AKİT MENÜ

Yaşam

Pandemi bitti ama birbirimizden uzaklaşma bitmedi!

Mirat Haber yazarı Şaban Doğan, kaleme aldığı köşe yazısında pandeminin yalnızca sağlık ve ekonomi üzerindeki etkilerini değil, insan ilişkilerinde bıraktığı izleri de ele alıyor. Doğan, “Pandemi bitti. Peki, sosyal mesafe ne zaman bitecek?” sorusuyla, salgın döneminde zayıflayan aile, akrabalık ve sosyal bağların yeniden kurulması gerektiğine dikkat çekiyor. İşte o yazı

Haber Merkezi

Mirat Haber yazarı Şaban Doğan, kaleme aldığı köşe yazısında pandeminin yalnızca sağlık ve ekonomi üzerindeki etkilerini değil, insan ilişkilerinde bıraktığı izleri de ele alıyor. Doğan, “Pandemi bitti. Peki, sosyal mesafe ne zaman bitecek?” sorusuyla, salgın döneminde zayıflayan aile, akrabalık ve sosyal bağların yeniden kurulması gerektiğine dikkat çekiyor. İşte o yazı

Bir salgın geldi ve hayatımızın akışını değiştirdi. Sokaklar boşaldı, işyerleri kapandı, okullar sustu, camiler sessizliğe büründü. İnsanlar birbirinden uzaklaştırıldı. Anne babalar çocuklarından, kardeşler kardeşlerinden, hısım akraba birbirinden uzak kaldı.

Fakat bugün geriye dönüp baktığımızda belki de asıl sormamız gereken soru şu:

Pandemi sona erdi ama pandeminin insan davranışları üzerindeki etkileri sona erdi mi?

Pandemi döneminde ölüm hayatın bir parçası olmaktan çıkmadı. Ölüm zaten insan hayatının değişmez gerçeğidir. Ancak ölümün her gün ekranlara taşınması, vaka sayılarının, vefatların, yoğun bakım ve entübe hasta sayılarının sürekli açıklanması toplumda güçlü bir korku ve tehdit algısı oluşturdu.

 

Şöyle düşünelim:

Bugün televizyon kanalları her gece büyük bir ciddiyetle, “Bugün Türkiye’de şu kadar kişi hayatını kaybetti; ölümlerin şu kadarı kalp-damar hastalıklarından, şu kadarı kanserden, şu kadarı başka hastalıklardan kaynaklandı” diye yayın yapsa ne olurdu?

İnsanların önemli bir bölümü muhtemelen her gün ölümün gölgesinde yaşadığını düşünürdü.

Nitekim Türkiye’de 2024 yılında 489 binden fazla kişi hayatını kaybetti. Bu, günde ortalama yaklaşık 1.340 ölüm anlamına geliyor. Ölümlerin önemli bir bölümü dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklanıyor.

Buradaki mesele, Covid-19 nedeniyle yaşanan ölümlerin gerçekliğini inkâr etmek değildir. Mesele şudur:

Bir toplumun zihnine ölüm nasıl anlatılır ve sürekli ölüm haberleri insanların davranışlarını nasıl değiştirir?

Pandemi döneminde “sosyal mesafe” hayatımızın en çok duyduğumuz kavramlarından biri oldu.

Gitme…

Gelme…

Sarılma…

Tokalaşma…

Kalabalığa girme…

Yaşlıların yanına yaklaşma…

Evde kal…

Bir dönem bunların önemli bir kısmı salgının yayılmasını önlemek için gerekli görülen tedbirlerdi. Fakat insan davranışlarının en önemli özelliklerinden biri şudur: Geçici alışkanlıklar kalıcı davranışlara dönüşebilir.

16 Mart 2020‘de Türkiye’de camilerde cemaatle namaz ve cuma namazına ara verildi. Daha sonra belirli şartlarla yeniden ibadete açıldılar.

Bir Müslüman açısından bunun anlamı yalnızca ibadet düzenindeki bir değişiklik değildi.

Çünkü cami sadece namaz kılınan bir mekân değildir.

Cami; insanın insanla karşılaştığı, selamlaştığı, hal hatır sorduğu, cemaat bilincini yaşadığı yerdir.

Pandemi döneminde ise insanın insana yaklaşması risk olarak kodlandı.

Ve bu durum yalnızca camilerde yaşanmadı.

Bayram ziyaretleri kesildi.

Anne babalar ziyaret edilemedi.

Kardeşler birbirlerinden uzak kaldı.

Hısım ve akraba ziyaretleri azaldı.

 

Hastanın yanına gitmek, yaşlının elini öpmek, cenazeye katılmak, düğünde bir araya gelmek bile bir dönem ciddi bir risk olarak görüldü.

Elbette bütün bunların salgın şartlarında gerekçeleri vardı. Fakat bugün artık başka bir soruyu sormanın zamanıdır:

Geçici olarak hayatımıza giren sosyal mesafe, zihinsel bir mesafeye dönüştü mü?

Çünkü pandemi sonrasında birçok insanın hayatında şu cümle daha fazla yer buldu:

“Telefon açarım.”

Oysa sıla-i rahim sadece telefon açmak değildir.

Sıla-i rahim; ziyaret etmektir, hal hatır sormaktır, gönül almaktır, ihtiyaç anında yanında olmaktır. Anne babayı, kardeşi, amcayı, dayıyı, halayı, teyzeyi, akrabayı yalnızca telefon rehberindeki bir isim olmaktan çıkarmaktır.

Kur’an-ı Kerim’in bize hatırlattığı aile ve akrabalık bağları, modern hayatın bireyselliği karşısında zaten zayıflıyordu.

Pandemi ise bu süreci daha da hızlandırmış olabilir.

İnsanlar evlerine kapandı.

Sonra ekranlara yöneldi.

Ekranlar insanları birbirine bağladı ama aynı zamanda yüz yüze ilişkilerin yerini de almaya başladı.

Bugün aynı apartmanda oturan insanların birbirini tanımadığı, kardeşlerin aylarca görüşmediği, anne babaların çocuklarını beklediği bir toplum görüntüsüyle karşı karşıya kalabiliyoruz.

İşte bu nedenle pandemi hakkında yalnızca “Kaç kişi öldü, kaç kişi hastalandı?” sorusunu sormak yeterli değildir.

 

Bir başka soru daha sorulmalıdır:

Kaç sosyal bağ koptu?

Kaç aile birbirinden uzaklaştı?

Kaç çocuk büyükanne ve büyükbabasının ziyaretinden mahrum kaldı?

Kaç insan komşusunu, akrabasını, dostunu aramayı bıraktı?

Ve daha önemlisi:

Bu uzaklıkların ne kadarı pandemi sona erdikten sonra da devam etti?

“Plandemi” kavramı üzerinden ortaya atılan iddiaların tamamını kesinleşmiş gerçekler olarak kabul etmek elbette mümkün değildir. Pandeminin nasıl yönetildiği, alınan kararların gerekliliği, uygulanan politikaların sonuçları, aşıların güvenliği ve şeffaflığı gibi başlıkların tamamı bilimsel ve hukuki zeminde araştırılabilir ve tartışılabilir.

Fakat bütün bunlardan bağımsız olarak ortada göz ardı edilmemesi gereken bir gerçek var:

Pandemi, toplumun insanlarla ilişki kurma biçimini değiştirdi.

Belki de şimdi yapmamız gereken, yalnızca geçmişte ne olduğunu tartışmak değil; kaybettiğimiz sosyal bağları yeniden kurmak.

Çünkü sıla-i rahim bir nostalji değildir.

Anne babanın kapısını çalmak nostalji değildir.

Kardeşini ziyaret etmek nostalji değildir.

Akrabanın cenazesine, düğününe, hastalığına, sevincine ortak olmak nostalji değildir.

Bunlar Müslüman’ın sosyal sorumluluklarıdır.

Pandemi bize hastalıktan korunmayı öğretti.

Şimdi ise başka bir şeyi öğrenmemiz gerekiyor:

 

İnsandan uzaklaşmanın da bir bedeli vardır.

Çünkü belki virüsten kurtulduk…

Ama birbirimizden uzaklaşmayı hâlâ sürdürüyoruz.

Asıl soru da burada başlıyor:

Pandemi bitti. Peki, sosyal mesafe ne zaman bitecek?

Yorumlara Git

Az kalsın onlarca şehit veriyorduk! Türkiye'den angajman hamlesi: İsrail'e set çekilecek

Yücel Kaya'dan Türker Ertürk'e sert tepki: Türk düşmanlığı daha nasıl olur?

Pandemi bitti ama birbirimizden uzaklaşma bitmedi!

Belediye parası ile yolsuzluk savunması: Ali Karahasanoğlu’ndan çarpıcı analiz

Teröristbaşından Özgür Özel'e mesaj: “Demokrasinin yolu Silivri'den değil, İmralı'dan geçer”