda uygulanan politikaların en ağır bedelini çocuklar ödüyor. 2017’den bu yana devam eden kitlesel gözaltılarla yüz binlerce Uygur ailesi parçalanırken, geride kalan çocuklar ya fiilen yetim bırakılıyor ya da devlet kontrolündeki yatılı okullara yerleştiriliyor. Uluslararası raporlar ve tanıklıklar, ebeveynleri kamplarda tutulan çocukların ana dillerinden, kültürel kimliklerinden ve aile bağlarından sistematik biçimde koparıldığını ortaya koyarken; eğitimden uzaklaşma, ağır çalışma koşulları ve psikososyal travma iddiaları bölgede kuşaklar arası bir kırılmanın yaşandığına işaret ediyor.
AİLE KAMPA ÇOCUK ÇİN YURDUNA
Doğu Türkistan İnsan Hakları İzleme Derneği tarafından hazırlanan “Doğu Türkistan İnsan Hakları İhlalleri Endeksi 2025” adlı raporda, 2017 sonrası uygulanan güvenlik merkezli politikaların çocuklar üzerinde doğrudan ve kalıcı etkiler bıraktığı vurgulanarak, aile bütünlüğünün parçalanmasının sistematik bir boyut kazandığı ifade edildi. Ebeveynleri aşırıcılıkla mücadele bahanesiyle gözaltına alınan veya hapsedilen çocukların önemli bir kısmının devlet denetimindeki yatılı kurumlara yerleştirildiği; bu kurumlarda ise Çince’nin fiilen tek eğitim dili hâline getirildiği, ana dil kullanımının sınırlandırıldığı ve kültürel-dini pratiklerin baskı altına alındığı kaydedildi. Derneğin çalışmasında, yatılı okul sayılarındaki artışa ve mevcut okulların kapasite genişletmelerine dikkat çekilerek, çocukların aileleriyle temasının haftalık ya da daha seyrek aralıklara indirildiği belirtildi. Bu durum, yalnızca fiziksel bir ayrılığı değil; kimlik aktarımının, kültürel hafızanın ve kuşaklar arası bağın zayıflatılmasını da beraberinde getiriyor. Ayrıca ekonomik olarak desteksiz kalan ailelerde çocukların eğitimlerini yarıda bırakmak zorunda kaldığı, bazı bölgelerde erken yaşta çalışma hayatına itildikleri belirtildi. Raporu gazetemize değerlendiren Dr. Abdülhalik Kara, 2017’den bu yana bölgede uygulanan kitlesel gözaltı politikalarının yalnızca yetişkinleri değil, yüz binlerce çocuğu etkilediğini belirterek, şunları anlattı: “Ortada yalnızca bir güvenlik politikası değil; kuşakları hedef alan sistematik bir ailesizleştirme ve asimilasyon süreci var. BM verilerine göre 2018 itibarıyla 1,8 milyondan fazla Uygur ve diğer Türk toplulukları mensubunun kamplara kapatılmış ve geride yüz binlerce çocuk ebeveynsiz bırakılmış. Anne ve babaları kamplarda tutulan çocuklar arasında okul terk oranları artmış. Aile gelirlerinin kesilmesi, bakım sorumluluğunun yaşlı akrabalara kalması ve bazı ebeveynlerin ağır koşullar altında hayatını kaybetmesi gibi nedenler çocukları eğitimden koparmakta. Çin, Uygur Türkleri ve bölge Müslümanlarını bahaneler üreterek kamplara kapatıyor.
KUŞAK AYRIŞTIRMA POLİTİKASI
Bazı mahallelerde 100’lerce çocuğun okuldan ayrıldığı belirtilmekte; bu durum, hukuken yetim olmasalar dahi fiilen anne-babasız büyüyen bir kuşağın ortaya çıktığını göstermektedir. Ebeveynleri kamplarda bulunan çocuklar için yeni yatılı okullar açıldığı ve mevcut kurumların genişletildiği de bildirilmektedir. 2021 tarihli bir rapora göre, 2017-2019 yılları arasında devlet yatılı okullarına yerleştirilen Uygur çocuklarının sayısı yüzde 76,9 artarak 497.800’den 880.500’e yükselmiştir. Bu kapsamda anaokullarının yatılı sisteme dönüştürülmesi, aile ile çocuk arasındaki teması haftalık düzeye indirmiştir. Çin uzmanı Adrian Zenz, bu uygulamayı planlı kuşaklar arası ayrım stratejisi olarak tanımlamakta; çocukların dikenli tellerle çevrili, polis kontrolünde ve 24 saat gözetim altında politik eğitim programlarıyla yetiştirildiğini belirtmektedir. Okullarda kullanılan yüz tanıma sistemleri ve güvenlik bariyerleri, pedagojik bir ortamdan ziyade güvenlik merkezli bir yapıyı işaret etmektedir. RFA Uygur ve BM İnsan Hakları belgelerine göre, Uygurcanın eğitim dili olarak kullanıldığı birçok yerel okul kapatılmış; yatılı okullarda Çince fiilen tek eğitim dili hâline getirilmiş, çocukların Uygurca konuşması yasaklanmıştır. Adrian Zenz’e göre, Çin Komünist Partisi’nin küçük çocukları hedef alması, dil edinimi ve dünya görüşünün şekillendiği kritik döneme denk gelmesi bakımından stratejik bir tercihtir. Bu politika, ana dilin kamusal alandan dışlanmasına, dinî ve kültürel pratiklerin sınırlandırılmasına ve aile içi iletişimin zayıflamasına yol açmaktadır.
ÇOCUK KÖLELER
Öte yandan raporlar, ebeveynleri kamplarda bulunan bazı çocukların eğitimlerini yarıda bırakarak inşaat gibi ağır işlerde çalışmak zorunda kaldığını aktarmaktadır. Bu durum, çocukların hem eğitimden dışlanmasına hem de ekonomik zorunluluklar nedeniyle erken yaşta emek piyasasına sürüklenmesine neden olmaktadır. Anne ve babası kampta olan çocukların aile gelirlerinin tamamen kesilmesi sonucu, ailesine katkı sağlamak veya geçimlerini kendi sağlamak zorunda kalmaları, onları sosyoekonomik açıdan son derece kırılgan bir konuma itmektedir. Tüm bunlar sistematik bir asimilasyon ve soykırım politikası kapsamında değerlendirilmesi gereken ağır ihlaller olarak öne çıkmaktadır. Bu durum, uzun vadede toplumsal yapıyı ve kültürel sürekliliği derinden etkileyecek tarihsel bir kırılma niteliği taşımaktadır. Sonuç olarak, Doğu Türkistan’daki çocuklara yönelik politikalar, yalnızca bir eğitim meselesi değildir. Bu uygulamalar, kuşaklar arası bağın koparılması, kimlik aktarımının kesintiye uğratılması ve devlet merkezli planlı bir soykırım ve asimilasyon sürecinin parçası olarak değerlendirilmektedir.”