Gündem
Seferberlikten Canberliğe
Türkiye’nin bölgesindeki sinsi hareketliliklere dikkat çeken Mehmet Beyhan, ‘can-hayat’ ve ‘berlik-birliktelik’ başlıklı bir yazı kaleme aldı. Ülkemize yönelik tehditlerin bugün sadece sınırlarımıza fırlatılacak füzelerden ibaret olmadığını dile getiren Beyhan, “Asıl tehdit; zihinlerimize sızmaya çalışan umutsuzluk, sosyal medyadan yayılan dezenformasyon ve bizi birbirimize düşman etmeyi amaçlayan o sinsi akıldır. Canberlik şuuru; askeri bir üniforma giymeyi beklemeden, her birimizin durduğu yeri bir cephe hattı olarak kabul etmesidir” ifadeleriyle kolektif şuur ve milli dayanışma çağrısı yaptı.
İşte Mehmet Beyhan’ın o yazısı…
Bölgesel fay hatlarının hızla yerinden oynadığı, sınırımızın hemen ötesindeki istikrarsızlık zemininde dış güçlerin namlusunu doğrudan Türkiye’ye çevirdiği tarihi bir esnemeden geçiyoruz. İşgal altındaki topraklardan barış irademizi test etmeye kalkanlar, bu toprakların gücünü yalnızca askeri raporlardan ibaret sanıyorlar. Onların büyük bir yanılgıyla ıskaladığı gerçek; bizim sadece askeri bir seferberlik potansiyeline değil, asırlardır bu toprakların genetiğine işlenmiş köklü bir "canberlik" ruhuna sahip oluşumuzdur.
"Canberlik" terimini ilk defa bu yazıda kullandık. Haklı olarak nasıl bir anlam yüklediğimizi merak edersiniz. Özünde "Can" hayat, "berlik" ise birliktelik demektir; yani en yalın tanımıyla Canberlik, bir "Yaşam Birliği"dir. Sosyolojik olarak "kolektif şuur" veya "tabii dayanışma" diyebiliriz. Topluma dışarıdan gelen varoluşsal bir tehdit karşısında, yasal zorunluluğu beklemeden, bir vicdan ve kolektif şuurla birbirine kenetlenmesi durumudur.
Dünya tarihi, devletlerin resmi bir emirle ordularını ve kaynaklarını harekete geçirdiği seferberlik örnekleriyle doludur. Şüphesiz ki Türkiye Cumhuriyeti, tehdit kapıya dayandığında bu mekanik gücü en kusursuz şekilde devreye alacak kudrettedir. Ancak kağıt üzerindeki askeri hesapların asla formüle edemediği asıl güç; yukarıdan aşağıya bir emirle değil, kalpten kalbe yayılan bu canberlik şuurudur.
Tarihimizde canberliğin yaşandığı en somut örnekler Çanakkale ve 15 Temmuz gecesidir. Resmi tarih kitapları Çanakkale’yi devletin ilan ettiği resmi bir seferberliğin başarısı olarak yazar. Oysa mekanik hesaplara göre o cephenin çoktan düşmesi gerekirdi. Çanakkale’yi asıl geçilmez kılan sır, resmi emirlerin ve mühimmatın bittiği o karanlık siperlerde canberlik ruhunun ayağa kalkmış olmasıdır. Çanakkale, cepheye yasal bir zorunlulukla gelenlerin, saniyeler içinde birbirinin canını kendi canından aziz bilerek kenetlendiği bir can bağı destanıdır. Cephanesi bittiğinde süngüsünü takıp yanındaki siper arkadaşı için göğsünü siper eden o ruh, seferberliğin soğuk askeri kurallarıyla değil, canberliğin o sıcak ve kolektif vicdanıyla açıklanabilir.
İşte o asırlık şuur, tarih sayfalarında tozlu bir anı olarak kalmamış; 15 Temmuz gecesi bu milletin çıplak elleriyle tanklara karşı durduğu sokaklarda yeniden tecelli etmiştir. 15 Temmuz, hiçbir resmi seferberlik emri veya yasal zorunluluk olmaksızın, sadece vatanın ve geleceğin can bağını korumak için milyonların aşağıdan yukarıya doğru bir sel gibi meydanlara akmasıdır. O gece meydanlara çıkan her bir vatandaş, yanındaki tanımadığı insanın canını kendi canı bilmiş, tıpkı Çanakkale siperlerindeki gibi tek bir organizma halinde "Yaşam Birliği"ni müdafaa etmiştir. Düşman odakları hem Çanakkale'de hem de 15 Temmuz'da devletin resmi duvarlarına değil, milletin kendi göğsünden ördüğü o sarsılmaz canberlik hattına çarparak diz çökmüştür.
İşte tam da bu yüzden, bugün karşı karşıya olduğumuz tehdit sadece sınırlarımıza fırlatılacak füzelerden ibaret değildir. Asıl tehdit; zihinlerimize sızmaya çalışan umutsuzluk, sosyal medyadan yayılan dezenformasyon ve bizi birbirimize düşman etmeyi amaçlayan o sinsi akıldır. Sınırlarımıza yönelen küstah bir tehdidi sadece devletin veya ordunun "resmi" bir sorunu olarak göremeyiz. Canberlik şuuru; askeri bir üniforma giymeyi beklemeden, her birimizin durduğu yeri bir cephe hattı olarak kabul etmesidir.
Bugün fabrikada tezgahının başında ter döken bir ustanın vidayı daha sıkı sıkması, laboratuvardaki bir mühendisin bir satır daha fazla kod yazması, tarladaki çiftçinin toprağa daha sıkı sarılması ve bir öğretmenin öğrencisine bu ülkenin asil tarihini aşkla anlatması Canberlik’tir. Masasında, ofisinde veya atölyesinde bıkmadan, yorulmadan üreten her insan; sınır boylarında nöbet tutan Mehmetçik’e görünmez bir zırh örmektedir. Çalışma aşkımız ve üretme şevkimiz, bize yönelen tehditlere karşı vereceğimiz en asil, en gürültüsüz ama en sarsılmaz cevaptır. Unutmayalım ki, işini en iyi yapan, vatanını en iyi savunandır.
Bizi tehdit edenler bilsin ki; ordular karşı karşıya geldiğinde sadece askeri düzenler çarpışmaz, toplumların ruhları çarpışır. Türkiye’nin sarsılmaz gücü, kriz anlarında tüm kişisel farklılıkları bir kenara bırakarak tek bir organizma gibi kenetlenebilmesidir.
Bugün bölgeyi ateşe veren saldırganlığa karşı vereceğimiz en büyük cevap; uyanık bir zihin, aşkla çarpan ve çalışan bir kalp, güçlü bir toplumsal farkındalık ve sarsılmaz bir iç cephedir. Seferberlik sınırları korur; bizi biz yapan, bizi masada ve sahada muzaffer kılan ise canberlik’tir.
İlişkili haber:
İlişkili haber:
İlişkili haber: