Aktüel
Kapitalizm Sosyalizm ve İslam (8)
Hukukçu yazar Av. Ömer Faruk Uysal 'Kapitalizm Sosyalizm ve İslam (8)' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
İşte Hukukçu yazar AV. Ömer Faruk Uysal'ın kaleme aldığı o yazı;
Eskiden bu tür sıralamalar, mukayeseler, çok fazla yapılırdı. Şimdi yapılmıyor. Çünkü, kapitalizmin ötekisi sosyalizm tüm iddiasını yitirdi. SSCB, Doğu Bloku, komünizm artık yok. Dolayısıyla böyle bir rekabet, yarış ve kendini zıddı ile tanımlama da yok, aktüel değil.
Bir mantık ve felsefe kuralı olarak "herşey zıddıyla bilinir" hükmü pek kullanışlıdır. İslam ile diğerlerini karşılaştırmak açıklayıcı ve kolaylaştırıcı olacaktır. Hemen belirtelim, İslam Hz. Ademden beri süregelen semavi dinlerin, devamı, sonuncusu ve mütekamilidir. Dünyevi tezahürleri de çok olan, uhrevi, manevi, metafizik bir anlayış ve iman konusudur. Bir ekonomi, ekonomik sistem, ideoloji ve beşeri bir doktrin değildir. Ekonomisinden bahsedilebilinir fakat ekonomiye indirgenemez. Biz ise burada, üç akımı iktisadi bakımdan kısaca ve iddiasız karşılaştıracağız.
İslam, din ve iktisat olarak Ademden beri gelen bir evveldir. kapitalizm ve sosyalizm ise yeniyetme ve ahirdir. Sosyalizm kapitalizmin zıddı, antitezi ve aksü'lamelidir. İslam ise tepkisel bir reaksiyon değildir, ezelden gelir. Fıtrata ve onun Fatır-ı Hakimine dayanır. Bu anlamda İslamın kapitalizmle şöyle bir yakınlığı vardır. Serbest piyasa, özel mülkiyet, kar, hür teşebbüs vs.yi meşru görür, teşvik eder. Sosyalizm ise, tabii olan bu kavramların iyice suistimali üzerine, bunları reddederek tam tersi bir yola girmiştir. Ancak İslamın sosyalist ideoloji ile de şöyle bir benzerliği vardır. İslam adalete, sosyal adalete, eşitliğe, musavata, hayati derecede önem verir. (Komşusu açken tok yatan bizden değildir.) Fakat sosyalizm adaleti eşitliğe, üstelik mutlak bir maddi eşitliğe irca eder. Tarih boyunca ve tabiatta (fıtratta) ise mutlak eşitlik yoktur, zorlamadır, beyhudedir. Bir yoklukta eşitlik adımıdır ama o da sağlanamamış, bir nevi devlet kapitalizmine dönüşmüştür. Sosyalizmin diyalektik materyalizmden sonraki, en büyük açığı fıtri olan özel mülkiyeti ve piyasayı dışlamasıdır.
Burada İslam iktisadiyatını bütünüyle aktarma imkanımız olmadığından, onu zıtlarıyla ve varsa benzerleriyle tanımlamıyoruz da ihsas ediyoruz. Efradını cami, ağyarını mani bir yöntem kullanmak istiyoruz. Şu halde İslam ekonomi anlayışı bazı yönleriyle kapitalizm ve sosyalizme zıt, bazı yönleriyle de benzerdir. Ki, yukarıda kımen değindik. Burada İslam, kabaca bakıldığında her ikisinin ortasında bir yerlerde duruyor ve her ikisinin de iyi yönlerini almış kolaycılığına da düşmek olmaz. Zira İslam bir evvel olarak ahirindekilerden mantıken birşey alamaz, almamış. Buna rağmen bazı İslamcılar, yakın geçmişte, İslam sosyalizmi gibi özenti kavramlar icad etmiştir.
Kapitalizm ve sosyalizmin iki önemli farkını da zikrdelim. Sosyalizm deha sahibi Marks ve Engelsin birikimlerinin, fikriyatının çalışması ve ürünüdür, ideoloji ve doktrindir. Kapitalizm ve dayandığı özel mülkiyet, hür teşebbüs, piyasa, kar ise avcı ve toplayıcı ilk insanların doğal davranış ve kabülleridir. Henüz para icad edilmeden ilkel insanın ellerindekilerini takas ile çeşitlendirmesi ve zenginleştirmesi piyasa, özel mülkiyet ve hür teşebbüsün faydalarıdır.
Diğer bir önemli fark ise, kapitalizmin büyük ölçüde doğallığına rağmen sosyalizmin insan ürünü ve yapaylığıdır. Bunun üçüncü bir sonucu ise kapitalizmin başarısına mukabil sosyalizmin başarısızlığıdır. Tabii, geleneksel ve kadim olan, gayr-ı tabii, nevzuhur ve yeniyetmeyi geçmiştir. Sosyalizmin ayakları yere basmıyordu, ontololojik bir zemini de yoktu. Güzel fakat imkansız bir temenni idi. Bunu başarmak için halk hapisaneleri kurdu, totalitarizmin dibini buldu, istilalar yaptı.
Ancak kapitalizm fıtri ve doğal olanlardan ibaret değildir. Fıtrat kökenli fakat, onu tağyir ve tebdil edici bir suistimaldir. Sırf faiz ve tekelci kapitalizm (monopol), kapitalizmin "izm"i ve istismar yöntemidir, ahlaksız bir ideolojidir. Faizcilik ve monopol gayr-ı ahlaki, hukuk dışı bir sömürü demektir. Emperyalizm safhasında, emeğini ve kaynaklarını sömürdüğü ülkelerde büyük zulümler yapmıştır.
Sosyalizm de, tarihi ideoloji ve felsefelerden biri değildir. Gerçekten nazariyatı geçerek tatbike kalkışılmış muazzam bir teori ve pratiktir. Bu yönüyle tarihte ilktir ve sondur. Marks "şimdiye kadar filozoflar dünyayı anlamaya çalıştılar, oysa asıl olan onu değiştirmektir!" derdi. Marks/ Engels çok büyük bir işe kalkıştılar ancak tatbiki konusunda bir adım atamadılar. Her ikisi de burjuvaydı. Marks, önce zengin baba, sonra zengin kayınvalide parası yiyen bir hazır yiyici teorisyendi. Ev ekonomisini dahi çeviremeyen bir müsrifti. Maddi yokluğa düştü, zengin Engelsce desteklendi. Evindeki genç hizmetçiyi hamile bıraktı. Doğan çocuğu sorun çıkmasın diye Engels'e yıktılar. Zavallı çocuk fakir bir aileye evlatlık verildi. Bütün bunları Engels ölümüne yakın itiraf etti. Marks usta kendi kapısını yapamadı, terzi kendi söküğünü dikemedi ama tarihin en iddialı iktisat tezini iddia etti.
Felsefi açıdan bakıldığında kapitalizm bir varoluşa, olana, ontololojiye; sosyalizm ise, olması gerekene, olması istenene, deontolojiye bina edilmişti. Böyle bir üretim, dağıtım ve tüketim verimli olmadı. Psikoloji, sosyoloji, ekonomi gerçekleriyle örtüşmedi, gayr-ı tabiydi. Merkezi-fiziki planlama, İlahi gizli elin kurduğu dengeyi kuramadı. SSCB ve Doğu Bloku, kendi içinden, kendi üzerine çöktü.
Marksizmin en büyük cüreti şuydu; Doğanın, tarihin ve ekonominin yasaları, tarihin, insanlığın akış yönü keşfedilmişti! İlkel-komünal toplum, köleci toplum, feodalite ve kapitalizm sosyoekonomik formasyonlarının üzerine mutlaka sosyalizm-komünizm gelecekti! Bu bilimsel bir tespitti ve yanılması da imkansızdı. Bilimsel sosyalizmin kendi lehine çalışacak militanlara da ihtiyacı yoktu! Allah'ın (sosyal tabiatın!) emriydi. Ama kazın ayağı da öyle değildi!
Bu Marksist öngörü, yanılmazlık ve geleceği okuma, Fatalizm (Kadercilik) diye eleştirildi. Ancak bu Allahın herşeyi ezeli ve ebedi bilmesi (ilim nev'inden) değil; doğaüstü (diyalektik materyalizm yasaları) ile açıklandı. Son tahlilde bir doğüstü'ne (Tanrı'ya), inanmadan olmuyor işte!
Marksizmin itikad sahasına giren afilli adı, tarihin ana motoru ise diyalektik materyalizmdir. Bir Tanrı'ya ihtiyaç durmaksızın herşeyi halleden bir motor! İnsanın hadsizliği, cüretkarlığı işte! Diyalektik materyalizmden (nefsini, hevasını), ilah edineni gördün mü? (Furkan 43) Sosyalizm bütün ciddi açıklarına rağmen mühim bir insani arzuya tekabül ediyordu. Eşitlik, adalet, kardeşlik söylemi. Bediüzzaman der ki; "Meslekler, mezhepler ne kadar batıl da olsalar, içinde ukde-i hayatiyesi hükmünde bir hak, bir hakikat bulunur. Eğer içindeki hak ve hakikat, neticelere hükmediyor ve menfi ciheti müspet cihatine galebe ediyorsa o meslek batıldır." Nursi, komünist istilalar ve inkar-ı uluhiyet yönü ağır basana kadar sosyalizmi necis(pis), kapitalizmi ise ences (en pis) görüyor ve kapitalist emperyalizme karşı bir denge unsuru nazarıyla bakıyordu. Fakat ahirzaman hadislerinden ve hadiselerinden istinbat etti ki, asıl materyalist komünizm encesmiş, Deccalmiş. Bunun üzerine ehl-i kitap Hristiyanlarla dinsizliğe karşı ittifaka yöneldi. Bugün komünizm bittiğine göre, İslamın ve insanlığın düşmanı tekrar küresel kapitalizmdir, çünkü encestir.
Esasen küresel kapitalist devletlerde hükmeden de küresel Siyonizmdir. Siyonizm tarihinin hiçbir döneminde Batı ve ABD ve tüm dünya üzerinde bu kadar hegemon olamamıştır. Son soykırımına karşı tüm Batı'nın ve ABD'nin açık desteğini almış ve onları, şedid insanlık suçlarına ortak etmiştir. Ekonomi, siyaset, medya, finans, san'at, küresel politika, vs.'lerde Siyonist hegomonya görülmeden sosyoekonomikpolitik durum anlaşılamaz.
Marksist ideoloji değilde Marksist metodoloji, iktisat, sosyoloji ve tarih ilimlerine yeni bir perspektif getirdi, dünyayı sarstı. Sosyalizm, vahşi kapitalizm ve sömürgeciliğin karşısında bir denge unsuru da oldu. DP, müttefik ABD'nin izin vermemesi üzerine, hayati, büyük sanayi yatırımlarını SSCB desteğiyle yaptı. Türkiye halen ABD-Rusya çekişmesini kullanarak önündeki büyük bariyerleri aşıyor, devler ligine ilerliyor. Abdülhamid Han'da İngiliz, Rus, Fransız, Alman rekabetini (çelişkilerini) içten-dıştan kuşatılmış Devlet-i Aliye'yi kurtarmak için kullanmıştı. Cumhuriyet döneminde tamamen Batı'ya, ABD'ye kapıldık. Zira Kemalizm tipik bir Batı'cı ideolojidir, Batı'ya hayran ve angajedir.
Nursi; "Alemin ihtilali nedir? sorusuna; Say (emek) ile sermayenin mücadelesidir." cevabı veriyor. Keza, "Sonra görüyoruz ki, alem-i insaniyetde belki hayvan aleminde bir daire hükmünde teşkil olunuyor. Ve nokta-i merkeziyede rızık vazedilmiş. Bütün nev'i insanı ve hatta hayvanatı rızka adeta taaşşuk (şiddetli aşk) ettirip onları umumen rızka hadim (hizmetkar) ettirip, onları umumen rızka musahhar etmiş (emrine vermiş). Onlara hükmeden rızıktır. .... Demek kainat içinde en acib, en zengin, en garip, en şirin, en cami, en bedi hakikat rızıktadır." (Mektubat :349)
Ontololojik sınıf mücadelelerini esas alan bu yaklaşım, bir yönüyle Marksist tarih okumasıyla benzeşir! Ancak Marksizm bu maddi gerçekliği hem abartmış hem de esas bağlamı dışında ideolojiye (zihni spekülasyona) çevirmiştir. Tarih, insanlık, sosyoloji bundan ibaret değildir, mülti faktöryeldir. Fakat Marksta kapitalizm (Bediüzzaman'da ecir devri, ücretlilik) yine de sosyoekonomik formasyonların, tarihen en ilerisi ve gelişmişidir, kölecilik ve feodaliteden ileridir! Marksa göre, kapitalist dönem yaşanmadan, son devir sosyalizme geçilemez.
Bediüzzaman ise, son dönem kapitalizm yerine Malikiyet ve Serbestisiyet devrinin geleceğini söylüyor. Kapitalizme kadar beşeri yaşama devirlerini sıralama hususunda paraleller. Şüphesizki bir asır evvelki kapitalizm artık yok, ciddi bir dönüşüm ve başkalaşım halinde. Tabikide bu sosyalizm yönünde değil. Nursi, aynı konuyu rızık (Rabbin ihsanı) Rezzak (rızkı veren Rab) bağlamında Tevhidi açıdan ele alıyor ama aynı konuya önemle tahşidat yapıyor. Bu konuda ki, tahlilimizi, (Marks Nursi mukayesesini) "Beşeri Yaşama Devirleri; Muhtasar Dünya Tarihi" (Köprü, 69. sayı, Kış) da okuyabilirsiniz.