AKİT MENÜ

Yaşam

'Narsistlikte' zirvedeyiz! Toplumu 'ben' merkezli anlayış kuşatıyor!

53 ülkede 45 binden fazla kişinin katıldığı araştırmada Türkiye, "narsist hayranlık" düzeyinin en yüksek olduğu beş ülke arasında yer aldı. Uzmanlar, bu tablonun bireysel onay arayışı ve görünür olma isteğinin toplumda giderek arttığına işaret etti.

Haber Merkezi

53 ülkeden 45 bini aşkın kişinin katıldığı uluslararası araştırmada Türkiye, “narsist hayranlık” düzeyinin en yüksek olduğu beş ülke arasında yer aldı. Sürekli takdir edilme, görünür olma ve kendisini başkalarından üstün gösterme arzusunu ifade eden bu tablo; eğitimden dijital medyaya, aile hayatından çalışma düzenine kadar her alanda insana bencilliğin aşılandığı mevcut düzenin nasıl bir toplum meydana getirdiğini gösteriyor.

Michigan State Üniversitesi öncülüğünde yürütülen uluslararası bir araştırmada, 53 ülkeden 45 bini aşkın katılımcının narsistik eğilimleri incelendi. Araştırmada Türkiye, “narsist hayranlık” düzeyinin en yüksek olduğu beş ülke arasında yer aldı. Söz konusu kavram; kişinin kendisini özel ve üstün görmesi, dikkatleri üzerinde toplamak istemesi, sürekli takdir beklemesi ve çevresine hayranlık uyandırmaya çalışması şeklinde açıklanıyor.

Araştırmanın ortaya koyduğu tablo, Türkiye’de uzun zamandır yaşanan ahlâkî ve toplumsal çözülmenin psikolojik sahadaki karşılığını da gösteriyor. İnsan, artık bir aileye, mahalleye, millete ve müşterek kıymetlere bağlı bir fert olarak yetiştirilmiyor. Kendisini hayatın merkezine koyması, her arzusunu hak kabul etmesi, hiçbir fedakârlığa yanaşmaması ve devamlı alkış beklemesi telkin ediliyor.

PSİKOLOJİ DİLİYLE BENCİLLİK MEŞRULAŞTIRILIYOR

Bugün popüler psikoloji adı altında fertlere verilen tavsiyelerin mühim bir kısmı, insanı nefsine karşı terbiye etmek yerine nefsinin bütün taleplerini haklı çıkarmaya dayanıyor. “Önce kendini düşün”, “Seni rahatsız eden herkesi hayatından çıkar”, “Kimse için fedakârlık yapmak zorunda değilsin”, “Sen her şeyin en iyisini hak ediyorsun” şeklindeki telkinler, özgüven kazandırma iddiasıyla bencilliği normalleştiriyor.

İnsanın kendisine değer vermesiyle kendisini dünyanın merkezi sayması arasındaki sınır ortadan kaldırılıyor. Sabır zaaf, fedakârlık eziklik, bağlılık bağımlılık, nasihat müdahale, aile sorumluluğu ise kişisel özgürlüğe karşı bir tehdit gibi sunuluyor. Böylece hatasını kabul etmeyen, eleştiriye tahammül göstermeyen ve her çatışmada karşısındakini suçlayan bir insan tipi yetişiyor.

Bu anlayış, kişiye huzur vermediği gibi onu sürekli daha fazla ilgi, övgü ve onay arayan bir hâle sürüklüyor. Herkes kendisini eşsiz, vazgeçilmez ve ayrıcalıklı görürken kimse bir başkasının yükünü taşımaya yanaşmıyor.

 

DİJİTAL MEDYA HER FERDE KENDİ VİTRİNİNİ KURDURDU

Sosyal medya, narsist hayranlık kültürünün en büyük üretim ve dağıtım sahasına dönüşmüş vaziyette. İnsanların yediği yemekten gittiği mekâna, aile hayatından yardım faaliyetlerine kadar hemen her şeyi teşhir etmesi teşvik ediliyor. Yapılan işin kıymeti, hakikati ve faydası yerine kaç kişi tarafından görüldüğü ve ne kadar beğeni aldığı önem kazanıyor.

Her kullanıcı kendi hayatının reklamcısı, kendi şahsının pazarlamacısı hâline getiriliyor. Beğeni sayıları itibar, takipçi sayısı değer, görünürlük ise başarı ölçüsü sayılıyor. Böyle bir ortamda insanlar yaşamak yerine yaşadıklarını sergilemeye; iyilik yapmak yerine iyilik görüntüsü vermeye; bilgi sahibi olmak yerine bilgili görünmeye yöneliyor.

Araştırmalar da narsisizm ile yoğun ve problemli sosyal medya kullanımı arasında ilişki bulunduğuna işaret ediyor. Özellikle kendini sunma, fotoğraf paylaşma, durum güncelleme ve sosyal çevreden onay toplama davranışlarının narsistik eğilimlerle bağlantılı olduğu görülüyor. Bununla beraber sosyal medyanın tek başına narsisizmin sebebi olduğunu söylemek mümkün değil. Dijital mecralar, mevcut bencillik ve teşhir arzusunu besleyen devasa bir sahne vazifesi görüyor.

EĞİTİM ŞAHSİYET YERİNE KARİYERİ MERKEZE ALIYOR

Eğitim sistemi de çocuğa cemiyet karşısındaki vazifelerini öğretmekten uzaklaşıyor. Başarı; güzel ahlâk, dürüstlük, çalışma disiplini, hizmet ve mesuliyet üzerinden tanımlanmak yerine diploma, makam, maaş ve kişisel itibar üzerinden ölçülüyor.

Çocuklara “topluma nasıl faydalı olabilirim?” sorusu yerine “diğerlerinden nasıl öne geçebilirim?” anlayışı aşılanıyor. Yarışma, sıralama ve bireysel başarı üzerine kurulan eğitim düzeni, insanları birbirini tamamlayan fertler olarak yetiştirmiyor; herkesi diğerinin önüne geçmesi gereken bir rakip hâline getiriyor.

Aileler de çocuklarını edepli, sabırlı ve sorumluluk sahibi yetiştirmekten ziyade her ortamda öne çıkan, kaybetmeye tahammülü bulunmayan ve sürekli takdir bekleyen kişiler hâline getirebiliyor. Çocuğun her isteğinin yerine getirilmesi sevgi, hiçbir sınırla karşılaşmaması özgürlük, her davranışının övülmesi ise özgüven zannediliyor. Neticede yetişkin olduğunda dünyanın da kendisine ailesi gibi davranmasını isteyen, aksi hâlde öfkeye kapılan bir insan ortaya çıkıyor.

 

NEFSANÎ İHTİRASLAR EKONOMİNİN YAKITI HÂLİNE GETİRİLDİ

Kapitalist tüketim düzeni, kanaatkâr ve ölçülü insan istemiyor. Sürekli daha fazlasını arzulayan, kendisini başkalarıyla mukayese eden, sahip olduklarıyla yetinmeyen ve görünüşünü bir kimlik meselesi hâline getiren fertlere ihtiyaç duyuyor.

Reklamlar insana bir ihtiyacı karşılamayı değil, başkalarından daha üstün görünmeyi vaat ediyor. Daha pahalı telefon, daha gösterişli otomobil, daha itibarlı mekân ve daha dikkat çekici bir hayat, şahsiyetin yerini alıyor. İnsan ne olduğu ile değil, neye sahip bulunduğu ve dışarıdan nasıl göründüğüyle değerlendiriliyor.

Bu düzen, nefsanî ihtirasları törpülemek yerine kışkırtıyor. Haset, gösteriş, üstünlük yarışı ve sınırsız tüketim ekonomik hareketliliğin temel unsurlarına çevriliyor. Tatmin olmayan insan daha fazla tüketiyor; daha fazla tükettikçe daha büyük bir boşluğa düşüyor.

AİLE AYAKTA KALAMIYOR

Narsist hayranlık kültürünün en ağır tahribatı ailede görülüyor. Aile; sabır, sadakat, merhamet, sorumluluk ve gerektiğinde kendi arzusundan vazgeçebilme iradesiyle ayakta durur. Buna karşılık günümüz insanına sürekli kendi mutluluğunu, kişisel alanını, beklentilerini ve hazlarını merkeze alması öğretiliyor.

 

ÇARE NEFSİ ALKIŞLAMAKTA DEĞİL, TERBİYE ETMEKTE

Ortaya çıkan tabloya karşı çözüm, insana daha fazla kendisini sevmesini telkin etmekte aranamaz. İnsanın ihtiyacı, nefsinin her arzusunu haklı gören yeni sloganlar değil; ölçü, edep, mesuliyet ve irade terbiyesidir.

Eğitim, çocuğa başkalarını geçmeyi öğrettiği kadar kendisini aşmayı da öğretmelidir. Aile, çocuğun bütün taleplerini yerine getiren bir hizmet müessesesi olmaktan çıkarak sınır, vazife ve fedakârlık şuurunun kazanıldığı ilk mektep hâline gelmelidir. Medya, teşhiri ve gösterişi teşvik eden dili terk etmeli; hakiki başarıyı fayda, emek, ahlâk ve hizmet üzerinden anlatmalıdır.

İnsan, her istediğini yaptığı ölçüde hür olmaz. Arzularını kontrol edebildiği, kendi menfaatinden vazgeçebildiği ve başkasının hakkını nefsinin önüne koyabildiği ölçüde şahsiyet kazanır.

Türkiye’nin “narsist hayranlık” sıralamasında ilk beş ülke arasında yer alması, tek başına bütün toplumsal meselelerin açıklaması sayılamaz. Ancak bu sonuç; yıllardır yüceltilen bireycilik, teşhir, rekabet ve sınırsız arzu kültürünün nasıl bir insan tipi meydana getirdiğini sorgulamak için ciddi bir ikazdır.

“Ben” putunun büyüdüğü yerde aile küçülür, dostluk zayıflar, dayanışma ortadan kalkar. Herkesin kendisini merkeze koyduğu bir cemiyette ortak bir merkez, müşterek bir istikamet ve gerçek bir toplum inşa edilemez.

Yorumlara Git

Kutsal gün olduğu için değil astrologlar dediği için! Özgür umudu halka değil fala bağladı

Merkez Bankası'nın faiz kararı belli oldu

"Front Door" ile Türk savunma sanayi şirketlerine kolaylık NATO yolu açıldı

Bahçeli'den Özgür Özel'in "Yeni Parti"sine olay yorum! Hazine yardımı yapılmalı

'Narsistlikte' zirvedeyiz! Toplumu 'ben' merkezli anlayış kuşatıyor!