AKİT MENÜ

Tarih

Tek parti devrinde türbelere vurulan kilit: 905 türbe harabiyete terk edildi!

Tarihçi-yazar Said Alpsoy, CHP’nin tek parti devrinde türbelere yönelik saldırılarını dönemin hatıratları, gazete kupürleri ve tarih çalışmalarından aktardığı örneklerle anlattı.

Haber Merkezi

Tarihçi-yazar Said Alpsoy, CHP’nin tek parti devrinde türbelere yönelik saldırılarını dönemin hatıratları, gazete kupürleri ve tarih çalışmalarından aktardığı örneklerle anlattı.

1925’te 905 türbenin kapatıldığını belirten Alpsoy; padişah türbelerinden Anadolu’daki veli kabirlerine kadar uzanan yasakların, tarihî eserleri bakımsızlığa ve tahribata sürüklediğini, bazı yerlerde türbe önünde Fatiha okunmasına dahi müdahale edildiğini aktardı.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında İslâmî hayatı kamusal sahadan tasfiye etmeye dönük baskıların en ağır cephelerinden birini tekke ve türbelerin kapatılması oluşturdu. Tarihçi-yazar Said Alpsoy, “Bütün Türbeler Kapatılacak” başlıklı yayınında döneme ilişkin çok sayıda kaynak ve hatıratı bir araya getirerek yaşananları anlattı.

1925’te çıkarılan düzenlemeler sonrasında Türkiye çapında 773 tekke ile 905 türbe kapatıldı. Kapatılan yerler arasında Anadolu’da halkın hürmet gösterdiği âlim ve velilerin makamlarıyla beraber Fatih Sultan Mehmed, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman gibi Osmanlı padişahlarının türbeleri de yer aldı.

 

“Hangi türbeler kapatılacak?” Cevap: “Hepsi”

Kararın kapsamı 1925’teki Bakanlar Kurulu görüşmelerine ilişkin Hamdullah Suphi Tanrıöver’in hatıralarında açık biçimde görülüyor. Tanrıöver, Mustafa Kemal’e mahalle arasındaki türbelerle Osmanlı padişahları gibi “tarihimizi yapan” şahsiyetlerin türbeleri arasında ayrım yapılıp yapılmayacağını sordu. Verilen cevap tek kelimeydi: “Hepsi.”

Böylece mevcut zulüm birkaç mahallî türbeyle sınırlı tutulmadı. Osmanlı’nın siyasî, askerî ve manevî hafızasını temsil eden kabirler de aynı yasak kapsamına alındı.

 

Murad Hüdavendigâr’ın türbesi 17 yıl kilit altında kaldı

Bursa’daki Sultan I. Murad Hüdavendigâr Türbesi, Batıcı Kemalistlerin saldırılarının misallerinden biri oldu. Münevver Ayaşlı’nın 1942’de gerçekleştirdiği Bursa seyahatine ilişkin hatıratında türbenin sıkı sıkıya kapalı olduğu, camlarının kirden görünmediği, perdelerinin yırtıldığı ve içerinin toz toprak içerisinde kaldığı anlatılıyor.

Türbenin eski görevlisinin verdiği bilgilere göre 1925 öncesinde mekân her gün temizleniyor, gece gündüz nöbetleşe Kur’an-ı Kerim okunuyordu. Kapatma kararının ardından türbedarlar uzaklaştırıldı. Görevliler, “Para pul istemeyiz, bırakınız yine türbeye biz bakalım, temizleyelim” diyerek vazifelerini ücretsiz sürdürmek istedi; buna da izin verilmedi.

Türbedeki ceylan derisine yazılmış Kur’an-ı Kerimler, halılar, seccadeler ve levhalar ameleler tarafından kamyonlara dolduruldu. Nakil sırasında Kur’anların ve kıymetli eşyaların bir kısmının sokaklara düştüğü, bunları halkın topladığı kaydedildi. 1942’ye gelindiğinde türbe tam 17 yıldır kilitliydi. Eski türbedarlar içeri giremedikleri için pencerelerin ardından gizlice Kur’an okuyordu.

 

Yabancı devlet adamından Bursa idaresine: “Ayıp, türbe bu halde bırakılır mı?”

Aynı hatıratta, Yugoslavya’dan gelen bir devlet adamının Bursa seyahatinde Sultan Murad Hüdavendigâr Türbesi’ni görmek istediği belirtiliyor. Türbenin perişan vaziyeti sebebiyle ziyaretin önüne geçilmeye çalışıldı ancak ısrar üzerine kapılar açıldı.

Misafir devlet adamı gördüğü manzara karşısında Bursa valisine, “Ayıp, türbe bu halde bırakılır mı?” diye tepki gösterdi ve Kosova’daki Sultan Murad türbesinin açık ve tertemiz tutulduğunu söyledi.

Osmanlı padişahının hatırasının o yıllarda Yugoslavya sınırlarında kalan Kosova’da muhafaza edilmesine karşılık Bursa’daki makamının 17 yıl boyunca kilit ve toz içerisinde bırakılması, Kemalist rejimin tarih ve medeniyetimize karşı düşmanlığının göstergelerinden biri oldu.

 

Türbe önünde Fatiha okumak bile yasaklandı

Yasaklar türbe kapılarında da sona ermedi. Sabahattin Zaim’in Bir Ömrün Hikâyesi isimli hatıratında, kapalı ve yıkılmaya yüz tutmuş türbelerin önünde, yol ve caddelerde durarak Fatiha-i Şerif okunmasına dahi müdahale edildiği kaydediliyor.

Dua eden vatandaşların devlet görevlileri tarafından engellendiği, açılan ellerin kapattırıldığı ve türbelerin dışından dua edilmesine dahi müsaade edilmediği anlatılıyor.

Despot Kemalist rejim böylece insanların türbenin içine girmesini yasaklamakla kalmadı; milletin ölmüşlerine dua etmesine kadar uzanan bir baskı sahası oluşturdu.

 

Türbeler kilitlendi, tarihî eserler çürümeye bırakıldı

Türbelerin kapatılmasının ardından yüzlerce yıllık kültür mirası da ciddi tahribata uğradı. İbrahim Hakkı Konyalı’nın kayıtlarında Barbaros Hayreddin Paşa Türbesi’nin perişan hâle geldiği ve yıkılmasının gündeme geldiği, yapılan yayınların ardından bundan vazgeçildiği aktarılıyor. Kemankeş Mustafa Paşa’nın türbesi ve medresesi ise yıkıldı.

Eyüp’te yaşananlar tablonun başka bir yüzünü ortaya koydu. Büyük bir selin ardından kapalı türbelere dolan sularda rahleler, şallar ve yazma Kur’an-ı Kerimler yüzdü. Sular çekildiğinde tarihî eserler çamurun altında kaldı, birçok yazma eser çürüyerek kullanılamaz hâle geldi. Türbelerin kapılarında ise kara kilitler asılıydı.

Bir medeniyetin asırlar boyunca meydana getirdiği eserler, onları koruyacak görevliler uzaklaştırıldıktan sonra suyun, çamurun, hırsızlığın ve bakımsızlığın insafına terk edildi.

18 yılda türbelere 30 bin, Halkevlerine 60 milyon lira

1925-1943 arasındaki 18 yılda türbelerin tamiri için toplam 30 bin lira harcandı. Yıllık ortalama rakam 1.667 liranın dahi altında kaldı.

Buna karşılık 1932-1950 yılları arasındaki 18 yıllık dönemde Halkevlerine devlet bütçesinden 60 milyon lira aktarıldı.

Bir tarafta yüzlerce yıllık tarihî yapılar çöküşe bırakılırken diğer tarafta Batıcı Kemalist rejimini ideolojik ve kültürel kurumlarına milyonlarca lira tahsis edildi.

 

1931 tarihli gazete: “Kapalı türbelerde sirkat var”

Bakımsızlığa terk edilen türbelerin içindeki kıymetli eşya da korunamadı. 12 Haziran 1931 tarihli Yarın gazetesinin haberinde “Kasa boş!” başlığı kullanıldı ve “kapalı türbelerde sirkat var” denilerek türbelerdeki hırsızlıklar gündeme getirildi.

Türbeler, yüzyıllar boyunca Müslüman halkın bağışladığı kandiller, halılar, seccadeler, yazma eserler ve sanat değeri yüksek levhalarla donatılmıştı. Kapıların kilitlenmesi ve görevlilerin uzaklaştırılmasıyla bu eserler de savunmasız hâle geldi.

Bayburt’taki Selçuklu türbesi bir gecede yıkıldı

Tahribat bazı yerlerde bakımsızlık sınırını da aştı. Osman Turan’ın Türkiye’de Siyasî Buhranın Kaynakları eserinde aktarılan hadiseye göre dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Bayburt ziyareti sırasında halkın hürmet gösterdiği Selçuklu devrine ait bir türbenin yıkılmasını istedi.

Türbe yıkılmadığı takdirde şehrin “haritadan silineceğini” söylediği kaydedilen Kaya’nın emri üzerine tarihî yapı bir gece içerisinde yıkıldı.

 

Bir devrin tarih ve medeniyet tasfiyesi

1925’te 905 türbenin kapısına vurulan kilit, basit bir idarî karar olarak kalmadı. Türbedarlar kovuldu, Kur’an tilaveti kesildi, ziyaretler yasaklandı, tarihî binalar bakımsızlığa terk edildi, yüzlerce yıllık yazmalar ve sanat eserleri çürüdü veya kayboldu. Bazı türbelerin önünde dua edilmesine dahi müdahale edildi.

Fatih’in, Yavuz’un, Kanuni’nin, Murad Hüdavendigâr’ın ve Anadolu’nun dört bir yanında milletin hürmet ettiği âlim ve velilerin kabirlerine uzanan bu zulüm, mukaddesata düşman Kemalist rejimin Osmanlı ve İslâm mirasına yönelik tahribatının en somut örneklerinden biri olarak yakın tarihimizde duruyor.

Yorumlara Git

Bakan Uraloğlu: Dünyada ilklere imza attık! 24 yılda 519 kilometrelik 4 bin 272 köprü yaptık

Milyonlarca dolarlık kasayı Haluk Levent’e teslim etmişler: Ahbap, dolandırırken Filistin’i de kullanmış!

Tek parti devrinde türbelere vurulan kilit: 905 türbe harabiyete terk edildi!

Osmanlı arşivinden petrol belgesi: O ilimizdeki rezerv 1898’de kayıtlara girmiş!

Ukrayna, NATO'dan destek istedi: Rus mayınlarından kurtarın bizi!