Gündem
Mizahtan değil hakaretten tutuklandı
Hırsızların, yolsuzların, rürvetçilerin ardından sanatçı müsveddeleri de yüce dinimiz İslam’a hakaret ettiği için tutuklanan Deniz Göktaş’a siper olurken, sözde komedyenin yaptığı densizliği ‘mizah’ ambalajıyla savunmaya kalktılar.
Buğra Kardan İstanbul
Yüce dinimiz İslâm’a hakaret eden, Kur’an-ı Kerim’le dalga geçtiği için tutuklanan komedyen kisveli Deniz Göktaş’a devlet ve din düşmanları siper oldu. Hırsızların, yolsuzların, vurguncuların, rüşvetçilerin, tahrikçilerin, ırkçıların, terör örgütü aparatlarının ardından sanatçı müsveddeleri, Göktaş’ın densizliğini ‘mizah’ ambalajıyla savundu. Gezi kalkışmasında boy gösteren Nazan Öncel, Ahmet Mümtaz Taylan, Sermiyan Midyat ve Cem Yılmaz’ın yanı sıra orman yangınları esnasında “İktidar aciz durumda” diye bas bas bağıran Şahan Gökbakar, Saraçhane provokasyonunda yer alan Ceylan Ertem, Suavi, Ezel Akay gibi ünlü isimler Göktaş’a kol kanat gerdi. İstanbul’u yağmalayan çetenin başı Ekrem İmamoğlu’nun, adı rüşvet skandallarına karışan Özgür Özel’in, Suriyeli muhacirleri hedef tahtasına oturtan ırkçı Ümit Özdağ’ın, Kandil’in aparatı DEM’in papağanlığını yaparak Kur’an-ı Kerim’e saldırıyı “Mizah” diye yutturma yarışına giren bu isimlere tepki sel oldu. Siyasiler ve hukukçular, İslâmi sembollerle alay eden Deniz Göktaş’ın tutuklanmasının doğal karşıladılar. Kur’an-ı Kerim hakkında galiz ifadeler kullanmanın, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmenin ‘mizah’ adı altında masumlaştırılamayacağını dile getirdiler. “Sanatçı görünümlü CHP yanlıları kendilerine gelmeliler. Konunun komediyle, ifade özgürlüğüyle alâkası olmadığını bilmeliler. Kutsalları aşağılayana mazlum elbisesi giydirmeye girişmekten kaçınmalılar” dediler.
RİYAKÂRLAR YENİDEN SAHNEDE
Konuya ilişkin Akit’e konuşan Demokratlar Platformu Genel Sekreteri Avukat Yurdal Kılıçer, şunları söyledi: “Deniz Göktaş’ın Kur’an-ı Kerim’e hakaret etmesini ‘mizah’ olarak algılamaya imkân yok. Bir kere hiçbir özgürlük sınırsız değildir. Özgürlüğü sınırlayan hususlar bellidir. Bu hususlardan ilki bir bireye, bir gruba, bir inanca, bir fikre hakaret etmektir. Diğeri ise kamu düzenini, toplum huzurunu bozucu söylemler ve eylemlerde bulunmaktır. Özgürlüğün sınırı, bizim hukukumuzda da AİHS’de de AİHM’de de bu şekilde belirtilmiştir. Yani özgürlüğün sınırı, bizde de Avrupa’da aynıdır. O nedenle Deniz Göktaş’ın İslâmi sembollerden Kur’an-ı Kerim’i hedef alması ifade hürriyeti ya da mizahla savunulamaz. Göktaş’ı ‘Mizah yapıyor’ diyerek koruyanlar riyakârdırlar. Bunlar, kendileriyle ilgili en ufak bir yergide ortalığı ayağa kaldırmaktadırlar. İslâm ve Müslümanlara saldırı olunca da fikir hürriyetinden yana görünmekten çekinmemektedirler. ‘Her haltı Atatürkçü geçinenlerin yiyor’ diyen Halil Ergün’ün başına gelmeyen kalmadı. Halil Ergün’e tahammül edilemedi. Rahmi Koç’un ‘Kürt kadın’ fıkrasının ardından linç edildiği görüldü. Ergün ve Koç’u yerden yere vuranlar da Göktaş’ı müdafaa edenlerdi. Sahnede, ekranda Alevilerle ilgili gaf yapanların hayatlarını karartanların İslâmi sembolleri aşağılayanlara kol kanat germeleri ikircikli tavır değil de nedir? Belli ki Göktaş, şuurlu olarak o beyanlarda bulundu. Başına bir şey geleceğini biliyordu. Tutuklanma ihtimalini ele alıyordu. Niyeti popüler olmaktı. Yani yanına gelen Kılıçdaroğlu’na ‘CHP’yi salın’ demeyi bile başardı. İyi bir komedyen olmadığını, siyasete girme eğiliminde bulunduğunu ortaya koydu. Gelelim Göktaş’ın yanında duranlara. Bir kere bu tipler için ana hedef İslâm ve Müslümanlardır. Ara hedef ise bunları temsil eden iktidardır. Kanımızca Jakoben modernleşme adına mütedeyyin cenaha, Anadolu’ya düşmanlık duyan bu siyasi ve sanatçı görünümlülere Göktaş önemli bir imkân verdi. Çünkü bunlar için İslâm’a hakaret edenler mühim. Göktaş’ın densizliğini takiben beliren tablo velinimet. Gezi’de, Saraçhane’de karşı karşıya kalınan adına siyasetçi ya da sanatçı denen bu güruha karşı dikkatli olmakta yarar var.”