Kültür - Sanat
Oyuncu ve yönetmen Metin Yıldız’la sanat camiasının görünmeyen yüzünü konuştuk! Kendi insanlarımızın hikâyesini anlatmalıyız
Oyuncu ve yönetmen Metin Yıldız, sanatın sınırlarından sektörün görünmeyen yüzüne, siyasetin sanat üzerindeki etkisinden yapay zeka çağının getirdiği yeri sorgulamaya kadar uzanan konularda Akit’e konuştu. Her sanatçının taraflı olması gerektiğine değinen Yıldız, şunları ifade etti: “Ama ‘taraflı’yla biz neyi kastediyoruz? Sanatçı kendi kültürünün, kendi hikayelerinin, kendi coğrafyasının hikayelerini anlatmakla sorumludur.”
Sebahattin Ayan İstanbul
Oyuncu ve yönetmen Metin Yıldız, sanatın sınırlarından sektörün görünmeyen yüzüne, siyasetin sanat üzerindeki etkisinden yapay zekâ çağının getirdiği yeni sorgulamalara kadar uzanan kapsamlı bir röportajla karşımızda.
Sanatçının “tarafsız olma” tartışmasına yaklaşımını net bir dille ortaya koyan Yıldız, sanatın doğası gereği bir bakış açısı ve duruş taşıması gerektiğini savunurken, sanat ile siyaset arasındaki tarihsel gerilimin de kaçınılmaz bir gerçek olduğuna dikkat çekiyor.
Samimi sohbetimizde yalnızca teorik tartışmalar değil, sektörün perde arkasına dair çarpıcı değerlendirmelerde de bulunan Yıldız, genç sanatçı adaylarının karşılaşabileceği risklerden, sektördeki yozlaşma iddialarına kadar birçok başlıkta dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
Oyuncu ve yönetmen Metin Yıldız’la gerçekleştirdiğimiz samimi röportajda; sanatçının tarafsızlığına bakışı, sanat ile siyaset arasındaki tarihsel gerilim, sektördeki görünmeyen riskler ve sanatçının toplumsal sorumluluğu masaya yatırdık.
Yıldız, hem kendisine yöneltilen eleştirilere cevap verdi hem de yapay zekâ çağında sanatın geleceğine dair dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.
Sanatçıların siyasete bakışı, sektörün görünmeyen yüzü ve güncel gelişmelere dair çarpıcı değerlendirmelerde bulunan oyuncu ve yönetmen Metin Yıldız, önemli mesajlar verdi.
Türkiye’de sık sık “sanatçı tarafsız olmalı” yönünde açıklamalar yapılıyor. Siz bu görüşe katılıyor musunuz? Sanatçı gerçekten tarafsız olabilir mi?
Sanatçı tarafsız olmamalı. Mutlaka her sanatçı, zaten adı üstünde, taraflıdır. Sanatçı düşünen insandır; dünyayı değerlendiren, günün konjonktürünü değerlendiren, günün siyasal, ekonomik ve sosyolojik durumlarını değerlendiren kişidir zaten.
Tarafsız olursa bunu yapamaz. Ama sanatçının neden taraf olduğu burada önemli olan. Her sanatçı taraflı olmalıdır, evet; ama taraflıyla biz neyi kastediyoruz?
Sanatçı, içinde bulunduğu kültüre, içinde bulunduğu coğrafyanın, kültürün, insanların ve düşüncenin etkileşimiyle bunları ruhunda harmanlayan, sonra tekrar insanlara bir taraf olarak sunan kişidir. Her sanatçı, kendi sunmak istediği düşüncesiyle, kendi hayata bakış açısıyla bu taraftarlıktan bahsediyoruz burada; insanlara bir şey anlatmaya çalışan kişidir. Bir şeye taraf olmayan kişi de karşı tarafa bir şey anlatamaz zaten. Dolayısıyla neye taraf olduğu, yani ne anlattığı burada önemlidir. Kendi kültürünün, kendi hikâyelerinin, kendi coğrafyasının hikâyelerini, kendi insanının hikâyelerini anlatmakla da sorumludur aynı zamanda. Bahsettiği şeyler burada önem kazanıyor.
Şimdi bir memlekette yaşayan, ikamet eden, düşünen bir sanatçının çok uzaklardan bu ülkenin kültürüne, bu ülkenin görüşüne, ahlakına ve bakış açısına çok aykırı tarafları buraya getirip empoze etmeye çalışması da var tabii ki. Bundan bahsetmiyoruz. Zararlı sanatçılar var, zararlı taraflar var. Mesela empoze edilen, kültürel yozlaşmayı sağlayan, birtakım şeyleri zorla insanlara kabul ettirmeye çalışan, ahlaki erozyon içerisinde düşünceler de var. Ona taraf olanlar da var. Önemli olan neye taraf olduğu. Tabii ki taraflı olmalıdır. Burada önemli olan, dediğim gibi, neye taraf olduğudur.
SANAT, SİYASET VE TOPLUM ARASINDA SIKIŞAN BİR ALAN
Türkiye’de sanat camiası ile siyaset arasındaki ilişkiyi nasıl tanımlıyorsunuz; bu ilişki sizce sanatın doğası gereği her zaman var olan doğal bir etkileşim mi, yoksa özellikle son yıllarda daha görünür ve tartışmalı hale gelen bir durum mu? Bu çerçevede, sanat üretiminin içinde bulunduğu politik atmosferden etkilenmesini kaçınılmaz mı görüyorsunuz, yoksa sanatın mümkün olduğunca siyasetten bağımsız kalması gerektiğini mi düşünüyorsunuz?
Aslında bu, sanatın var olduğu günden beri süregelen bir çatışmadır. Her siyasi konjonktür elbette kendi düşüncesiyle uyumlu sanat, tiyatro, sinema ve filmler üretilmesini ister; kendi siyasi tavrını empoze edecek işlerin yapılmasını öngörür ve bu tür çalışmaları destekler. Buna karşılık bazı sanatçılar, özellikle muhalif olanlar, sanatın özgür olması gerektiğini savunur. Onlara göre sanat toplum için, halk için yapılmalıdır.
Buna karşı çıkanlar ise sanatın yalnızca sanat için yapılması gerektiğini söyler. Aslına bakarsanız bu yeni bir tartışma değildir. Ancak bir gerçek daha vardır: Kimin kayığına binerse onun küreğini çekenler de vardır. Her dönemin, her devrin insanı olduğu gibi, her siyasi fikrin ve düşüncenin yöneldiği tarafa doğru savrulan sanatçılar da vardır. Bunlara sanatçı demeye dilimiz pek varmıyor.
UYUŞTURUCU OPERASYONLARI VE SEKTÖRÜN KARANLIK YÜZÜ
Son günlerde bazı ünlü isimlerin uyuşturucu ve fuhuş operasyonlarıyla gündeme gelmesi kamuoyunda ciddi tartışmalara yol açtı. Sanatçıların ve ünlü isimlerin “rol model” olma sorumluluğu taşıdığını düşünüyor musunuz; bu noktada bireysel özgürlük ile topluma karşı sorumluluk arasında nasıl bir denge kurulmalı?
Uyuşturucu konusuna gelirsek, şimdi şöyle bir şey var: Ülkede oyuncu olmak isteyen, sanatçı olmak isteyen birçok genç yetenek ve birçok insan, sadece oyunculuk açısından değil, sanatın her alanında benzer durumlarla karşılaşabiliyor. Ancak oyunculuk çok ön plana çıktığı için buradan konuşabiliriz.
Gerek konservatuvar mezunu gerek yetenekli olduğunu düşünen gerekse bu sektöre atılmak için İstanbul’a gelen gençlerin karşısında, cast ajansı ya da menajerlik şirketi kisvesi altında türlü ahlaksızlıklara yol açan bir sistem var. Bu sistemin içine düşmek adeta bir tuzak gibi. Son derece basit işliyor. Genç kardeşlerimiz, yetenekli insanlar bu uğurda çaba sarf ederken bir ajansa gittiklerinde ya da bir yol yordam aradıklarında, bazı insanlar onlara “Sizinle çalışılabilir, film yapılabilir, şu dizide oynarsınız, bu reklamda oynarsınız, biz size yardımcı olacağız” gibi vaatlerde bulunuyor. Adeta bir avcı gibi bu gençleri yakalıyorlar. Daha sonra o gençler, kendilerini bir anda bazı semtlerde, bazı ortamlarda, uyuşturucu partilerinin içerisinde bulabiliyorlar maalesef. Bu yüzden birçok genç, birçok yetenekli insan bu uğurda heba olmuştur. Sadece uyuşturucu değil, fuhuş da burada söz konusudur. Fuhuşa ve uyuşturucuya itilen, sürüklenen birçok oyuncu adayı var.
Yürütülen soruşturmaların toplum açısından olumlu bir etki oluşturduğunu düşünüyorum. Çünkü halkın nezdinde hep şöyle bir düşünce vardı: “Bunları kayırıyorlar. Körler sağırlar birbirini ağırlıyor; beraber oturuyorlar, beraber kalkıyorlar. Şu yapım şirketi, şu ünlü isim, şu güçlü insanlar arasında bir ilişki ağı var ve bunlara bir şey olmaz.” İşte bu algının yıkılması, toplum açısından son derece önemli bir gelişmeydi.
Sanatçıların ve ünlü isimlerin rol model olma sorumluluğu taşıdığını düşünüyor musunuz?
Elbette ki sanatçılar kendilerini bir rol model olarak düşünmeliler; attıkları adımdan oturmalarına, kalkmalarına kadar her konuda buna dikkat etmeliler. Çünkü zaten sanatçının sanatçı olma gereği budur. İnsanlara örnek olur. Bir örnek vereyim. Ben otel odasından çıkarken, kaldığım odayı öyle bir temizliyorum ki, hanım bazen kızıyor. “Hadi abartma, hadi gidelim” diyor. Ben ise “Bir dakika” diyorum. “Benden sonra buraya girdiklerinde burada Metin Yıldız kaldı demeyecekler. Diyecekler ki bak, burada bir oyuncu kalmış.” Hatta arkadaşına gösterip, “Bak burada bir oyuncu kaldı, bir sanatçı kaldı” diyecek.
Bu benim genel tavrımdır. Çünkü orayı leş gibi, pislik içinde, dağınık ve rezil bir halde bırakıp çıksan, dönüp, “Bir de sanatçı olacak. Şunun kaldığı şu hale, şu rezilliğe bak” derler.
Buradan yola çıkarak söylüyorum: Yaptığın hareket ve davranış sadece senin kişisel sorumluluğunda değildir. Aynı zamanda ait olduğun, içinde bulunduğun kitleyi de temsil edersin.
Sadece halka karşı değil, kendi içinde bulunduğun camiaya karşı da bir sorumluluğun vardır. İnsanlara karşı da bir sorumluluğun vardır. Bu yüzden bu konuda hassasiyetle düşünülmeli. Sanatçı, attığı her adımı ve söylediği her sözü büyük bir hassasiyetle atmalı ve söylemelidir.
Sanat dünyasında doğruları konuşursan ekmeğinden olursun algısı var. Siz bu baskıyı hiç hissettiniz mi?
Önce şunu çok net bir şekilde söyleyeyim: Ekmeği veren Allah’tır, rızkı veren Allah’tır. Sen ne söylersen söyle, eğer senin rızkın varsa buna hiç kimse engel olamaz, hiç kimse mani olamaz. O konu ayrı bir meseledir.
Lakin eğer çıkıp birtakım kitleleri, birtakım çevreleri rahatsız edecek hal ve hareketlerde bulunur, söylemler ortaya koyarsan elbette ki o kitle sana sırtını döner. Oradan gelecek işler kapanır, seni içlerine almazlar, yanlarına yaklaştırmazlar. Ama zaten sen bunları söylüyorsan, onların içine girmek ya da yanlarında durmak gibi bir niyetin de yoktur. Ben bunu sadece dün ya da bir yıl önce değil, bu işin içine girdiğim ilk andan itibaren her platformda, her yerde söyledim. Hatta o kitlenin içindeyken, onlarla birlikteyken bile içeride bunları açık açık dile getiren bir insan oldum. Yanlışa yanlış, doğruya doğru demeyi bilirim. “Rızkım gidecekmiş, ekmeğim kesilecekmiş” diye asla düşünmem. Gördüğüm çarpıklıkları, ahlaksızlıkları, yozlukları ve çarpık ilişkileri açıkça söylerim. Gördüğüm yerde de tepkimi göstermekten geri durmam.
“YALAKALIKLA DEĞİL PROJE VE SANATIMLA VARIM”
Son dönemde söylem ve duruşunuzla ilgili kamuoyunda bazı soru işaretleri oluşmuş durumda. Sizi hâlâ CHP çizgisinden dönüp, AK Parti’ye yönelik söylemlerinizi yumuşatma çabası içinde olduğunuzu düşünen bir kitle de mevcut. Bu eleştiriler hakkında ne söylemek istersiniz?
Şimdi eleştirilere, söylemlere, dedikodulara, yazışmalara, mesajlara; kısacası hepsine açığım. Öncelikle bunu söyleyeyim. İnsanlar bunları söyleyebilirler, hatta söyleyeceklerdir de.
Ben proje insanıyım. Proje geliştiren, proje üreten, düşünen ve düşündüklerini hayata yansıtmaya çalışan bir insanım. Bugüne kadar da hiçbir siyasi partiye, görüşe ya da ideolojiye bağlı kalmadan projelerimi hem özel sektör nezdinde hem de hükümet nezdinde sundum. Bugün de sunuyorum, daha önce de sundum. Bunu hiçbir siyasi söylemle ya da ideolojik bakış açısıyla yapmadım.
Ben sanatımı yapıyorum. Sanatını yaparken de dünyanın her yerinde olduğu gibi hükümetle, siyasilerle, özel sektörle, basınla ve halkla ilişki kurman gerekir. Bunlar bu işin yapılabilmesi için gerekli olan, son derece doğal ilişkilerdir. Evet, bugün de bundan sonra da projelerimi hükümete de sunacağım, özel sektöre de sunacağım. Ama bu, birilerine yaklaşmaya ya da onlara yaranmaya çalıştığım anlamına gelmez. Ben kimseye yaklaşmaya ya da yaranmaya çalışmıyorum. Hiçbir zaman birilerine hoş görünmeye çalışmadım, bugün de çalışmıyorum. Ben tamamen proje odaklıyım. Elimde ne var, yaptığım şey insanlığa ne fayda sağlayacak; yaptığım oyun, çektiğim film, söylediğim söz insanlığa ne katacak… Ben sadece bunu düşünürüm.
Evet, kısa vadede birilerine yalakalık yaparak, sıcak görünerek, yakın durarak, sempatik görünerek bazı şeyler kazanabilirsin. Ama bir sanatçıyı mutlu edecek olan şey, kısa vadede kazandığı üç beş kuruş maddi gelir değildir. Sanatçı devamlılık arz etmelidir. Bu devamlılığı sağlayabilmek için de her anlamda iyi projeler üretmek zorundadır. Bunu söyleyen insanlar, yarın sizin gerçekten iyi projeler ürettiğinizi gördüklerinde söylediklerinden pişman olacaklardır. Belki o zaman, “Demek ki anlatmaya çalıştığı şey bu değilmiş, bakış açısı farklıymış” diyerek meseleye başka bir yerden bakacaklardır. Bizim çabamız ve gayemiz de zaten budur. “Her şey sanat için” deniyor ama mesele yalnızca bu değil. Bu da işin bir parçasıdır.
“İNSANLIK YALNIZLAŞIYOR SANAT YENİ BİR EŞİKTE”
Son olarak Türkiye’de denememiş bir oyunu sahneye koyacaksınız. Bu oyundan bahseder misiniz biraz?
Son zamanlarda hem yazılı ve görsel basında hem de sosyal medyada sürekli karşımıza çıkan bir gerçek var: yapay zekâ, robotlar ve robot çağında yaşıyor olmamız. Teknolojinin bu kadar gelişmiş olmasıyla birlikte insanlar artık yapay zekâyla birebir muhatap oluyor; işleriyle, aşk hayatlarıyla, çocuklarıyla, anne babalarıyla, kısacası hayatlarının her alanında yapay zekâya başvuruyor. Artık yanımızda vazgeçilmez hale gelen, herkesin başvurduğu bir yapay zekâ modeli hızla gelişiyor ve yayılıyor. Hatta insansı robotlar evlere, otellere girmiş durumda. Havalimanına gidiyorsunuz, karşınıza çıkıyorlar; kolay kolay karşınızda bir insan bulamıyorsunuz. Birini aradığınızda bile size çoğu zaman bir yapay zekâ cevap veriyor. Son dönemde insanların yapay zekâlarla ilişki kurabileceğine dair tartışmalar da gündemde. Hatta bazı ülkelerde buna izin verildiği, yapay zekâ robotlarla evlenen insanların olduğu konuşuluyor. Peki böyle bir şey gerçekten mümkün olsaydı, gelecekte bu kadar yaygınlaşsaydı, bir yapay zekâ ile nasıl insani bir ilişki yaşanırdı? Burada aslında sorduğumuz ve sorgulamak istediğimiz birden fazla mesele, birden fazla mesaj var. İnsanın günümüzde geldiğimiz noktada bu kadar yalnızlaşması, çaresizleşmesi; doğayla, diğer insanlarla, ekonomiyle, dünyayla ve ahiretle olan ilişkisinin bu denli sorgulandığı bir dönemde, insan yapay zekâyla nasıl bir ilişki kuracak?
Gerçekten istediği şeyleri ona yükleyebilecek mi? Ya da asıl soru şu: Gerçekten istediği şey bu mu?
Bu proje, insanın hem kendisini sorguladığı hem de yapay zekâ modellerinin hayatımıza bu şekilde girişini irdelediği bir çalışma. Üzerinde çok emek verdiğimiz, söylediğimiz her söze, yaptığımız her harekete büyük bir dikkat gösterdiğimiz bir proje. İnsanların da çok dikkatini çekeceğini düşünüyoruz. Bu nedenle büyük bir emekle çalışıyoruz ve herkese de izlemelerini gönülden tavsiye ediyoruz.