AKİT MENÜ

Ekonomi

'Hürmüz Boğazı’ndan milletin boğazına'

Özgür Bayram Soylu Yeni Şafak'taki Hürmüz Boğazı’ndan milletin boğazına başlıklı yazısında 'Faizi artırdık, iç talebi sınırladık; maliyetleri yükselttik, sanayicinin üretim yapabilme ve rekabet edebilme yeteneğini elinden aldık. Vatandaştan topladığımızı tefecilere verdik.' diyerek çok konuşulacak bir yazı kaleme aldı. İşte o yazı:

Haber Merkezi

Özgür Bayram Soylu Yeni Şafak'taki Hürmüz Boğazı’ndan milletin boğazına başlıklı yazısında 'Faizi artırdık, iç talebi sınırladık; maliyetleri yükselttik, sanayicinin üretim yapabilme ve rekabet edebilme yeteneğini elinden aldık. Vatandaştan topladığımızı tefecilere verdik.' diyerek çok konuşulacak bir yazı kaleme aldı. İşte o yazı:

Türkiye ekonomisi açısından Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gerilimlerin etkisini yalnızca enerji maliyetlerinin yükselmesi şeklinde okumak, meseleye adeta at gözlüğüyle bakmak olur. Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, bu gelişmeler Türkiye’nin üretim yapısının dışsal şoklara karşı ne kadar hassas olduğunu gösteren bir stres testi niteliği taşıyor. Enerji ithalatına yüksek bağımlılık, tarımsal üretimde ithal girdi yoğunluğu ve sanayide ara malı bağımlılığı gibi yapısal özellikler, küresel arz şoklarının Türkiye ekonomisinde daha güçlü hissedilmesine neden oluyor. Bu nedenle Hürmüz Boğazı’nda başlayan bu kriz, yalnızca enerji piyasalarında değil; sanayi üretimi, tarım maliyetleri, dış ticaret dengesi ve enflasyon dinamikleri üzerinde de belirleyici bir rol oynuyor. Ezcümle, Hürmüz’de yaşanan her gerilim dalga dalga büyüyerek Türkiye’deki tüketici fiyatlarına ve hanehalkının yaşam maliyetine kadar ulaşmakta; böylece Hürmüz Boğazı’nda başlayan bir krizin milletin boğazına kadar uzanan bir ekonomik hikâyeye dönüştüğüne şahitlik etmekteyiz.

 

ARZ ŞOKU

Her ne kadar bizim “ulu” Merkez Bankamız enflasyonun talep tarafına odaklanmakta ısrar etse de Türkiye’de enflasyonun asıl hikâyesi çoktan maliyet ve beklenti cephesine taşınmış durumda. Zaten fiyatlama davranışının pusulası şaşmış güzel ülkemde, şimdi bir de petrol şoku kapıyı çalınca raflardaki etiketlerin ne yöne savrulacağını merakla değil, biraz da nefesimizi tutarak izliyoruz. Vatandaş olarak yeni fiyat etiketlerinin sahneye çıkacağı o meşhur anı bekleyen bir seyirci gibiyiz aslında perde her açıldığında sürpriz yapan bir oyun izler gibi izliyoruz bu hayatı.

Hürmüz Boğazı’nda yaşanan jeopolitik gerilimler, enerji ve lojistik maliyetleri üzerinden doğrudan bir arz yönlü maliyet şoku ortaya çıkarıyor. Enerji maliyetlerindeki yükseliş, sanayi üretiminde kullanılan birçok ara malının fiyatını artırırken aynı zamanda tarımsal üretim maliyetlerini de yükseltiyor. Bu durum, üretici fiyat endeksinden tüketici fiyatlarına doğru ilerleyen bir maliyet enflasyonu mekanizmasını tetikliyor. Dolayısıyla karşımızda sanayi üretiminden tarıma, tarladan pazara ve nihayetinde mutfaklara kadar uzanan bir maliyet aktarım zinciri bulunuyor.

BİR GÜBRE MESELESİ
Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gerilimlerin bir diğer önemli etkisi küresel gübre piyasasında ortaya çıkmışa benziyor. Körfez bölgesi gübre üretimi ve ihracatında önemli bir paya sahip. Bu nedenle bölgede yaşanacak her lojistik aksama, gübre fiyatlarının bir anda sıçramasına zemin hazırlıyor.

Gübre fiyatlarında yaşanan artış bilin bakalım neleri doğrudan etkileyecek. Tabi ki de tarımsal üretim maliyetlerini. Zaten uzun süredir nefesi daralmış olan tarım sektörü için gübre maliyetlerindeki bu yeni sıçrama, adeta yaraya tuz basmak anlamına geliyor. Tarlada başlayan bu maliyet dalgasının hasat zamanı pazara ve mutfağa ulaşması ise an meselesi. Ramazan etkisi ile abluka altında olan vatandaşın gıda fiyatları üzerinden bir kez daha nefessiz bırakılacak olması özellikle düşük gelirli kesimler üzerinde ciddi bir refah kaybına yol açacak. Bu nedenle gübre fiyatlarındaki yükseliş, sadece tarım sektörünün maliyet sorunu olarak görülmemelidir. Aynı zamanda gıda güvenliği, sosyal refah ve gelir dağılımı açısından da ciddi sonuçlar doğurabilecek yapısal bir mesele olarak karşımızda durmakta.

 

SANAYİDE ÇİFTE BASKI

Sanayi sektörü açısından mevcut tablo iki yönlü bir baskıyı beraberinde getiriyor. Bir yandan enerji ve hammadde maliyetleri yükselirken diğer yandan finansman maliyetleri yüksek seviyelerde seyrediyor. Bu noktada Erkan Oğur’un sesinden “Seyreyle güzel Kudret-i Mevla neler eyler, canan canan” dizeleri devreye giriyor. Biz de ekonomide olup biteni biraz hayretle, biraz çaresizlikle seyrediyoruz; zira seyretmek şu sıralar en istikrarlı politika aracı gibi görünüyor.

Dram, aşk ve biraz da ihtirasi bir öfkeyle sahnede duran yüksek faiz yüksek faiz, üretim yapabilme esnekliğini ortadan kaldırmaya devam ederken Merkezin görmezden geldiği maliyet enflasyonun gerçek etkisini katmerli hale getiriyor. Böylece ekonomi, yüksek enflasyon ile düşük büyümenin ağır havasında ilerleyen ve stagflasyon durağında duracak olan bir trene dönüşüyor.

Sağır sultanın bile duyduğu “para politikası tek başına enflasyonla mücadelede yeterli değil; hatta izlenen bu para politikası hiç değil” eleştirisinin acı sonucunu bir kez daha yaşıyoruz. Faizi artırdık, iç talebi sınırladık; maliyetleri yükselttik, sanayicinin üretim yapabilme ve rekabet edebilme yeteneğini elinden aldık. Vatandaştan topladığımızı tefecilere verdik, tarım ve sanayi politikasını adaya veda ettirdik, sonra da Merkez faizi sabit tuttu diye seviniyoruz. Ekonomi yönetiminin milletin ve esnafın iç sesini bile kestiği bu atmosferde, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan jeopolitik gerilimin bize uzak kalmasını temenni ederek bekliyoruz.

Bizde gerçekler yok sayıldığında ortadan kalkmaz.

Yorumlara Git

Hani dert nükleer silahtı! ABD ve Siyonistlerin maskesini indiren saldıran

Cevdet Yılmaz’dan ‘Terörsüz bölge’ vurgusu: Huzur gelince kalkınma şahlanacak

Kafasına taş mı düştü? Ersan Şen Erdoğan'ın dediğine geldi

Bakanlıktan duygulandıran 14 Mart Tıp Bayramı videosu: Daima var olacaksınız

‘İsrail'e İHA desteği veren Ukrayna, bizim için meşru hedeftir’ İran’dan ayağını denk al uyarısı