Kadın - Aile
Ah bizim evlerimiz...
Evimiz için, dilimizde; hane, beyt, dâr, menzil, dam ve mesken gibi kelimeler var.
Bir zamanlar yaşadığımız meskenlerin hemen hepsi ailenin, özel/mahrem dünyasını oluşturan avlu içerisindeydi. İnsan boyundan daha yüksek bu duvarlar, bu dünyanın geçit vermez sınırları gibiydi.
Bu duvarların sokağa/caddeye bakan tarafına açılmış olan kapı, tek giriş yeridir.
Osmanlı evlerinde; bu milletin ahlâk, komşuluk ve örf-âdet anlayışlarını şekillendiren bir kültürü görmek mümkündür.
Üç-üçbuçuk metre genişliğinde ve bir o kadar da yükseklikteki bu kapıların bazılarında, önünde duranları yağmurdan ve güneşten korumaya yarayan küçük bir çatı siperlik olurdu.
İki büyük kanattan oluşan bu ahşap kapılar, üç unsurdan meydana gelmektedir. İki büyük kanat sadece evin avlusuna araba giriş-çıkışında açılır, diğer zamanlarda arkadan açılabilen bir mekanizmayla kapalı durur. Kanatlardan birisi sürekli sabit iken, diğer kanat, eve hayvan giriş-çıkışlarında kullanılır. İşte bu hareketli kanat içerisinden açılan daha küçük bir kapı ise, insanlar içindir. Yerden 25-30 santimetre kadar yüksek ve insanın sığabileceği büyüklükteki bu kapı, ancak adım atılarak geçilebileceği için, avludaki küçük çocukların kontrolsüzce hızla dışarı çıkmalarına mâni olurdu..
Yabancılar, Osmanlı toplumunun ahlâk ve mahremiyet anlayışı çerçevesinde, ev sahibinden izinsiz, bu kapıdan giremezlerdi.
Kapıdan evin avlusuna girilir. Bu avlu veya “hayat” tabir olunan alan Horasan’dan iran’a oradan bütün Ortadoğu’da ve Osmanlı’nın gittiği Balkanlar’da da yaygındır. Bütün Kuzey Afrika’ya oradan, ta Endülüs İspanyası’na kadar uzanmıştı avlular..
Avluda; sakinlerin ihtiyaçlarına ve meşguliyetlerine zenaatına göre; ahır, samanlık veya pekmez yapılan şırahane, kilim, bez dokuma atölyeleri de bulunurdu. Ayrıca ocak, çamaşır taşı, dibek taşı, ağaçlar, çiçekler, çeşme veya kuyu, ark, fırın vs. vardır. Avlu genişse bir kenarında sebze de yetiştirilir. Avlu, çoğunlukla evde bulunan kadının nefes alması, dinlenmesi, çalışması, komşularıyla sohbet edebilmesi için, uygun bir mekândır.
1835'te İstanbul'a gelen Miss Julia Pardoe, bu avlular için; “Keşke Shakespeare, Romeo ve Juliet'in bahçe sahnesini yazmadan önce buraları görmüş olsaydı” demiştir.
Avlu, ev sahibi için dış dünya ile şahsî dünyası arasında bir geçiş alanıdır. Burada ev haliyle de dolaşıldığı için, komşuların, başkalarının avlularını görecek şekilde ev yapmaları yasaktı..
Kapıdaki tokmaklar da, ayrı bir kültür ve medeniyet örneğidir. Kapıdaki iç içe iki demir halkadan büyüğü, daha tok ses çıkarır, eve gelen kişi erkek ise, bu halkayı çalar; içte olan halka ise, daha ince bir ses çıkarır, bu eve gelen kadın ziyaretçiler içindir. Çalan tokmağın sesine göre ev sahibi gelenin cinsiyetini anlar kapıyı açmaya ona göre birisi gider evdekiler gelene göre kendilerine çeki-düzen verirler.