Gündem
CHP sansürü giyotin gibiydi
Tek parti döneminin ünlü yazarlarının hatıratlarında yer verdiği ifadeler, CHP’nin 26 yıl boyunca medyaya uyguladığı sansür, zulüm ve dayatmaları bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
FARUK ARSLAN İSTANBUL
Yalan habere en fazla maruz kalan ülke olduğu uluslararası raporlara konu olan Türkiye’de Dezenformasyonla Mücadele Kanunu ile bu durumun önüne geçilmek istenirken, CHP ve medyası düzenlemeye canhıraş şekilde itiraz ediyor. “Sansür yasası” diyerek yalan haberi önleyecek kanunu karalayan CHP’nin sansürcülük ve istibdadın devlet eliyle nasıl sergilenebileceğinin en iyi örneğini tek parti iktidarı döneminde verdiğini gözler önüne seren haberlerimiz ise devam ediyor. 12 Ekim’de “Sansür ve yasağın şahı CHP”, 13 Ekim’de “İstibdadın kralı CHP” haberleriyle 26 yıllık tek parti devrinde basına uygulanan sansürleri yazan Akit, dönemin gazetecilerinin feryatlarına da ışık tutuyor.
6 oklu istibdada ışık tutan gazeteciler
Her sabah “zam haberi yasak”, “bulmaca yasak”, “intihar haberi yasak” gibi uyarı telefonlarıyla istikameti dönemin hükümeti tarafından belirlenen ve İstiklal Mahkemeleri’nde yargılanıp ağır cesalara çarptırılan gazetecilerin, CHP iktidardan düştükten sonra kaleme alabildikleri hatıratlar, tek partili istibdat rejiminin ne denli basın canavarı olduğunu gözler önüne seriyor. CHP’nin Milli Şefi İsmet İnönü’nün damadı olan gazeteci Metin Toker dahi o dönemi anlatırken, hava durumunun bile yazılmaması için kendilerine talimat geldiğini itiraf ediyor.
Yazı, görüş ve haberleri sebebiyle İstiklal Mahkemeleri’nde yargılanan, gazeteleri kapatılan, ömür boyu sürgün ve para cezalarına çarptırılan gazetecilerden Hüseyin Cahit Yalçın, Ahmet Emin Yalman, Zekeriya Sertel’in yanı sıra o dönem kuruluşunda yer aldığı siyasi partisi kapatılan ve cezaevine atılan Ali Fuat Cebesoy’un anlattığı CHP'nin dikta döneminin basın uygulamaları tarihe ışık tutuyor. Yazar Kadir Çandarlıoğlu’nun belgelerlegercektarih.com’da yayınladığı iktibaslar, gizlenen yasakçılık dönemini gün yüzüne çıkarıyor.
Damattan al haberi: Hava durumu bile yasaklandı
İsmet İnönünün damadı olduğu için basın camiasında “Milli Damat” olarak bilinen Metin Toker, 1940’lı yıllarda Cumhuriyet gazetesinde çalıştığı dönemde yaşadıklarını kitabında şöyle özetliyor:
“Gün geçmezdi ki Birinci Şubeden bir memur gelip yeni bir yasak kararını getirmesin ve dosyayı şişirmesin. Sonradan bu dosyayı gözden geçirmek fırsatını bulmuşumdur. Neler yoktu ki… Hangi haberin kaçıncı sayfada kaç sütun üzerine hangi puntolu harflerle gösterilmesi gerektiğinden, hava durumunun yazılmaması emrine kadar” (Metin Toker - Tek Partiden Çok Partiye 1944-1950, Bilgi Yayınevi, sayfa 21-22)
Hürriyetsizlikten boğulan basın
“Basın sıkı bir baskı altında yaşıyordu. Telefonla gazete başyazarlarına verilen emirlerin dışına çıkılamazdı. En ufak bir hata yüzünden, gazete haftalarca kapatılır, sorumlular mahkemeye verilirdi. Yani tek kelimeyle, halk nefes alamıyordu. Havasızlıktan ve hürriyetsizlikten boğuluyordu” (Zekeriya Sertel - Hatırladıklarım, Remzi Kitabevi, sayfa 191, 192.)
Gazeteciler idam sehpalarının gölgesinde yargılandı
“Hayretle şunu gördük ki Elazığ İstiklal Mahkemesi huzurunda yargılanan Türk gazetecileri garip bir çifte hayat yaşıyorlardı. Her gün takım takım ölüm cezaları veren ve hükümlerini kimseye hesap vermeden yürüten korkunç bir İhtilal Mahkemesi’nin huzurunda saatlerce titremek, kanun filan tanımayan Mahkemenin sorguları karşısında sıkıntılı dakikalar geçirmek, her sabah sehpalarda sallanan cesetlere bakarak kendilerini de böyle bir akıbetin bekleyebileceğini hatırlamaktı.” (Ahmet Emin Yalman - Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim, 3. cilt, Rey Yayınları, sayfa 179)
Gazeteler kapandı milletin haklarına tecavüz edildi
Tanin gazetesinin sahibi Hüseyin Cahit Yalçın, yazısı sebebiyle Aralık 1923’te İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı. Tanin, 16 Nisan 1925’te Takriri Sükun Kanunu sebebiyle bir gecede kapatıldı. Gazetenin sahibi ve başyazarı olan Hüseyin Cahit, 20 Nisan 1925’te tutuklanarak cezaevine atıldı. Gazeteci Hüseyin Cahit, 7 Mayıs 1925’te ömür boyu sürgün cezasına çarptırıldı. Matbuat (basın) camiasına yönelik baskı ile bütün milletin hakkına tecavüz edildiğini beyan eden Yalçın, CHP istibdadını şöyle özetliyor:
“Matbuat olmayan bir memlekette demokrasi yoktur ve olamaz. Buna dokunulduğu gün, ne demokrasi vardır, ne hükümet vardır, ne hak ve kanun. Bir gazeteyi Heyeti Vekile kararı ile kapamak gazete yazarlarını İstiklal Mahkemesine göndermekten daha ağır bir harekettir. Adil bir mahkeme huzuruna çıkmaktan hiç kimse perva etmez. Fakat Heyeti Vekile kararı ile bir gazeteyi kapamak, hiçbir savunma hakkı tanımadan, kanun dinlemeden keyif ve arzu üzerine bir mahkumiyet kararı vermek demektir. ” (Hüseyin Cahit Yalçın - Matbuat Kanunu Hakkında Yeni Bir Layiha, Dokuz Eylül Üniversitesi yayını, sayfa 217, 218)
Tarihin en az gazete basılan devri CHP dönemi
Mustafa Kemal Atatürk ile Harp Okulu’ndan sınıf arkadaşı olan Ali Fuat Cebesoy, 1926’da “Atatürk’e suikast” iddialı davada yargılanarak cezaevine atıldı. Siyasi mağdur olduğu CHP’nin dikta döneminin basın uygulamasını Ali Fuat Cebesoy şöyle aktarıyor: “Takrir-i Sükun ve İstiklal Mahkemeleri devri başladıktan sonra İstanbul’da 14 günlük gazetenin adedi 6’ya inmiş, bunların günlük baskısı 49 bine düşmüştür. Bu baskının, hiçbir devirde bu kadar azalmış olduğu görülmemişti.” (Esat Öz - Tek Parti Yönetimi ve Siyasal Katılım, Gündoğan Yayınları, sayfa 95)