Gündem
Türkiye’yi saran Sabatayist işbirlikçi tehlikesi! İran’dan Türkiye’ye İstihbarat dersleri
Yücel Kaya, İran’da yaşanan son patlamalar ve üst düzey suikastlar üzerinden, Orta Doğu’nun kaderini tayin eden asıl tehlikenin füzelerden ziyade devletin kılcal damarlarına sızmış "devşirmeler" olduğuna dikkat çekiyor. İran’daki istihbarat zafiyetini Türkiye’nin 15 Temmuz’da yaşadığı ihanet sürecinden örnekler vererek kıyaslana yapan Kaya; MOSSAD ve CIA gibi yapıların içerideki iş birlikçiler aracılığıyla nasıl bir yıkım hedeflediğini gözler önüne seriyor. Sabatayist yapılanmalardan "uzaktan devşirme" yöntemlerine kadar geniş bir yelpazede uyarılarda bulunan yazar, tam bağımsız bir TÜRKİYE için en büyük kalkanın teknolojik güç kadar, içerideki satılmış zihinlere karşı sergilenecek milli bir uyanış olduğunu vurguluyor. İşte Kaya’nın o yazısı…
YÜCEL KAYA
Birkaç gün önceydi. İran’da güneş her zamanki gibi doğmuştu ama o sabah, Orta Doğu’nun kaderini kökünden sarsacak bir fırtınanın sessizliği hâkimdi.
Kimsenin bilmediği gerçek; gökyüzündeki ABD ve İsrail uçaklarından çok daha ölümcül olanın, devletin en mahrem toplantı odalarına sızmış "görünmez eller", yani devşirmeler olduğuydu.
Karargâhtaki Fısıltı
O sabah İran dini lideri Ali Hamaney, yanındaki 48 üst düzey komutanla birlikte dünyanın en güvenli sığınaklarından birinde bir araya gelmişti.
Dışarıdan bakıldığında bu kale; siber kalkanlar ve uçaksavarlarla korunuyordu. Ancak MOSSAD, bu kalkanları delmek için füzeye ihtiyaç duymamıştı. Haberleşme ağlarına, trafik kameralarına ve hatta yetkililerin cebindeki telefonlara kadar sızan "devşirmeler", o gizli toplantının tam saatini ve koordinatlarını anlık olarak Tel Aviv ve Washington’a fısıldadı. Yıllarca sabırla bekleyen bu yerli işbirlikçiler, yani modern zamanın Truva Atları, kilitleri içeriden açmıştı. Saniyeler içinde yağan hassas güdümlü füzeler, sadece bir lideri değil, koca bir devletin beynini yok etti.
Masumiyetin Katli
Savaşın en acımasız yüzü ise stratejilerin arasına gizlenmişti. Minab kentindeki Şeceretü’t-Tayyibe Kız İlkokulu’nda ders zili çaldığında, çocuklar sadece geleceği hayal ediyordu. Ancak istihbarat oyunlarının gölgesinde o okul, karanlık odakların çocuk kanı içme ritüellerini anımsatan bir vahşete sahne oluyordu.
Bir patlamayla 150’den fazla kız çocuğunun hayalleri beton yığınları altında kaldı. Bu trajedi (Batı’da değil) İslam dünyasında yankılanırken, şu gerçek bir kez daha yüzlere çarptı:
İstihbarat savaşlarında en ağır bedeli her zaman masumlar öderdi.
İran’daki bu çöküşü izleyen herkesin aklında tek bir soru kaldı: "Peki ya biz?"
Siyonistlerin Tayyibe Kız İlkokulu’nu seçmesi, akıllara hemen Tayyip Erdoğan’ın 15 Temmuz gecesi yaşadıklarını akıllara getirdi. Belki de bu hedef, o geceyi hatırlatmak için özellikle seçilmişti. Onca stratejik üs, füze tesisi ve askeri okul dururken, masumların okulu neden hedef olsundu.
15 Temmuz ve "İçerideki" Karanlık
15 Temmuz gecesi, gökyüzünde çelik kanatlı helikopterler Marmaris’in huzuruna ölüm taşımak için havalandı. İçlerinde, devletin en seçkin birliklerinde yetişmiş ama ruhlarını CIA ve MOSSAD’a satmış FETÖ’nün "suikast timi" vardı. Hedefleri tekti: Tayyip Erdoğan’ı etkisiz hale getirmek.
Otele mermiler yağdırdılar, kan döktüler. Ancak hesap edemedikleri bir irade meydanlara dökülmüştü. Baskın başarısız olunca, o "kibirli" komutanlar üniformalarını bırakıp ormanın karanlığında, "Menfez Fareleri" olarak ele geçirildiler.
Ancak bir isim daha vardı: Ali YAZICI. Cumhurbaşkanı'nın programlarına en ince detayına kadar hâkim olan, her seyahatte bir adım arkasında duran o isim, kumpasın tam merkezindeydi.
Hamaney’i MOSSAD’a ispiyon edenler kadar Erdoğan’a yakın bir üst düzey devşirmeydi.