İSLAM
'Allah’a İnanmayan Şirk Koşamaz!'
Nuri Çalışkan yazdı: Çok mu iddialı oldu? Hayır, hayır! Allah’a inanmadan şirk koşulamaz. Çünkü insan ya MÜSLİM olur ya da GAYR-İ MÜSLİM… Ateist, deist, Yahudi, Hristiyan, kafir, münafık ve MÜŞRİK, hepsi de gayr-i müslimdir. Bir şeyin üstünü örtene/kapatana kafir denir. Tohumu örten çiftçiye, gündüzü örten geceye kafir denir. O halde;
Nuri Çalışkan yazdı: Çok mu iddialı oldu? Hayır, hayır! Allah’a inanmadan şirk koşulamaz. Çünkü insan ya MÜSLİM olur ya da GAYR-İ MÜSLİM… Ateist, deist, Yahudi, Hristiyan, kafir, münafık ve MÜŞRİK, hepsi de gayr-i müslimdir. Bir şeyin üstünü örtene/kapatana kafir denir. Tohumu örten çiftçiye, gündüzü örten geceye kafir denir. O halde;
KAFİR: Hakikati yok eden değil, hakikatin üstünü örten, gördüğü-bildiği halde görmezden gelen, bilinçli olarak hayatından dışlayan, inkârcı nankör kişiye kafir denir. Mutlak var olan Allah’a, Kur’an’a ve Rasûle karşı gözünü, gönlünü kapamakla onları yok etmiş değil. Bilakis gözünü kapayan, hayatı ve hakikati kendine gece edinen, zindana çevirendir. Düpedüz her şeyi inkâr edendir.
MÜNAFIK: Aklen ve kalben hiç inanmadığı halde inanmış görünen ve Müslüman toplumu aldatan en tehlikeli, tek dünyalı, ikiyüzlü kişi. Hakikati bilen, fakat bildiğini yaşamayan da, imanla küfür arasında bocalayan da münafıktır.
MÜŞRİK: Allah’a inanmakla beraber (hâşâ) uzak Allah düşüncesi, yetersizliği veya eksikliği varsayımıyla ilave kutsallar, sözde otoriteler, aracılar, yardımcılar, şefaatçiler katarak inancını şirketleştirene müşrik denir. İnsan; 1) Bir-tek Yaratıcıyı, ortak, yardımcı ve aracı oluşturarak çoklar, çoğaltır. 2) Yaratılmışı, Allah’ın niteliklerinden bir kısmını o faniye yakıştırarak, kutsayarak, yücelterek birler. Sonuçta TEK’i çoklayarak, çoğu da birleyerek hiç farkına varmadan, bilinçsizce, tertemiz imanını, şirketleşmiş bir inanca evirmiştir.
Bu ifadelerimi, birilerine ta’n etme niyetinden tamamen beri olarak, bir süt ve su kadar arı, duru, temiz ve katışıksız berrak imanımızı küçük veya büyük kir ve pislikten uzak tutabilme duamdır sadece. Zira hepimizin sevdiği, saydığı hocası, üstadı, şeyhi elbette vardır. Hatta olmalıdır ki, beslenebilsin, sorsun-sorgulasın, öğrensin de gelişebilsin, değişebilsin, dönüşebilsin. Bu süreçte fakirin duası; “Ne olur, hocamızı, üstadımızı, şeyhimizi yüceltmeyelim, kutsamayalım, mutlak doğru ve hak-hakikatmiş zannetmeyelim. Doğrusu çoktur amma yanlışa da ihtimali vardır. Çok şeyler biliyordur, eyvallah! sürç-i lisan edebilir hatta bilmeyip hata ettikleri de olabilir. İşte her ihtimale karşı: “İNSAN, evet, evet İNSAN!” olduğunu gözardı etmeyerek, kendimize de, üstadımıza da ihtiyatla ikramda bulunalım. Niye? hatasını, günahını; “Vardır bir hikmeti” diyerek dinime, imanıma, bilgi ve bilincime şüphe, şaibe ve yanlışı yamamayalım. Veya “Bunda da hayat yokmuş” diyerek köprüleri atmayalım, ilmî-manevî rızık kapımızı kapamayalım. Zira zelle ve hatası, muhtemelen %10 veya 20’dir. Ama istifade ve kazanımımız hâlâ %80-90’dır. Öyleyse diri ve dikkat uyarısını, tüm iman kardeşlerime, gönüldaşlarıma Rabbim’den ve sevgili Rasûlünden birkaç buket gül arz ederek sunmak istiyorum.
“Onların çoğu şirk koşmadan Allah’a iman etmezler. (imanlarına az çok bir şirk karıştırırlar) (Yusuf, 12/106)
Rabbimize sığınarak; “Her şeyi görür ve bilir, dara düştüğümde imdadıma yetişir, âhiret şefaatçim şimdiden hazır, vs. vs.” ilâhî tasarruf ve nitelikleri kimseye isnad ve de Allah’a iftira etmeyeceğim. Her övgü ve yüceltmeye lâyık olan sadece Rabbimdir. O’ndan sonra hürmeti hakeden sevgili Rasulullahımızdır amma, bizzat kendileri, kırmızı çizgiyi, “haddinizi aşmayın!” diyerek kalınca çizmiş…
“Meryem oğlu İsa’yı Hristiyanların övüp yığdığı gibi siz de beni sakın methetmeye kalkmayın! Şunu kesin olarak bilin ki, ben Allah’ın kuluyum. Öyleyse (benim için) sadece “Allahın kulu ve O’nun elçisidir!” deyiniz.”(Buharî, 4/167, hn. 3445)
Yine bir bayram günü Hazreti Ayşe’nin evinde iki genç kız, def ile terennümde bulunuyordu. Sözleri arasında “وفينا نبيي يعلم ما في غد = içimizde bir Nebi var ki, yarın ne olacağını o bilir!” deyince Hazreti Resulullah: “Sus sus! Sakın böyle söylemeyin! Sadece “Allah’ın kulu ve O’nun elçisidir.” deyin.”(Buharî, 7/19 ,hn. 5147) buyurarak hemen uyardı. Hiçbir hocamızı, üstadımızı, şeyhimizi, sevgili Rasûlullahımızla boy ölçüştürecek, yarıştıracak değiliz ya… Tek kelime ile EDEB YÂ HÛ, EDEB YÂ HÛÛ…
Allah’ım Rasûlünün titrediği o had-hudut ve sınırı, bizler için insanî yaşam ilkesi eyle inşallah.
MİRAT HABER