Gündem
Lütfi Bergen çiftlerin boşanma sürelerine dikkat çekti: Boşanmaların uzaması...
Yazar Lütfi Bergen, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2. Yargı Paketi'nde görüşüleceği ifade edilen 'Süresiz Yoksulluk Nafakası'na ilişkin değerlendirmelerde bulunarak çiftlerin boşanma sürecine dikkat çekti ve " Evlenme aktini bir (1) günde gerçekleştiren çiftlerin boşanma süreçlerinin beş (5) yıla varan süreçlere uzaması akit özgürlüğüne yönelik bir ihlal kabul edilmelidir." dedi.
Taha Emre Özdemir Yeniakit.com.tr
"Türkiye’de aile problemlerinin ağır hasarları 1988’de Süresiz Yoksulluk Nafakası değişikliğiyle başlamıştır." diyen Bergen, "Süresiz Yoksulluk Nafakası meselesinde günümüzde mağdur taraflarının teklifi şudur: 'Boşanma davası açıldıktan itibaren nafaka 5 yıl ile sınırlandırılmalıdır.' ifadelerini kullandı.
'Sorumluluk devlette olmalı'
"Türkiye’de aile problemlerinin ağır hasarları 1988’de Süresiz Yoksulluk Nafakası değişikliğiyle başlamıştır." diyen Bergen, "Süresiz Yoksulluk Nafakası meselesinde günümüzde mağdur taraflarının teklifi şudur: 'Boşanma davası açıldıktan itibaren nafaka 5 yıl ile sınırlandırılmalıdır.' ifadelerini kullandı.
"Boşanma davası beş yılda neticelenmediğinde nafaka konusu nasıl düzenlenecektir?" diye soran Bergen, çözüm önerisi olarak şunları söyledi:
"Öncelikle Türk Medeni Kanunu'nun 175. Maddesi'ndeki 'Süresiz Yoksulluk Nafakası' hükmü iptal edilmelidir. Boşanan kadın yoksul düşmüş ve TMK 364’te yasayla belirlenen yakın hısımları yoksa veya bu kişiler nafaka ödeyecek gelire sahip değilse, devlet ilgili şahsa süreye bağlı olarak, özel yaşantısı da ilgili birimlerce her yıl soruşturulmak suretiyle makul bir nafaka bağlamalıdır."
'Boşanma Davalarının Süresine Dair'
Boşanma davalarının sonuçlanma süresine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Bergen, "Davaların en fazla 1 yıl içinde sonlandırılmasını sağlayan bir mevzuat değişikliği yapılmalıdır. Boşanmanın feri (ikinci dereceden) sonuçlarını ilgilendiren davalar ise, aynı mahkemede ayrı bir dosya konusu olarak görülmelidir." dedi.
'Boşanmak bir haktır'
Boşanmalara ilişkin mevcut yasanın 'Aile' kurumunu zedelediğine dikkat çeken Bergen, sözlerine şöyle devam etti:
"Evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı apaçık belli olmasına rağmen boşanmanın feri durumunda olan (nafaka, mal paylaşımı, velayet) uyuşmazlıklar nedeniyle karı-kocanın hükmen ayrılığına izin vermeyen mevcut yasa 'Aile' kurumunu zedelemektedir."
"Boşanma davalarının neticelenmesini nafaka/mal paylaşımı/velayet gibi gerekçelerle geciktirmek davacı/davalıların yeni bir Aile' kurmasını engellemekte ve dava süresince 'sadakat yükümlülüğü' adı altında bir tür ruhbanlık kültürü dayatmaktadır."
'Partner Kavramı ve Resmi Nikahlı Çiftlere Yönelik Ayrımcılık'
"Yasa, boşanacak karı-kocadan rahip/rahibe gibi yaşamasını beklemekte ve bunu 'ödev' olarak görmektedir. Bu anlamda Türk Medeni Kanunu kendisiyle çelişkili olarak pozitif hukuk değerlerinden ayrılmıştır. Kişilerden 'ahlâkî ödev' beklemektedir. Oysa evlilik birliği içinde olmayan, yani nitelikli birlikteliklerle 'partner' olarak yaşayan çiftlerden 'ahlâkî görev' beklenmemektedir."
'Yasa bu hali ile ayrımcıdır'
"Bugün İstanbul Sözleşmesi’ni eleştiren çevreler Türk Medeni Kanunu’nun boşanma hükümlerinin Türk Aile modelini kurumsal olarak zedelediğini dikkate almayan bir söylem geliştirmektedir."
"Mevcut yasa (TMK), 'partner' olarak yaşayan çiftlerle, resmi nikâhlı çiftler arasında açıkça ayrımcılığa neden olmaktadır. İstanbul Sözleşmesi’ni eleştiren çevreler, sözleşme ve ona bağlı 6284 sayılı yasa dolayımında 'partner' kelimesini 'homoseksüalite' olarak anlamakta ve mevzuatı 'dar yorum'la ele almaktadır."
"Oysa mevzuatın 'geniş yorumu' mümkündür. 'Partner' kavramı, aynı cinsten kişilerin 'istikrarlı birliktelikleri'ni kapsayacak şekilde yorumlanabileceği gibi, resmi nikah yapmak istemeyen kadın-erkeğin 'nitelikli birliktelik'lerine açık bir yorumu da mümkün kılmaktadır. Ayrıca bu kavram, geleneksel inançlarına bağlı kalarak ilişki kurmuş kimseleri de kapsayan şamil bir terimdir. Toplumsal alanda 'çift' olmanın çok boyutlu yapısı, bir olgudur.
'Boşanma Davaları Nasıl Görülmelidir?'
"Boşanma davaları öncelikle davacının talebine bağlı olarak görülmelidir. Dava dilekçesinde 'evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı' hususu boşanma talebinin gerekçesi olarak ileri sürülmüşse, mahkeme bu konuda acilen karar vermelidir. Davacı talebinde haklı ise boşanma sağlanmalıdır."
"Evlilik bir akittir. Evlenme aktini bir (1) günde gerçekleştiren çiftlerin boşanma süreçlerinin beş (5) yıla varan süreçlere uzaması akit özgürlüğüne yönelik bir ihlal kabul edilmelidir. Akit özgürlüğü, Anayasa’da tanzim edilmiş bir haktır. 'Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir' (AY madde 48). Kimse, daha önce yapmış olduğu akti sürdürmeye icbar edilmeyeceği gibi bir akit gerçekleştirdiği için de mağdur edilmemelidir.
AY’nın düzenlemesine rağmen:
1) TMK’nın boşanmaya dair hükümleri açıkça kişiye bağlı hakların ihlaline neden olmaktadır;
2) Ayrıca evliliğin uzaması ruhbanlığa neden olmaktadır. Bu da insan fıtratıyla çelişmektedir. Kimse uzayan dava süreçleri ve yargılama usulü nedeniyle “boşanmak ve yeniden evlilik yapma hakkı”ndan mahrum kılınamaz;
3) Evliliklerin TMK’daki boşanma hükümleri nedeniyle uzatılması gerçekte kadın-erkek ayrımcılığı da içerir. Çünkü ailesinden ayrı bir ikamet edinen erkek, bir türlü boşanamadığı eşine tedbir nafakası ödemeye zorlanmaktadır. Kendi ikametgahını “aile konutu şerhi” nedeniyle kullanamamakta, kendisine ait babasından miras kalan mülkü yine “aile konutu şerhi” nedeniyle kullanamamaktadır. TMK, erkek aleyhine yasayla oluşturulan yukarıda zikredilen mevcut eşitsizlikleri toplumsal akıl bakımından “normal” sayılmasına yasa gücüyle neden olmaktadır."