Gündem
Ali Rıza Demircan Hoca yazdı! 'Kur’an’ı anlamadan dinletmek laikliğe hizmettir'
İlahiyatçı-yazar Ali Rıza Demircan, yayımladığı son değerlendirme yazısında Kur'an-ı Kerim'in yalnızca lafzen okunmasının yeterli olmadığını, mesajının anlaşılması ve hayata geçirilmesi gerektiğini belirtti. Demircan, Kur'an'ın meal ve tefsirinin göz ardı edilerek dinletilmesinin toplumu onun özünden uzaklaştırdığını vurguladı.
Yazısında Fussilet Suresi 26. ayette geçen "lağiv" (faydasız eylem) kavramına değinen Ali Rıza Demircan, Kur'an-ı Kerim'in mesajının anlaşılmasını engelleyen uygulamaların toplumsal ve fikri etkilerine dikkat çekti. Camilerde ve din eğitimi veren kurumlarda tecvid ve hafızlık odaklı çalışmaların yanı sıra Kur'an meali ve tefsirine de ağırlık verilmesi gerektiğini ifade eden Demircan, Süleymaniye Camii'ndeki görev yıllarından örnekler paylaştı. A'râf Suresi 204. ayeti hatırlatan ilahiyatçı, Kur'an'ın hem okunması hem de tefekkür edilerek hayatın merkezine konulması gerektiğinin altını çizdi.
İşte o yazı…
Ey Diyanet ve Ey İmam Hatipler!
KUR’ÂN’I ANLAMADAN OKUMAK VE DİNLETMEK HURAFECİLİĞE VE LAİKLİĞE HİZMET DEĞİL MİDİR?
Kur’ân-ı Kerîm’in Fussilet sûresinin 26. âyetinde şöyle buyrulur:
“Kur’ân’ın, Allah’ın insanlığa hayat düzeni kıldığı Kitab’ı olduğuna inanmayan inkârcılar şöyle derler: “Sakın şu Kur’an’ı dinlemeyin! Onun etkisini engelleme ve gidermede başarı sağlayabilmeniz için Lağiv yapın.”
LAĞİV YAPMAK NEDİR?
Bizim, âyette geçen ve “boş/faydasız eylem” anlamıyla bağlantılı olarak “Kur’an karşısında sonuç alınamayacak faydasız sözlü ve fiilî etkinlikler düzenleme” anlamını verdiğimiz Lağiv yapmayı günümüz şartlarında şöyle de açabiliriz:
» Lağiv yapın yani Kur’ân’ın kişileri ve kitleleri etkileyen gücünü kırmak için dinlenilmesi ve üzerinde düşünülmesini engelleyin;
» İlgi çekici menkıbelerle, hikâyelerle vs. mümin kitleleri oyalayıp uyutmaya çalışın;
» İnsanları cinsellik, içki, uyuşturucu, kumar ve spor izleyiciliği gibi eğlencelerle oyalayın;
» İslâm ve Müslümanlar aleyhinde yıkıcı propagandalar yapın;
» Kur’an hakkında yanıltıcı itirazlar geliştirin;
» Basın yayın araçlarını da kullanarak, Kur’ân tebliğcilerini laiklik karşıtlığı ile ve ceza yasaları ile susturun… ve:
» Etkileyeceğiniz cemaatler ve tarikatlar yoluyla anlamadan Kur’ân okumalarını teşvik edin ve böylece Kur’ân insanı ve toplumunu inşa etmelerini engelleyin.
***
Kur’ân’ın söz ve ma’na olarak Allah’ın Kitabı olduğuna inanmayan kâfirlerin onun anlaşılarak dinlenilmesini engelleme yolları ve yöntemleri bunlar ve benzerleridir.
Hac suresinin 72. âyeti de bu yol ve yöntemlerin bir kısmına şöylece işaret etmektedir:
“İslamî ölçüleri ortaya koyan âyetlerimiz, onlara açık ve net olarak okunduğu zaman, yüreklerini kaplayan kin, nefret ve imansızlık olan Münker’i o kâfirlerin yüzlerinden okuyabilirsin. Öyle ki, âyetlerimizi onlara tebliğ edenlere neredeyse saldıracak gibi olurlar. Onlara de ki: “Peki, sizi bundan daha beter bir öfkeye düşürüp kinlendirecek olguyu size bildireyim mi? O, Allah’ın âyetlerine karşı ateş püsküren inkârcıları bekleyen cehennem ateşidir ki, Allah onu sizin gibi kâfirlere hazırlamıştır. O ne kötü bir dönüş yeridir!”
DOĞRUDAN SALDIRMA
Ülkemizde Kur’ân’a inanmayan bazı kâfir tipler, anlamı aktarılan âyette belirtildiği gibi, ona karşı yalnızca saldırgan bir tavır takınmakla kalmamışlar, doğrudan saldırmışlar ve kan dökmüşlerdir. Üstelik İslam’ın azınlığa tanıdığı evlenme-boşanma ve miras hükümleri dahil, hayata yön veren eğitim, hukuk ve ekonomiye ilişkin bütün yasalarını yürürlükten kaldırmışlar ve yasak kapsamına almışlardır.
Halkımızı Kur’ân’dan koparanlar, Diyanet’i kendi amaçları doğrultusunda yapılandırmışlardır. Bir asırdır vurulan boyunduruk altında yönlendirilen Diyanet, kuruluş amaçları doğrultusunda kadro ve bütçe bakımından devasa boyutlara ulaşmış, merhum Nevzat Yalçıntaş’ın ifadesiyle, ordumuzla birlikte laikliğin iki büyük kurumundan biri hâline gelmiştir.
(Bu arada, bizim Diyanet’e eleştirilerimiz kurumadır, kişilere değil. Onların kendilerine özgü makul mazeretleri olabilir.)
Sonuçta insanımız da mehcur kılındığı Kur’ân’ın özünden kopmuştur. (Furkan 30) Kur’an’ı anlamadan okumayı da dindarlık saymıştır. Bir diğer anlatımla Kur’ân’ın anlaşılması önünde kendisi de Lağiv yaparak engel oluşturmuştur.
LAFZEN DİNLETİLEN KUR’ÂN’IN ANLAMI VE AMACINDAN UZAĞIZ
Diyanet, inandığını söylediği ve lafzen okunup dinlenilmesini teşvik ettiği Kur’ân’ın anlaşılması gereğini mesele edin(e)memekte ve uygulanmamasını ise problem gör(e)memektedir. Zaten bu durum yasal yetki sınırlarını da aşmaktadır.
Peki Neler Yapılıyor?
Camilere İmam Hatip tayin edilirken ve özelde ülkemizin cemaati bol merkezi camilerine atama yapılırken anlam olarak Kur’ân’ı daha iyi bilenler değil, tecvid üzere daha iyi okuyanlar seçilmekte ve hafızlar tercih edilmektedir. İmam Hatiplerden istenen kendilerini ve cemaatlerini Kur’ân çizgisinde yetiştirmeleri değil, sorgulamaksızın gönderilen yetersiz hutbeleri okumalarıdır.
Camilerde Kur’ân okunur ve okunması istenir ama anlamı mesele edinilmediği için yıllardır Kur’ân okuyan İmam Hatipler de Kur’ân dinleyen cemaatler de Kur’an bilmeyen cahiller olmaktan kurtulamamışlardır. Genel durum budur. İstisnalar elbette vardır ama devede kulak bile değildir.
Konuyu biraz daha açalım.
Camilerde namaz öncesi ve sonrasında Kur’ân meali ve tefsiri okunmaz. Her gün Kurân’dan sayıları onu bulmayan değişik âyet kümeleri aşir olarak okunur ama mealleri verilmez, açıklanmaz. Çünkü okuyan İmam Hatip de bilmez, bilmek için bir çaba da göstermez. Cemaat de bir talepte bulunmaz. Bulunsa da kabul görmez. Bu durumu Diyanet de takip etmez, sorgulamaz.
KİŞİSEL UYGULAMAM
1970- 1982 arasında İmam Hatibi olduğum Süleymaniye Camii’nde güncel konuları hutbeler halinde sunarken nöbette olduğum günlerde her öğle namazı sonrasında ayağa kalkarak beş altı dakika içinde bir ayet ve hadis açıklaması yapardım. Sual cevap tarzındaki 1500 hadisi İçeren “Allah’ın Rasûlü’nden Hadis Dersleri” isimli eserim de bu ayak üstü konuşmalardan oluştu.
Bu konuyu gücüm ölçüsünde gündemimize taşımaya çalışmışımdır.
Yaklaşık yirmi yıldan beri Emirgan Camii’nin sabah namazı cemaatiyim.
Hâlâ sabahları camiye yeni gelen herkesle ilgilenir, hoş geldiniz der, dua ederim.
Bu 30 Temmuz 2026 Perşembe günü camiye yeni gelen bir kardeşimiz, etkili okuyuşlarını dinlediği imam ve müezzinimizle bana dert yanarak okunan Kur’an’ın niçin anlamlarının aktarılmadığından şikâyetle derdimizi depreştirdi.
Camiler manen bir pazar. Kur’an ile ürünleri artırsak alıcalar var ve giderek de artacak. Ama Diyanetin de İmam Hatiplerin de Kur’an’ı anlamak, anlatmak ve toplumu İslam ahlakı ve yaşamına evriltme diye bir derdi yok gibi. İstisnalar elbette vardır.
Şimdi başlığı verelim ve soralım:
EY DİYANET VE EY İMAM HATİPLER!
ANLAMI VERİLMEDEN OKUNMASI, KUR’AN’I ENGELLEMEK DEĞİL MİDİR?
Sözü Rabbimize bırakalım:
“Kur’ân okunduğu zaman onu anlamak ve uygulamak için okuyun ve dinleyin İyice anlamak için de susun. Böyle yapın ki Kur’ân aracılığıyla merhamete erdirilesiniz.” (Araf 204)
Ali Rıza Demircan