Aktüel
Evrensellik maskesi altında Batı merkezli akademi
Batı merkezli akademik düzenin, üniversiteleri fikir üreten kurumlardan uzaklaştırarak hâkim söylemi besleyen uzmanlık merkezlerine dönüştürdüğü yönündeki eleştiriler sürüyor. Tartışmalar, akademik özgürlük ve bilgi üretimi ekseninde devam ediyor.
Batı merkezli akademik düzenin, üniversiteleri fikir üreten kurumlardan uzaklaştırarak hâkim söylemi besleyen uzmanlık merkezlerine dönüştürdüğü yönündeki eleştiriler sürüyor. Tartışmalar, akademik özgürlük ve bilgi üretimi ekseninde devam ediyor.
Bugün akademi dünyası, büyük ölçüde Batı’nın kurduğu kavramlar, ölçüler ve kurumlar eliyle şekilleniyor. Kendi kibrinden yükselttiği kalelerin içine kapanan bu yapı, Batı literatürünün dışında kalan fikirlere, tecrübelere ve hakikat arayışlarına karşı körleşmiş durumda. Bilgi; hakikatin, adaletin ve insanlığın hizmetinde gelişmek yerine Batı’nın siyasî, iktisadî ve kültürel menfaatlerine göre biçimlendiriliyor. Ardından bu çerçeve, “evrensel bilim” etiketiyle bütün dünyaya kabul ettiriliyor.
Batı bugün maviye “sarı” dediğinde, akademik çevrelerin büyük bir kısmı maviyi yeniden tarif etmek yerine sarı demeye mecbur bırakılıyor. Kavramları Batı kuruyor, sınırları Batı çiziyor, hangi meselenin konuşulacağına ve hangi hükmün “bilimsel” kabul edileceğine Batı karar veriyor. Bu sınırların dışına çıkan fikirler ya itibarsızlaştırılıyor ya da akademik dolaşımın bütünüyle dışında tutuluyor. Böylece üniversiteler hakikatin araştırıldığı müesseseler olmaktan uzaklaşıyor; hâkim ideolojinin bilgiyi ürettiği, tasnif ettiği ve dünyaya dağıttığı merkezlere dönüşüyor.
Aşağıdaki yazı, akademi dünyasını kuşatan bu zihnî tahakkümün mahiyetini anlamak bakımından mühim bir kapı aralıyor. Akademisyenin fikir ve hüküm sahibi bir münevverden teknik bilgi üreten uzman memura dönüştürülmesini, Batı merkezli indekslerin kurduğu denetim düzenini ve akademik hayatın nasıl fikrî bir çoraklığa sürüklendiğini ortaya koyuyor. Bu yönüyle yazı, üniversitelerimizin hangi ölçülerle düşündüğünü ve hangi merkezlerin çizdiği hudutlar içinde bilgi ürettiğini yeniden sorgulamaya çağıran zihin açıcı bir yazı olarak karşımızda duruyor. (Baran Dergisi)
İşte Oğuzhan Bilgin'in Akşam'daki o yazısı:
Dünya tarihi boyunca entelektüel hayatla, fikir hareketleriyle, ideolojik açılımlarla akademyanın güçlü bir ilişkisi olmuştur. Üniversiteler ve akademisyenler hem fikir hayatına yön vermiş hem de yeni kuramsal tartışmaların, yeni kavramların, fikir akımlarının merkezinde yer almıştır. Bu bakımdan siyasetin teorik ve ideolojik arka planında üniversiteler ve akademisyenler belirleyici olmuştur.
Dünyada neoliberalizmin hakim olduğu dönemle birlikte entelektüelden ziyade spesifik konularda uzmanlaşmış; fikir yerine teknik veri veya bilgi üreten bir akademisyen tipi ortaya çıkmıştır. Aşırı uzmanlaşmanın, sadece tek bir konuya dair bilgi sahibi olmanın ideal olarak sunulduğu bu piyasacı akademyada akademisyenler uzman memurlara indirgenmiştir.
Yeni fikirler üretmeden, mevcut üretilmiş çerçeveleri sorgulamadan, hakim bir hegemonyaya kuramsal ve metodolojik olarak rıza göstererek, hakim söylem salt spesifik ölçülebilir bilgi, profesyonel çıktı üreten bir profesyonel akademisyen tipi tüm dünya için artık büyük bir soruna dönüşmüştür. Foucault'nun "evrensel entelektüelin ölümü" dediği, Edward Said'in "entelektüelin kurumsal evcilleştirilmesi" diye adlandırdığı süreç böyle bir süreçtir. Çünkü fikir üretilmesi, sorgulanması hegemonya bakımından risklidir. Bu nedenle Batı'nın kültürel hegemonyası bir yandan piyasacılığı öne çıkaran neoliberalizmle diğer yandan "büyük anlatılar çağı bitti" diyen post-modernizmle birlikte kendi hegemonik düzenini tüm dünya akademyasına dikte etmiştir.
Atıflar, dizinler, dergiler, uluslararası indeksler üzerinden hem dünya akademisini kendi ölçülerinde standardize eden ve kendi ölçütlerini evrensel ölçütlermiş gibi sunan hem de kendi istediği fikirlerin dışında kalanları ve hatta riskli gördüklerini yok sayan bir hakimiyet ortaya çıkmıştır. Bu nedenle yüksek prestijli indekslerde çıkan dergilerdeki makalelerde İsrail'in katliamlarından "ama"sız bahseden, PKK'ya terör örgütü diyen, 1915'te (sözde) Ermeni Soykırımı olmamıştır diyen makalelerin yayımlanması imkansızdır. Çünkü hegemonya bunu "bilimsel değil" diye kodlamaktadır. Biz de akademik atanma ve yükselme kriterlerimizle bu hegemonyaya bir nevi rıza göstermekte ve hegemonyayı yeniden üretebilmekteyiz.
İşte bu akademik düzen hakim söylemin ve çerçevenin sorgulanmasını istememekte, memurlaştırılmış uzmanlara teknik veri ve bilgi üretmesi için bir alan bırakmakta; teorisiz bilgi üretmeye çalışmak marifet gibi sunulmaktadır. Bu bir akademik tercih değil ideolojik bir mecburiyete dönüşmüştür.
Bu, bazılarının anlattığı gibi Türk akademisine özgü bir depolitizasyon falan da değil bizzat Batı'nın öncülüğünde tüm dünyaya hakim kılınmış bir akademik hegemonyanın neticesidir. Batı'nın kültürel hegemonyasını eleştirmeyip, esas meseleye işaret etmeyenler mevzuyu sadece Türkiye'ye özgüymüş gibi sunmakta ve sanki Türk akademisindeki bir "politik risk almama" haline indirgemektedir.
Tarih boyu büyük entelektüellerin, akademisyenlerin interdisipliner bir zemine sahip olduğu; tarih, felsefe, sosyoloji, siyaset, iktisat gibi alanların hepsine dair ciddi bir birikimi olmayanın sosyal bilimlerde dikkate alınmadığı bir dönemden şu anda tek bir disiplinin tek bir spesifik alanına hapsedilmiş bir akademisyen tipine gelinmiştir.
Akademik hayatı giderek entelektüel anlamda çölleştiren bu Anglo-Sakson merkezli neoliberal akademik hegemonya akademisyeni bir performans rejimi altında memurlaştırmaktadır. Bir yandan da maalesef biz de konunun bu büyük çerçevesinden ziyade doçentlik kriterleri veya emeklilik yaşı gibi yine çok teknik teferruatlara odaklanarak akademinin esas sorunlarını ıskalayan ve tam da o hegemonyanın istediği bağlamda spesifikleştiren bir tartışma düzlemine hapsolmuş durumdayız.
BARAN HABER