AKİT MENÜ

Gündem

Karanlık eller bizzat hedefin kendi parmaklarını kullanarak tetiği çektirir!

Güvenlik Uzmanı Salih Aydemir, dijital çağda klasik casusluk ve güvenlik anlayışının köklü biçimde değiştiğini belirterek, “Algoritmalar zihnimize açılan birer operasyon koridoru haline geldi. Artık hedef yalnızca veri ya da bilgi değil, doğrudan bireyin algısı, düşünce biçimi ve karar alma mekanizmasıdır” dedi. Aydemir, özellikle çocuk ve gençlerin dijital içerikler üzerinden yönlendirilmeye daha açık hale geldiğini vurgulayarak, “Zihinsel sınırların korunması, fiziksel sınırlar kadar kritik bir ulusal güvenlik meselesidir” ifadelerini kullandı. Dijital mecraların toplumsal etkilerine dikkat çeken Aydemir, şiddet ve bağımlılık içeren içeriklerin risk oluşturduğunu savunarak, “Karanlık eller bizzat hedefin kendi parmaklarını kullanarak tetiği çektirir. Birey çoğu zaman dışarıdan yönlendirildiğini fark etmeden, bunu kendi iradesi sanır” değerlendirmesinde bulundu. Aydemir ayrıca dijital alanın artık bir güvenlik sahası olarak ele alınması gerektiğini belirterek, “Dijital vatan savunmasını başlatmak zorundayız. Zihinsel egemenlik güçlendirilmeden toplumsal güvenlik de tam anlamıyla sağlanamaz” dedi.

Haber Merkezi

Geçtiğimiz hafta Şanlıurfa-Siverek ve Kahramanmaraş-Onikişubat’taki okullarda art arda yaşanan okul saldırıları kamuoyunda şoka neden olurken, saldırganların şiddet içerikli oyun bağımlısı olduklarının ortaya çıkması, karanlık ellerin çocuklarımıza sanal alemde musallat olduğunu gözler önüne serdi. Biz de bu nedenle “Düşünce Etki Alanında Yönlendirme Casusluğu” üzerine araştırma yapan Güvenlik Uzmanı Salih Aydemir ile konuştuk.

DÜŞÜNCE ETKİ ALANINDA YÖNLENDİRME CASUSLUĞU (DEAYC)

Sayın Aydemir, Düşünce Etki Alanında Yönlendirme Casusluğu (DEAYC) teorinizdeki “zihinsel işgal” kavramı tam olarak neyi ifade ediyor? Modern dünyada casusluk ve egemenlik anlayışı nasıl değişti?

Öncelikle temel bir kavramı kitabımın da omurgasını oluşturan DEAYC’yi tanımlayarak başlamalıyım. Düşünce Etki Alanında Yönlendirme Casusluğu (DEAYC) bir kişinin bir topluluğun ya da topyekûn bir toplumun ne düşüneceğini olayları nasıl algılayacağını ve hangi yönde karar alacağını gizli veya dolaylı yöntemlerle etkilemeye yönelik faaliyetlerin genel adıdır. Bu tanım modern casusluk anlayışının tamamen değiştiğini gösteriyor. Klasik casuslukta hedef gizli belgeleri çalmaktı. DEAYC’de ise hedef bizzat düşünceyi inşa etmektir. James Bond dönemi kapandı. Artık casuslar kozmik odalara değil, insanların nöronlarına sızmayı hedefliyor. İşte zihinsel işgal tam bu noktada başlar. Bir bireyin dışarıdan kurgulanmış bir senaryoyu kendi özgür kararı sanarak uygulamasıdır. Bugün cebimizdeki telefonlar ve algoritmalar zihnimize açılan birer operasyon koridoru haline geldi. Eğer neyi düşüneceğimiz dışarıdan kodlanıyorsa sahip olduğumuz hiçbir toprak parçası bizi gerçekten özgür kılmaz.

 

ALGORİTMALAR ZİHNİMİZE AÇILAN BİRER OPERASYON KORİDORU HALİNE GELDİ

Neden bugün DEAYC’yi konuşmalıyız?

Çünkü tarihte ilk kez dış odakların bir ülkenin sınırlarını geçmesi için tanklara ya da fiziksel bir kapıyı kırmasına gerek kalmadı. Cebimizdeki telefonlar kullandığımız uygulamalar ve maruz kaldığımız algoritmalar zihnimize açılan birer operasyon koridoru haline geldi. Eskiden bir ülkeyi işgal etmek için topraklarına girmeniz gerekirdi bugün ise o ülkenin insanlarının karar alma mekanizmalarını ele geçirmeniz yeterli. Eğer bir birey bir başkasının kurguladığı senaryoyu kendi özgür kararı sanarak uyguluyorsa orada sessiz ama tam teşekküllü bir bilişsel operasyon tamamlanmış demektir. Zihinsel sınırlarımızı korumak en az fiziksel sınırlarımızı korumak kadar hayati bir ulusal güvenlik meselesidir. Unutmamalıyız ki; neyi düşüneceğimiz dışarıdan kodlanıyorsa sahip olduğumuz hiçbir toprak parçası bizi gerçekten özgür kılmaz. Bağımsızlık artık sadece bayrakla değil, zihinsel egemenlikle ölçülüyor.

 

Zihinsel Sınırlar

Peki tüm bu süreci toplumun genel tabiriyle bir “Karanlık Eller Operasyonu” olarak tanımlayabilir miyiz?

Evet diyebiliriz ancak buradaki karanlık sadece gizlilikten değil, yöntemin sinsiliğinden kaynaklanıyor. Klasik operasyonlarda faili elindeki silahtan veya üniformasından tanırsınız. Fakat DEAYC (Düşünce Etki Alanında Yönlendirme Casusluğu) kapsamındaki bu karanlık eller bizzat hedefin kendi parmaklarını kullanarak tetiği çektirir. Yani karanlık odak operasyonu sizin telefonunuzdaki bir bildirimle çocuğunuzun oynadığı bir oyunun sanal göreviyle ya da izlediğiniz bir videonun altına gizlenmiş bir algoritmayla yürütür. Bu öyle bir casusluk faaliyetidir ki; fail eylemi gerçekleştirirken bir karanlık el tarafından yönlendirildiğini asla fark etmez aksine bunu kendi kahramanlığı veya hür iradesi zanneder. Dolayısıyla biz bugün sadece sokaktaki suçluyu değil, o suçlunun nöronlarına sızan ona sahte bir gerçeklik kurgulayan ve onu kendi toplumuna düşman eden o görünmez mühendisliği konuşuyoruz. Eğer bir karanlık el sizin neye öfkeleneceğinize ve neye inanacağınıza karar verebiliyorsa o el zaten zihninizin içine sızmış demektir. Bu yüzden DEAYC’yi deşifre etmek o karanlık ellerin üzerine ışık tutmak ve zihinsel sınır hattımızı yeniden inşa etmek demektir.

 

ÇOCUKLARIN ELLERİNİ ZİHİNLERİNİ VE GELECEKLERİNİ BİRER SİLAH GİBİ KULLANIYORLAR

Siverek ve Kahramanmaraş’taki okul saldırılarında bu “karanlık eller” var mıdır? Bu çocukları kim nasıl yönlendiriyor?

Kesinlikle vardır. Ancak bu karanlık elleri klasik suikastçılar gibi fiziksel birer gölge olarak aramamak gerekir. Burada devreye benim DEAYC (Düşünce Etki Alanında Yönlendirme Casusluğu) dediğim sistem giriyor. Bu saldırılarda gördüğümüz şey çocukların nöronlarına sızan bilişsel bir mühendisliktir. Karanlık eller bugün elinde silahla sokağa inmiyor çocuğunuzun cebindeki telefonun içine, oynadığı oyunun ‘sanal görev’ sekmesine ya Emniyet kayıtlarına da yansıyan C31K gibi karanlık sosyal medya gruplarının algoritmasına gizleniyor. İşte bu benim DEAYC (Düşünce Etki Alanında Yönlendirme Casusluğu) dediğim sistemin sahadaki uygulamasıdır. Siverek ve Kahramanmaraş saldırganları birer fail gibi görünse de aslında bu operasyonun birer çıktısıdır. Bu çocuklar dış odakların kurguladığı bir şiddet senaryosunu kendi özgür kararları sanarak sahnelediler. Eğer bir çocuk sanal dünyada aldığı bir talimatı gerçek dünyada kan dökerek yerine getiriyorsa, orada DEAYC operasyonu tamamlanmış demektir. Yani o karanlık eller çocukların ellerini zihinlerini ve geleceklerini birer silah gibi kullanmaktadır.

 

SANAL KUMAR BİR ÇOCUĞUN İRADE EGEMENLİĞİNİ de ÇALAR

Sanal kumar ve bahis oyunlarının çocuk yaşlara kadar inmesi toplumun ahlak yapısını ve çocukların gelecekteki karar alma mekanizmalarını nasıl tahrip ediyor?

Sanal kumar, bir çocuğun sadece parasını değil, irade egemenliğini çalar. Bu süreçte çocukta emek vermeden kazanma virüsü yayılır. Biyolojik olarak bakarsak; kumarın yarattığı dopamin fırtınası, çocuğun henüz gelişim aşamasında olan karar alma mekanizmalarını felç eder. Bu durum DEAYC kapsamında toplumun ahlaki ve ekonomik bağımsızlığına vurulmuş bir darbedir. Kumar baronlarının algoritmaları, çocukları birer bilişsel bağımlı haline getirerek onları ailelerinden ve toplumsal değerlerinden koparıyor. Dürüstlük ve alın teri gibi kavramların yerini borçlanma ve yalan aldığında, o toplum içeriden çökmeye başlar. Sanal kumar, cebimizdeki telefonlara sızmış, ahlakımızı ve geleceğimizi hedef alan en sinsi casusluk silahlarından biridir.

 

TV dizilerindeki mafya, şiddet ve toplumsal değerlere aykırı ilişkilerin gençlerin “rol model” algısı üzerindeki etkisi nedir? Bunu bir “Kültürel Operasyon” olarak görebilir miyiz?

Kesinlikle evet. Ekranlarda şiddetin hüzünlü müziklerle meşru bir hak arama yolu gibi sunulması toplumun bağışıklık sistemini hedef alan bir yumuşak güç operasyonudur. Eğer bir gencin rol modeli alın teri döken bir bilim insanı değil de belinde silahla gezen bir mafya figürü oluyorsa orada DEAYC (Düşünce Etki Alanında Yönlendirme Casusluğu) başarıya ulaşmış demektir. Bu diziler toplumun değer dünyasını yeniden tasarlayan birer zihin tasarım atölyesidir. Gerçek kahramanlığın yerine zorbalığı koyduğunuzda, o toplumu dış yönlendirmelere açık hale getirirsiniz. Artık televizyonlar sadece birer eğlence kutusu değil evimizin salonuna kadar sızmış birer stratejik algı merkezidir.

 

DİJİTAL VATAN SAVUNMASINI BAŞLATMAK ZORUNDAYIZ

Dijital mecralar bir “Milli Güvenlik” sorunu mu? “Dijital Vatan” ve “Bilişsel Savunma” kavramlarını bu sürecin neresine koymalıyız?

Kesinlikle bir beka meselesidir. Bugün dijital mecralar vatan toprağı kadar kritik bir Egemenlik Sahası haline gelmiştir. Sınırlarımızdan sızamayanlar bugün cebimizdeki telefonlar üzerinden salonlarımıza girdi. Artık sadece fiziksel sınırları koruyan bir güvenlik anlayışı yeterli değil. Dijital Vatan savunmasını başlatmak zorundayız. Bu savunmanın merkezinde ise Bilişsel Savunma Müfredatı yer almalıdır. Çocuklarımıza sadece interneti kullanmayı değil, zihinlerini DEAYC (Düşünce Etki Alanında Yönlendirme Casusluğu) operasyonlarına karşı nasıl bir kale haline getireceklerini öğretmeliyiz. Eğer zihin hattı çökerse fiziksel hattı korumak imkansızlaşır.

 

Şiddetin 15 yaşın altına düşmesi toplumsal bağışıklık sistemimizin çöktüğünün alarmıdır

Şiddet eğiliminin bu denli küçük yaşlara inmesinin sosyolojik katmanlarını nasıl analiz ediyorsunuz? Neden çocuklarımız bu dijital gettolara sığınıyor?

Şiddetin 15 yaşın altına düşmesi toplumsal bağışıklık sistemimizin çöktüğünün alarmıdır. Sosyolojik olarak bunu üç katmanda inceleyebiliriz; İlk olarak aile bağları zayıfladıkça, çocuk aidiyet ihtiyacını DEAYC operasyonlarının kuluçka merkezi olan Dijital Gettolarda aramaya başlıyor. İkinci olarak; Dijital Getto çocuğun sadece şiddet ve nefret içerikleriyle kuşatıldığı bir yankı odasıdır’. Algoritmalar yalnızlaşmış bir çocuğu tespit eder ve ona sahte bir güç vaat eder. Çocuk gerçek dünyada bulamadığı statüyü bu kapalı gruplarda sanal görevleri yerine getirerek kazanmaya çalışır. Bu izolasyon çocuğu toplumdan kopararak dış odaklara açık bir piyon haline getirir. Üçüncü aşamada da; Sürekli şiddet görsellerine maruz kalan çocukta duygusal felç başlar. Acı çekme veya öldürme eylemi bir bilgisayar oyunundaki skor kadar basitleşir. Etik sınırlar silindiğinde şiddet bir problem çözme aracı olarak kodlanır. Özetle çocuklarımız dijital dünyaya bağımlı oldukları için değil, gerçek dünyada bir kimlik bulamadıkları için bu gettolara düşüyorlar. Karanlık eller toplumsal yalnızlığımızı bir Düşünce Etki Alanında Yönlendirme Casusluğu malzemesi olarak kullanıyor. Eğer biz çocuklarımıza zihinsel bir kale inşa etmezsek bu gettolarda üretilen şiddet yarın tüm toplumu esir alacaktır.

 

Son günlerde gündemde olan “15 yaş altı sosyal medya yasağı” konusundaki görüşleriniz nelerdir? Bu yasak DEAYC operasyonlarını durdurmak için yeterli bir adım mı?

15 yaş altı sosyal medya yasağı, zihinsel sınırlarımızı koruma yolunda atılmış stratejik bir mevzi kazanımıdır; ancak asla tek başına yeterli değildir. Bu yasak sınır hattına çekilen bir tel örgüdür. Tel örgü fiziksel sızmaları engeller ama arkasında bilinçli bir ordu yoksa tek başına zafer getirmez. Biz DEAYC (Düşünce Etki Alanında Yönlendirme Casusluğu) perspektifiyle bakmalıyız: Yasakla zaman kazanırken o zamanı çocuklarımıza Bilişsel Bağışıklık kazandıracak bir eğitimle doldurmalıyız. Eğer çocuk yasağı VPN ile delip o dijital gettolara girmeye devam ediyorsa yasak sadece merakı artırır. Bizim hedefimiz sadece yasaklamak değil zihni işgal edilemez nesiller yetiştirmek olmalı. Yasak sınır çizer ama ancak milli bilinç korur.

 

TAM OLARAK BİR BİLİŞSEL KELEBEK ETKİSİ YAŞIYORUZ

Peki bu saldırılarda bir Kelebek Etkisinden söz edebilir miyiz? Dijital bir tetikleme nasıl toplumsal bir travmaya dönüşüyor?

Evet, tam olarak bir Bilişsel Kelebek Etkisi yaşıyoruz. Dünyanın öbür ucundaki bir sunucudan yayılan bir nefret kodu veya bir şiddet videosu gelip Siverek’teki veya Maraş’taki bir çocuğun zihninde fırtına koparıyor. Dijital tetikleme şöyle travmaya dönüşüyor: Algoritmalar zayıf ve yalnız hissetmeye açık çocukları tespit edip onları birer yankı odasına hapsediyor. Çocuk orada sadece şiddeti ve nefreti görüyor. Bir noktadan sonra bu dijital telkinler kritik eşiği aşıyor ve çocuk eylem aşamasına geçiyor. O an dökülen kan sadece bir okulu değil, tüm toplumun güven duygusunu sarsıyor. Biz fiziksel güvenliği tartışırken, karanlık eller dijital koridorlardan zihinlerimizi işgal etmeye devam ediyor.

 

İnternetin Gölgesinde Büyüyen Tehdit

Bu saldırılarda bahsettiğiniz “Yalnız Kurt” eylemi nedir? Bu çocuklar gerçekten tek başlarına mı hareket ediyorlar?

İşte en büyük yanılgımız burada başlıyor. Literatürde Yalnız Kurt herhangi bir örgüte organik bağı olmayan, eylemi tek başına yapan kişi demektir. Ancak DEAYC perspektifiyle baktığımızda bu çocuklar aslında “yalnız olmayan kurtlar”dır. Fiziksel dünyada odalarında tek başınadırlar ama dijital dünyada binlerce kişilik karanlık bir sürünün parçasıdırlar. Tetiği tek başlarına çekiyorlar ama o tetiğe giden yolu dijital dünyadaki anonim odaklar ve algoritmalar beraber döşüyor. Yani o çocuk yalnız bir suçlu değil, zihinsel olarak devşirilmiş ve uzaktan kodlanmış bir piyon haline getirilmiştir. Bu çocuklar Dijital Gettolarda yaşamaya başlamıştır.

 

Algoritmaların Şekillendirdiği Zihinsel Alanlar

Peki, bu çocukların hapsolduğunu söylediğiniz “Dijital Gettolar” tam olarak neyi ifade ediyor?

Buradaki en kritik kavram ise Dijital Getto’dur, Dijital Getto algoritmalarla örülen zihinsel bir hapishanedir. Çocuk fiziksel olarak evindedir ama zihinsel olarak dünyanın öbür ucundaki nefret dolu bir mahallede yaşamaktadır. Algoritmalar çocuğu sadece kendi radikal görüşlerinin yankılandığı dar bir alana hapseder. Bu görünmez duvarların içinde dış dünyadan gelen hiçbir ahlaki uyarı veya aile sesi duyulmaz. Çocuk bu gettonun içinde şiddeti normal nefreti ise bir kimlik olarak algılamaya başlar. Biz çocukları odalarında güvende sanırken onlar bu dijital kuluçka merkezlerinde birer bilişsel savaşçı olarak yetiştiriliyor. Özetle Yalnız Kurt, Dijital Getto’da devşirilen bir operasyon piyonudur.

Yorumlara Git

Sosyal medyada dijital temizlik: Çocuklar tehlikenin kıyısından dönüyor!

Sizi dünyanın her yerinde böyle izliyorlar!

Ataşehir’de rüşvet pazarlığı 13,5 milyon doları buldu! Yat partisinden skandal tapelere!

Bize yoksa size de yok: İran'dan Hürmüz Boğazı resti!

CHP’de Porno skandalı! Özgür Özel’in de kaseti var iddiası: Özkan Yalım’ın otelinde kalan bazı CHP Milletvekillerine ait 254 Adet Gizli Kayıt