Ekonomi
Vergilerimizin nerelere harcandığını araştırmak da islâmî görevimizdir
Ali Rıza Demircan Mirat Haber'de yazdı: Muhasebecimizle konuşurken, kira gelirlerinde oranın yüzde kırklara kadar yükseldiğini hatırlamış olduk.
Ali Rıza Demircan Mirat Haber'de yazdı: Muhasebecimizle konuşurken, kira gelirlerinde oranın yüzde kırklara kadar yükseldiğini hatırlamış olduk.
İslam vergi hukukunda madenlerden bile yüzde yirmi oranında vergi alındığı düşünülürse, hayatımıza egemen olan zalim kapitalist düzenin ne büyük ölçüde mağduru olduğumuz anlaşılabilir.
Yaklaşık çeyrek asır önce ele aldığımız bu konuyu yeniden gündeme taşıma gereği duyduk, çünkü sistem değiştirilemedi.
İslâm dininin iman esaslarından biri de bütün inançlarımız, sözlerimiz, davranışlarımız ve işlerimizden ötürü Rabbimizin huzurunda sorgulanacağımız gerçeğine inanmaktır.
Allah’ın Resulü, sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in buyurduğu üzere, bildiğimiz hususlarda amel edip etmediğimizden, ömrümüzü nasıl geçirdiğimizden, gençliğimizi nasıl değerlendirdiğimizden ve mallarımızı nerelerden kazandığımız ve nerelere harcadığımızdan sorgulanacak, ilâhî yargıya göre mükâfatlandırılacak veya cezalandırılacağız (Mişkât, 5197).
Nerelere harcama yaptığımızdan sorgulanacağımız için üstünlük sağlama amacıyla israf ve lüks harcamalar yapmaktan; içki, kumar ve zina yoluyla tüketimde bulunmaktan ve faiz vermekten kaçınacağız. Ayrıca haklar ve özgürlüklere saygısız, inançsız ve ahlâksız kişi ve kurumlara güç katıcı harcamalardan da sakınacağız. Çünkü Rabbimiz Kur’ân’ında, Aziz Peygamberimiz de Kur’ân’ı açıklayıcı buyruklarında mezkûr harcamaları bizlere haram kılmıştır. Bu tür harcamalar Cehennem’e yoldur.
Ödediğimiz Vergilerden de Sorgulanacağız
Rabbimizin huzurunda yargılanacağımız önemli bir harcama türü de doğrudan ve dolaylı olarak ödediğimiz vergilerimizdir. İslâmî bir toplum düzeni içinde ödenmesi gereken resmi vergi zekâttır. Kimlerden ne miktarlarda alınacağı, hangi kişi ve kurumlara verileceği Kur’ân ve Sünnetle belirlenen zekât, İslâmî yapı içinde resmi zekât kurumu tarafından alınır ve tevzi edilir.
Anlaşılacağı üzere zekât, dinî vasıflı olup verilmesi Cennet’e, kaçırılması Cehennem’e götürecek kutsal bir vergidir. Bugünkü toplum düzenlerindeki vergi ise bir vatandaşlık görevidir. Tahakkuku, takibi ve tahsili yasalarla belirlenir. Kaçırılması da suç oluşturur.
İslâm bilginleri tarafından akademik tartışmalara konu edilebilirse de başta vicdan, din, düşünce, ifade, teşebbüs ve örgütlenme hak ve hürriyetlerinin gereğince yaşandığı ve ferdin yasalarla korunduğu seküler yapılı bir hukuk devletinde maddi ve manevi kalkınma ve savunma gibi temelde İslâm’la da örtüşen amaçlarla vergi verilmesi meşrudur. Ve niyete göre sevap sağlayıcı bir kutsallık da kazanabilir. Bu sebeple, İslâm’la yoğrulmuş bin yıllık tarihi yapısı içinde bir bütün olarak değerlendirdiğimiz ve vatandaşlık bağları yanı sıra ve ondan bin kat daha güçlü olan iman bağlarıyla bağlı olduğumuz aziz ülkemize, aslî sahipleri olarak vergilerimizi kutsallık izafe ederek de verebiliriz.
Asgari ücretlerden alınan ve bilimsel tecrübelerle çelişen haksız tür ve oranlardaki vergilere eleştiriler getirsek de -ki getirmeliyiz- vergilerimizi verebiliriz. Ama faizcileri azmanlaştırıp azgınlaştıran seküler vergilerin bize dinimizin gereği olduğu şeklindeki şarlatanlıklara asla onay veremeyiz.
Vergilerimizin Takibi Vatandaşlığımızın Yanı Sıra İslâmî Vazîfemizdir
Vatandaşlık gereği olarak ödenen vergilerin nerelere harcandıklarını takip de vatandaşlık görevidir. Ancak yaptığımız harcamalardan ötürü Rabbimizin huzurunda sorgulanacağımız ve azap da görebileceğimiz için vergilerimizin nerelere harcandığını takip etmek biz mü’minler için vatandaşlık görevimiz olmasının yanı sıra, ayrıca İslâmî görevimizdir. Bu sebeple vergilerimizin nerelere harcandığını takip etmeli, vergilerimizle yapılacak ve bizi günaha sokacak harcamalara demokratik platformları kullanarak şiddetle karşı çıkmalıyız. Bütün ilgililer ve yetkililer bilmelidir ki:
• Bizler, İslâmî imanımızın gereği olarak vergilerimizin yönetimlerce çıkar ilişkileri kurulan kişi ve kuruluşlara faizli krediler yoluyla yağmalatılmasına karşıyız. Zira faiz almak ve vermek haramdır ve laikliğin gereği de değildir.
• Bizler, vergilerimizin katrilyonlar halinde borç faizlerine verilmesine karşıyız. Zaruretler halinde tasvip edilebilecek uygulamaların rutin haline dönüştürülmesi asla tasvip olunamaz.
• Bizler, vergilerimizin bir kuruşunun dahi yasal olarak denetime açık olmayan kişi ve kuruluşlarca harcanmasına karşıyız. Denetime kapalı olmak, suiistimale de şüpheye de açık olmaktır. Şeffaflıktan kaçınanlar hiç şüphesiz karanlık ilişkiler içinde olanlardır.
• Bizler, vergilerimizin, birilerinin komisyon veya rüşvet alabilmeleri için askerî nitelikler dahil ülkemizde üretilebilecek malların ve araçların ithalatı yoluyla harcanmasına karşıyız. Zira milyonlarca işsiz insanımıza iş bulmak hepimizin farz-ı kifaye görevidir.
Bütün ilgililer ve yetkililer bilmelidir ki:
• İslâmî haramlar arasında yer alan alkol ve uyuşturucu kullanımının 11-13 yaş gruplarına indiği ülkemizde bizler, vergilerimizin alkol alınan resepsiyonlarda ve gösteriş amaçlı tüketimle harcanmasına da karşıyız. Çünkü haramı tasvip etmek de desteklemek de haramdır.
Misalleri çoğaltabiliriz. Alabilecekler ve alması gerekenler için gerekli mesajlar verilmiştir.
Vergilerin Takibi Sömürü ile de Mücadeledir
Bütün hayatımızdan, özellikle de yaptığımız harcamalardan Rabbimizin huzurunda sorgulanacağız. Bu sebeple vergilerimizin nerelere harcandığını takip etmek ve haramlara aracı kılınmamasını engellemeye çalışmak hem vatandaşlık hem de İslâmî görevimizdir.
Bu görev, insan hakları ve özgürlükleri uğrunda verilecek mücadelenin de olmazsa olmaz şartıdır. Sömürü kaynakları kurutulmalıdır ki zulümler sürdürülemesin.
Hayata İslâm zaviyesinden bir bütün olarak bakamadığımız ve de mağduru olduğumuz haksızlıklara odaklandırıldığımız için bugüne dek gündeme getirilemeyen bu görevimizi bütün yasal ve demokratik ortamları kullanarak yapmaya çalışmalıyız.
Çalışmalıyız, çünkü bu görevimiz, İslâmî imandan kaynaklanmaktadır ve ebedî hayatımızın saadeti ve felâketi ile doğrudan irtibatlıdır.
Yazımızı Rabbimizin bir buyruğuyla bitiriyoruz:
“Biz, Kıyâmet Günü’nde insanlar için adâlet terazilerini kurarız. Artık kimseye, hiçbir şekilde haksızlık edilmez. (Yapılan iş,) bir hardal tanesi kadar dahi olsa, onu (adâlet terazisine) getiririz. Hesap gören olarak biz (herkese) yeteriz” (Enbiya, 21/47).